Cumartesi, Nisan 20, 2019

Yazı atölyesi sonrası düşünceler.

Hazır gaza gelmişken, şu an otursaydım romanın başına, ne vardı? Ama bir şeyler tutuyor beni. Belki işin büyüklüğü. Bölmek bir çare olabilir. Ama işte buradayım blog. Öğleden sonra yazı atölyesindeydim. Benim romanın ilk bölümünü okudum sınıfa. Çok ilginç, çok değerli geri dönüşler aldım. Ders bitiminde iki kişi bana film ve dizi tavsiyelerinde bulundu. Üç kişi de gitmeden, yanımızdan geçerken çok beğendiklerini söyleyip öyle gittiler. Muhteşem değil mi sence? Ki bunu söyleyenlerden birinin yazdığını ben çok beğenmiştim. Pişmiş bu diye düşünmüştüm.

Aslında sana bir şey söyleyeyim mi, amaç kusursuzluk olmamalı. Asla. Orada bizi buluşturan ortak bir uğraşımız var. Tanışalım, tartışalım, zaman güzel geçsin. Amaç bu olmalı. Çok kastırdım hayatımda, çok. Hep hedef odaklı oldum. Ve köpek gibi pişmanım şimdi o harcadığım enerjilere. Bir noktadan sonra her şeyin fazlası gibi o fazla "yatırım" da zarar. Araba kullanırken gazı köküne kadar basarak gitmek gibi hep. Bir dur yahu. Bir manzaranın keyfini çıkar. Yanındakinin sohbetini dinle. Ne olacak? Diyelim çok çok çok başarılı bir yazar oldun. Başın göğe mi erdi. Zaten kastırmaktan yazamıyorsun. Biraz gevşe. Rahat ol. Hayat böyle bir şey değil. Başarılı olan da yaşlanıyor, ölüyor günün birinde.

Keşke şu yazdıklarımı yapabilsem.

Aklıma İkigai kitabı geliyor. Enis geçen doğumgünümde hediye etmişti. Okinawa'da 130 yaşına kadar yaşayan insanların incelenip anlatıldığı bir kitap. Hepsinin bir uğraşı var, hepsi aktif. Ama mesela performans kaygıları yok. Rekabet filan da. Bendeyse had safhada. Rekabeti, performans gösterişini çıkar, enerjimin %90'ı bana kalır. Öyle bir hırs var içimde. Ölümüne yapıyorum her yaptığımı. Bu yönümü törpülemek istiyorum. Belki de çok zor değildir. Sadece başta biraz farkında, bilinçli olmak gerekiyordur. Bir fren koymak. Kendini yoklayıp, arada bir basmak. Basa basa gitmek. O kadar rahatlarım ki. Ucundan hayal ettim de. En, en, en olmaya çalışmadan yapsam. Komik ama sanki daha bile güzel yaparım. Ahhhhh. Sadece tamamlamaya odaklansam. Uğraş bu desem kendime. Sadece bir uğraş. Hani filmlerde olur ya, birisi eline bir çakı alıp, bir odun parçasını kıymık kıymık yontar. Onun gibi. Kimseye gösteriş yapmaya çalışmadan. Bir şey ıspatlamaya çalışmadan.

Masam da var. Annemin evinden eski çalışma masamı aldık buraya getirdik. Atölyenin bir köşesinde duruyor şimdi çekmeceleri filan da var. Bakalorya sınavına çalıştığım masam.

Yazacağım ben bu romanı. Kusursuz olmayacak ama bitecek. İlk defa böyle bir his geldi. Şu an silik ve gidip geliyor ama bir kere geldi.

Bu yazıya başlarken beni tutan bir şeyler var demiştim. Şu an çok net. Aşırı kastırmıştım kendimi. Gevşek gevşek yazmak istiyorum. Alkolik yazarlara öyle yakınım ki şu an...Demek ki böyle oluyormuş. Alkolle kafamı toplayamam ben. Hemen dağılırım. İçimde halletmem gerek. Beynimin kıvrımlarının arasında. Haydi o zaman. Denemeye gidiyorum.


7 yorum :

  1. Hedef odaklı olmamak, anı yaşamak gerek.

    YanıtlaSil
  2. Öyle güzel bir farkındalık ki anlattığınız. Bu konuda sizinle aynı fikirdeyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kocaman bir farkındalık evet. Uygulaması kolay olmasa da deniyorum ne yapayım...

      Sil
  3. Merhaba :)

    Yazılarını okurken hep çok yakın arkadaş olabiliriz gibi hissediyorum gerçekten. Çok samimisin bu eleştirileri kişinin kendine yapabilmesi samimiyet göstergesi. Çünkü en çok kendimize yalan söyleyebiliyoruz. Blog yazıp yayınlama ayarlarını aylarca kapalıda tutan, 20 gün öncesinde herkese açık yapabilen arkadaştan selamlar

    Sevgiler Sema

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Sema,

      Çok teşekkür ederim böyle yorumlar çok mutlu ediyor beni. Keşke kendi blogger kimliğinle girseydin yorumunu senin bloguna erişebilirdik böylelikle. Ama belki tam da istemediğin budur, yine de merak ettim.

      Selamlar, sevgiler.

      Sil
  4. Aslında alkol alabilirsin bir deneme amaçlı, alkol çünkü o korteks üzerindeki baskıyı azaltınca daha gevşek ve rahat yazdırabilir. Mesela 2 kadeh şarap neden olmasın? Ya da dur ya sana daha yazar içkisi lazım. Martini kokteyli, içine yeşil zeytin.. Ben olsam denerdim ;)
    Bahsettiğin konuyu ben çok düşünüyorum, benimki birilerine bişey kanıtlamak ya da göstermek değil, kendi içimde bir yarış. Kendimle tüm derdim yani diyorum ben bunu çok iyi yapabilirim, bu şekilde yarım yamalak değil, kendime karşı çok acımasız bir sertliğim var. Mesela bugün konuştuk danışanımla ilgili durumda benim direkt olayı kişisel almam.. Yani sanki seninki de biraz öyle gibi geliyor bana çünkü bende bıraktığın intiba hep sakin ve mütevazı biri olduğun üzerine, senden o hırs ve sosyal rekabetçiliği bekleyemem ama kendinle kavgan olabilir..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki kadeh şarap beni çok fena çarpar. Anca şiir filan yazarım bir de ben onlarla. Planlı programlı bir yazının altından kalkamam. Daha beteri de altından daha güzel kalkmak olurdu. Sonra ne yapıcam? Sabah 7 de iki kadeh şarapla mı güne başlayacam? Ama sırf denemelik bir gün yapmak istiyorum şimdi.

      Dediğinde doğruluk payı var somut insanlarla yarışmıyorum hiçbir zaman. Bir de entelektüel açıdan hep bir numaraydım çocuk ergen ve erken yetişkinlikte, ama şimdi o performansım zaten kalmadı, yine de kendimi gördüğüm yer orası. Bak sonunda çözdüm, şu an çözdüm. Kimseyle derdim yok ama aynı zamanda gözüm hep zirvelerde. Kendimden beklentim öyle yontulmuş. Bir çeşit format. Sanki zirvede olmazsam hocalarım, annem babam beni tanıyanlar hayal kırıklığına uğrayacak.

      Sil