Salı, Ekim 08, 2019

Yıl dönümleri, düşündürdükleri ve film ekimi.

Sene 2005. Bu zamanlar. Yani sonbahar yeni başlamış. Hala annemlerle beraber yaşıyorum ve en büyük hayalim yazar olmaktan da çok kendi evime çıkmak. Babam hala hayatta ve hastalığı çok ilerlemiş değil. Annem canavar gibi. Tek eğlencem, etkinliğim, odamda, sabahlara kadar internetin altını üstüne getirmek. Hatta bir seferinde "artık internetin dibini buldun, şimdi çık biraz hava al" yazılı bir site bile buldum. Son son dikkatimi yeni bir site türü çekiyor. İnsanlar uzun uzun kendi hayatlarını anlatıyorlar. Bir tür günlük. Benim kadar bunalımda olanlar var. Fakat en deli keşfim benim hayalimi yaşayanların günlüğü. Amerika'da bir grup kadın var. Yirmili yaşlarının sonlarındalar. Evliler. Ve çalışıyorlar. Araştırma laboratuarında. Kimya? Biokimya? Unutmuşum. Birinin adı Yeşil Erik. Ah! Yeşil Erik! Fransa'dayken en en en en en çok hasretini çektiğim meyve. O da öyle. O yüzden blogunun mahlası bu. Bir gecede bütün blogunu geriye doğru okuyorum. Sonra Su Gibi var. Nasıl hazırcevap. İmreniyorum. Su Gibi Türkiye'de ve galiba bir bankada çalışıyor. İlk zamanlar yeni blog açan herkese link veriyor. O kadar az ki. Sanırım en eski o. Ona blogların kraliçesi de diyoruz. Sonra Paris'te biri var: Simiole. Doyamıyorum okumalara. Kurgu okumaktan bin kat daha zevkli. Bazıları günde 3 kere yazı giriyor. Onları okuyup yorum yazıyorum. Ve yavaş yavaş bir heves filizleniyor içimde. Keşke ben de yazsam. Ama benim hayatımı kim ne yapsın? Hiçbir ilginç tarafı yok. Ne biyokimya dalındaki araştırmalarımın makalesini yayınlıyorum, ne Sugibi gibi hazırcevaplık var, ne Simiole'nin renkli hayatı. Annemlerin evinde yaşıyorum, çalışıyorum sayılmaz ve bunalımdayım. Hayatı kapkara görüyorum ve bu durumdan çıkmak gibi bir ümidim de yok. Kim merak eder ki benim penceremden hayatı? Bir kişi okusa bayram edeceğim. İşte bu günlerden birinde, nasıl oluyorsa, iyi hadi bakalım deyip kendi blogumu açıyorum. Çok acayip bir duygu. Odamdayım ama bilgisayar ekranına yazdıklarım potansiyel olarak dünyayı dolaşabilir. Ve ne istersem yazabilirim. Kısıtlayan kimse yok. Yok imla hatası yaptın, yok cümlen düşük diyecek kimse yok. Düğmeye bastığımda yayınlanır. Kimseden izin istemek yok. Müthiş bir özgürlük.

İşte böyle başlıyor blog maceram. Blogun renklerini puntolarını filan kendimce ayarlayıp, bir deneme yayını yapıyorum: "çiğ köfte-te-te". Birkaç gün sonra radyodan en sevdiğim, hayatını kendi hayatıma en yakın bulduğum şairin vefat haberini alıyorum: kaptan. İyi ki blogum var. O günü ve duygularımı dünyaya duyurmaya ihtiyacım var ve blogum tam da buna yarıyor.

İlk okur, ilk yorum...Ah o ilk okur mucizesi ve ilk yorumun tadı. Odada coşuyorum. Sonra içerdeki tontişlere gidip söylüyorum. Tabii ki anlamıyorlar.

O senenin sonbaharının üstünden kaç sonbahar geçti. Zaman içinde kendi evime çıkma hayalim gerçek oldu. Yazmak için kıvranmalarıma dayanamayan Deniz bana bir öykü ısmarladı, dergisinde yayımlanacaktı. Dergi çıkmadı ama benim yazamama halim sonlandı. Bir gün başka bir site keşfettim, ve orada yaptığım testte yanlış beslendiğim ortaya çıktı. Bir karışım içtim ve on kaplan gücüne ulaşınca yıllarca süründüren bunalım puf dedi uçtu. 

Ve bugün. Annemin doğumgünüydü. Koştura koştura mum aradım önce. Bir tane 8 ve yanına bir tane 9. En güzel pastaneden çikolatalı pasta aldım. Üstüne yazı koydum: Happy Birthday. Ama kafasını kaldırıp da bakmadı. Kemikleri elime geliyordu, öyle zayıflamış. İyi değildi hali.

Akşama kadar kaldım yanında. Sonra Kadıköy'e geçtim. FilmEkim'ine biletim vardı. Burası Cennet Olmalı diye Filistin'li bir yönetmen olan Elia Süleyman'ın filmini izledim. Daha fazla filme bilet almadığıma hayıflandım.


25 yorum :

  1. Aynı zamanlarda aynı blogları okuyormuşuz!
    ltg

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yaaa o zamandan hala blog okuyan varmış! ne güzeldiler ya, bir de o zaman tamamen isimsiz insanlar daha farklı yazıyordu.

      Sil
    2. Anonim olmak güzeldi; hâlâ öyle:). O bloglar güzeldi, şimdikiler de öyle <3
      ltg

      Sil
  2. İyi ki başlamış bu yolculuk, yoksa yolumuz kesişir miydi, nasıl olabilirdi bilemiyorum. Seni tanımaktan çok mutluyum. Ve her gün ısrarla arıyorum bir şeyler yazmış mısın diye hatta yazı göremeyince tam e-mail gönderecekken "hop, dur bakalım sanki sen her gün yazı giriyorsun da rahatsız etme hop!" diyor vazgeçiyorum. Bahsettiğin o kız arkadaşların blogları hala güncelse okumak isterdim, senin ilgini çektiğine göre mutlaka okunmaya değer olmalılar.
    Ve annene sağlık diliyorum, mutlu yaşları olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Su Gibi kapattı blogunu birkaç sene sonra, Yeşil Erik yazmayı bıraktı ama bir sene önce filan baktım hala duruyordu, Simiole yi bilmiyorum. Ama Ecehan o zamanki blogları görmeliydin bir avuç insandı, ve doğru dürüst sosyal medya da yok, herkes yazmaya nasıl aç. Hey gidi bir dönemmiş meğer, bilmiyorduk.
      Teşekkür ederim güzel dileklerine.
      Pino Mino da o dönemden mesela. Şimdi baktım bloguna en son 2018 başlamadan.

      Sil
    2. Hizmette sınır tanımam: iki tanesini hala ortak bir oluşumda yakaladım Simiole ve Deryik : burada yazıyorlarmış ara sıra.
      https://themahmut.com/

      Sil
    3. takip edeceğim, çok teşekkürler. Ben de 10 yıl önce bulaştım buraya ve o kadar güzel arkadaşlıklar edindim ki anlatamam. Hatta bir tanesiyle bu hafta sonu nihayet buluştuk, sanki yıllardır birbirimizin komşusuymuşuz kıvamında geçti sohbetimiz. O günler güzeldi, neyse yine de çok güzel.

      Sil
  3. ben tesadüfen keşfettim blogları kendi bloğum yok ama sizleri takip ediyorum. annenize şifa diliyorum. emekli olunca bende blog açabilirim belki

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de tesadüfen keşfetmiştim ve sonrası işte malum. teşekkür ederim. Bir de yorumunuzun altına bir isim ya da rumuz bırakabilirseniz bir sonraki yorumunuzda size yazdığımı bilirim.

      Sil
  4. oo sen baya eskisin sahi..2010 da tanıştım ben blog dünyası ile. Bu saydıklarını bilmiyorum..

    Yazalım, yazalım, hiç bırakmayalım buraları..

    YanıtlaSil
  5. Sizi okumayı seviyorum. İyi ki yazıyorsunuz <3

    YanıtlaSil
  6. Hangi yıllardan bu bloglar? Çok güçlü yazarlar vardı gerçekten de. Annenin doğum günü kutlu olsun. İnşallah sağlığı artsın.

    YanıtlaSil
  7. Merhaba. :) Ben de bu yıldönümü şerefine ilk yorumumu gireyim - takibe alalı uzun zaman oldu, ama vakit şimdiymiş. Kutlu olsun. Yazmaya devam. :)
    Sanırım Grey's Anatomy'deydi, seneler önce bir bölümde sıkı okur kitlesi olan bir blogger kendine dürüstlükle okurlarına dürüstlük arasında sınırlı/sınırsız paylaşım çelişkisini yaşıyordu. Aklımda kalmış. Kendimi benzer bir diyarda bulacağımı o zaman bilmiyordum. Ben cesaret edip blogumu açtıktan 2 yazı sonra korkup tıkanmıştım. Toplam 3 yazıda kaldım o ilk sene, iyi mi? Bir sene sürdü tekrar dönebilmem. Sonra da dur durabilirsen.
    Filmekimi açılışını ben de dün yaptım. İyi seyirler, ufuk açıcı filmler hepimize. İyi ki festivallerimiz var. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beni de çok zorlar: gereğinden fazla açık yazdığım için kendime kızarım.
      Ben blogunuzu yeni keşfettim, sizin beni takipte olduğunuzu bilmiyordum. Sevindim.
      Benden de sevgiler.

      Sil
  8. Rabbım Anneciğine şifalar versin inşallah doğum günü kutlu olsun ...Baya eskilerdenmişin daha nice güzel paylaşımlara hep beraber sevgiler canım benim ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler güzel sözlerine sessizkaldım :)

      Sil
  9. Annenin ve bloğun doğum gününü kutlarım Joe! Bu yazı fazlasıyla içtendi ya,iyi ki tanımışım seni,bloğunu...sevgilerimle <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Anıl. Ben de seni iyi ki tanımışım. Üniversite yazılarını merakla okuyorum. <3

      Sil
  10. Yazar ne yazar ne yazamaz,bunu hatırlıyorum ben.2009 da tanıştım blogla ben.umarım uzun seneler daha yazarsın joe.Annene şifalar,iyilikler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Offf sahi mi? Duygulanıyorum o blogu hatırlayan çıktığında. Sen de 10 sene olmuş bloglarla tanışalı. Teşekkürler iyi dileklerine.

      Sil