Pazar, Şubat 21, 2021

Haftasonu

Cumartesi:

 Salonu kahve kokusu tutmuş. Türk kahvesine biraz dibek kattım. Nefis oluyor. F. bayılıyor. Şekersiz bile içebiliyor. 

Bugünlük yazı işine ara verdim. Blog yazıdan sayılmıyor. Toplamda bu hafta iki bölümü daha temize çekmiş oldum. Hızlı gidiyorum diyordum ama Şubat'ın 20'si bugün ve daha birinci "perde"nin sonuna gelemedim. On gün sonra gelmiş olur muyum? Umalım.

Yarın grafik tasarım dersim var. Artık cidden kabak tadı verdi. Keşke bu kadar uzun süren bir kurs seçmeseydim kendime. Geçen hafta o kadar fazla geldi ki, grafikli resimli hiçbir şeye bakamıyordum bile.

Dün bir Ingilize karşı oynadım ve kazandım. Hem de yine geriden gelip. Sanırım oyun ortasında çuvallıyorum en çok. Yanlış oynadı ben de filini kaptım bedavadan. Sonra da galiba kendini affedemedi. Böylece onun hatası oyunun dönüm noktası oldu. Satranç mantık oyunu gibi gözükse de aslında duygusal yönü ağır basıyor bence. Çelik gibi sinirin olacak. Çelik.

-----

Pazar akşamı:

Bugün grafik tasarım dersine katılmadım. Geç uyandım. Canım istemedi. Üç aydır hiç kaçırmadan her Pazar sabahı katılıyorum. Online ders ancak bu kadar oluyormuş demek ki. Onun yerine yeni taşınan komşularla tanıştım "bahçede". Çok şahane değil mi? Hem birbirimizi kahveye bekliyoruz artık. Yeni insanlarla tanışmak beni çok heyecanlandırıyor. 

Dün biraz E.'le konuştuk yazı hakkında. Başkasıyla da konuştum da, E. çok güzel yazıyor, çok imreniyorum onun kurgu yazı diline. Sırrını sordum. Hikayenin bütününe hakim olmak ve moda girebilmek dedi. Moda nasıl giriyorsun deyince de müzikten bahsetti. Ben de kendi yazım için ilham müziği arayışına girdim. Ve buldum. Normalde müzikle yazamıyorum sessizlik gerek bana, ama düşündüm belki doğru müziği dinlemediğim için de olabilir. Mesela Beltrami'nin I, Robot'u, benim yazı projesinin ilk bölümleri için ideal geldi bana. Bir de tabii E.'le aramızdaki en büyük fark onun kitapları deviriyor olması. Ama bu konuda sızlanmaktan yoruldum. Aslında kendimi biraz sıkıya sokup, her gün belli bir miktar edebiyat okuması yapabilirim-bir ara başlamıştım. Sırf kuyular suya doysun diye. Sanatta beslenmenin önemine çok inanırım. Ama inanmak yetmiyor. Uygulamak da gerek. 

Fakat içimde bir geç kalmışlık hissi. Ne kadar da okusam yetmeyecek hissi. Çok zaman kaybettim diye kendi kendimi yemeler. Oysa bir ucundan tekrar yakalamak da var. Sanki ömür boyunca durmaksızın okumayanı adamdan/yazardan saymıyorlar. Kim yerleştirdi ki bu saçma standardı içime? Lise'de bir öğretmenim vardı. Bana demişti ki ne bildiğin kadar bildiğini ne kadar kullandığın önemli. 

Okuma konusunda yüksek standartlarımı biraz sorgulayayım ben madem. Belki de ayağıma dolanan biraz da budur.

Cumartesi günü kardeşim Istanbul'a gelecekmiş. O da başka bir mutluluk. Mutluyum çünkü galiba. Şükürler olsun. 

8 yorum :

  1. Bu koca iki günün sonundaki cümle çok etkiledi beni.. "kardeşim İstanbul' a gelecekmiş"
    ne güzel bir duygu olsa gerek...
    (bu arada soundtracki açtım merakımdan, -biliyorsunuz ben müzik hastasıyım, yayınıma göre müzik bulmak için saatlerimi veriyorum- ama benim yaratım safhama uygun değilmiş. En azından denemiş oldum :) Benden de şükürler olsun. <3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. evet soundtrack bilim kurguya göreydi. keşke baştan yazsaydım ama olmuş artık :)

      Sil
  2. Şükürler olsun :) Günün sonunda bu cümleyi söylemek yazabilmek bence çok önemli her daim demekte...
    Yazmaya devam, teşekkürler bu iki günü bize açtığınız için :)

    YanıtlayınSil
  3. Bende de ömür yetmeyecek okumak istediklerime korkusu var :/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O sanırım herkeste var. Ve gerçek bir korku. Yetemez ki.

      Sil
  4. Sevgili Küçük Joe nasıl mutlu ettin beni çok teşekkür ederim, bence okuma konusunda kendine haksızlık ediyorsun, sen kaç tane çeviri yapmış sıfırdan yeni kitap yazmış insansın ve çok da güzel yazıyorsun:)

    YanıtlayınSil