Pazar, Mayıs 13, 2018

Acı, kararsızlık ve tıkanmış evye.

Berbat bir haftaydı. Berbat. Tam toparlandım derken, yeniden darmadağın oldum. Diğer yandan hayata bakışımı değiştiren aydınlanmalar da yaşadım. Anlatmaya geldim. Çayını kahveni kap, gel otur.

Hiç lafı dolandırmadan en önemlisinden başlıyorum: acı. Acıyı hayatımın yanlış bir yerine koymuşum. Yani geçmişe. Acı geçmişteydi ve orada kalmalıydı, çünkü tekrarlamaması için gerekenleri yapmıştım. Böyle düşünmüş beynimin otomatik pilottaki kısmı. Bunu hiç sorgulamamış bugüne kadar. Ve ne zaman acı tekrar yoluma çıksa, bende orantısız bir tepki yaratıyordu. Sanki bende bir yanlışlık varmış gibi. Beceremiyorum ben yaşamayı gibi. Başaramıyorum. Bu kadar büyük.     Bu kadar dramatik.

Dün şu videoya denk geldim: principles for success. Aslında videonun asıl konusu genel hayat başarısı. Çok da kapsamlı bir video, konu acıyla sınırlı sanma, risk almak filan falan da var. Ama onu izlerken birden dank etti. Acı karşıma hep çıkacak! Hep! Ve bundan daha normal bir şey olamaz. Acı yaptığım bir hatanın sonucu, evet doğru, ama her seferinde farklı bir hatanın. Başaramıyor değilim. Yaşıyorum sadece. Yaşadıkça öğreniyorum. Herkes gibi. Tanıdığım en başarılı insanlar için de bu böyle. "Hayat acısız olmalı". Buymuş beklentim. Karşılanmayınca kıyametleri kopardığım. Yuh. Yuh.

Bundan sonrası bu kadar büyük aydınlanmalar değil. Çok aktarılabilir de değil. Mesela bir TED talk'ta dinlemiştim: zor kararların zorluğu, alternatiflerin birbirine çok yakın olmasından kaynaklanır diyordu. Fakat yine de yazı tura atarak karar veremeyeceğin bir karardır bu. Alternatiflerden biri diğerinden net olarak avantajlıysa zaten karar vermek kolaydır. Karşıma böyle zor birkaç karar çıktı bu hafta. Eskiden olsa, sıkıntılı durumun üstüne tuz biber ekmek için bir de kendimi hırpalardım neden karar veremiyorum diye. Neden karar veremediğimi anlamak çok iyi geldi. Ortalık böyle sakinleşince, düşüncelerimi, argümanlarımı daha dikkatli dinledim. Bazı çekincelerim vardı bir konuda. Ortada dönen ufak çapta bir yalandan şüpheleniyordum ve bu güvensizlik yaratıyordu. Eskiden olsa, kendime "kuruntu yapıyorsun" der, bu düşünceyi bertaraf ederdim. Bu sefer böyle demedim. Fakat diğer yandan, o insana güvenmek için de çok ciddi bir sebebim vardı. Bıraktım bu iki karşıt duygu içimde savaştı. Bazen biri ağır basıyordu bazen öbürü: güvenmek-güvenmemek. Adam güvenilir biriydi, fakat bu işten uzun vadede bir hayır gelmeyecek gibiydi, bir terslik vardı. Boşuna gidiyordum. Tıkanacaktı. Gidip gitmemek konusunda karar vermek için zaman tanıdım kendime. Dedim yavaş yavaş tortu çökecek. Biraz bekle, bu gel-gitleri doğal karşıla. En son burun farkıyla görüşmeye gitmeye karar verdim. Ve ne oldu dersin? Aynen haklı çıktım. Her iki düşüncem de doğruymuş. Ufak çapta yalan olduğunu düşündüğüm, nitekim yalan çıktı, ve fakat karşımdaki insan da aynen düşündüğüm gibi dürüst ve güvenilir. Yalan, beyaz bir yalandı, sebebi de görüşmede kendinden ortaya çıktı ve masumdu, fakat uzun vadede işim, aynen düşündüğüm gibi, yürümedi. Bir terslik nitekim vardı, ve o beyaz yalan da tersliğin bir belirtisiydi. Fakat oturduğum yerden asla tahmin edemeyeceğim bir sebepten. Bu olay kendime güvenimi arttırdı. O işten hayır gelmediyse bile oraya giderek doğru olanı yapmıştım.

Aklıma başka bir şey geldi şimdi. Çok daha önemsiz ama aynı şekilde iki seçenek arasında kararsız kaldığım ve aslında her iki cevabın da doğru olduğu. Biri, çok sene önce sanal olarak tanıştığım biriydi. Epey yazıştıktan, birbirimizi tanıdıktan sonra, konu parfümlere gelmişti. Ve benden onun parfümünü tahmin etmemi istemişti. Aklıma iki parfüm geliyordu, ikisinin arasında seçim yapamıyordum. Sadece biri öbürüne göre biraz eskiydi. Fakat yine de kararsızdım. Bunu ona söylediğimde, biraz afallamıştı. Çünkü eski olanı eskiden uzun süre kullanmış fakat hala seviyordu, diğerini ise o sırada kullanıyordu. Bir diğeri de, daha yakın tarihte tanıştığım biri. Okuduğu dalı tahmin etmemi istemişti. İktisat ve işletme arasında kararsız kalmıştım. Aslında önce iktisat okumuş üstüne işletme mastırı yapmıştı.

Acı, kararsızlık bunlar önemli. Fakat itiraf etmem gerek, bu haftaya damgasını vuran tıkanmış mutfak evyesiydi. En nihayet gücümü toplayıp ne zamandır dağılmış mutfağa el atmaya kalktığımda son zamanlarda gittikçe daha zor boşaltan mutfak evyesi karşımda duvar gibi durdu. Hay ben böyle işin içine dedim. Canımı sıkmamaya çalıştım ama zordu. En sonunda uygun bir anıma denk getirip ilacı ve üstüne kaynar suyu döktüğümde ise önce tıkanıklık gidecek gibi oldu sonra aşağıdan yukarı çamur rengi yağlı sular yükseldi ve öylece kaldılar. Uzun süre bakıştık. İkinci ilacı dökmek için lavabonun kendinden az az boşalmasını umdum ve evden dışarı çıktım, fakat iki saat sonra eve geldiğimde su seviyesi milim kıpırdamamıştı. Ne yapsam ne yapsam. Kesin muslukçu çağırmak gerekecek. Ev batacak. Hiç uğraşacak halim yok. Hiç ümidim yok, ama şu sokaktaki bir milyoncudan bir pompa alayım bari dedim. Beş teleye plastik bir pompa aldım yaylı. Kasadaki çocuğa da sordum. O aldığın çok iyi dedi. İki elinle asılman gerekir öyle güçlü, her şeyi çeker. İyi hadi bakalım. Eve geldim. Bir denedim. Kaydı. Bir daha denedim. Pek olmadı. Bir kere de ortalayıp, tam bastırıp, çocuğun dediği gibi iki kolumla asılıp yukarı çektim. Anneey. Tuvaletteki sifonun oradan gurul gurul bir sesler geldi. Saniyenin onda birinde, mutfak gideriyle tuvalet giderinin bağlantılı oldukları bilgisi beynime işlendi ve "ahan da açtım galiba" diye ümitlendim. Nasıl bir sevinç, nasıl bir ümit, nasıl bir zafer! Ve bir buçuk saniye sonra gözlerimin önünde, uzun süre bakıştığımız ve daha nice bakışacağımızı sandığım çamur rengi yağlı sular ışık hızında dibe çöktü ve pırıl pırıl bir mutfak eyvesi güneş gibi evime doğdu. Aha. Nasıl yani. Biraz su akıttım. Ve hiç beklemediğim şekilde bu eve on sene önce ilk taşındığımda su nasıl gürül gürül gidiyorduysa şimdi de öyle yepyeni olmuştu. Nasıl rahatladım, nasıl iyi geldi an-la-ta-mam. Kaç kere ilaç dökmüştüm gene de böyle olmamıştı. İşte dedim. Gözünde büyüyen öbür sorunlar da böyle hallolacak. Bu daha başlangıç. :)

Böyle işte okurum. Aslında hep burun farkıyla oldu çoğu şey. Her şeyi anlatamadım. Biraz da gevezelik etmiş olabilirim. Bugünlük bu kadar. Kal sağlıcakla ve ümitle. Güzel sürprizler dolsun haftana.


9 yorum :

  1. İyi bir anlatımdı... Demek ki n'apıyoruz, senin o beş telelik pompayı kalp hizamızdan bastırıyoruz, çökenleri yolluyor, yeni açılan yerlere güneşi doldurmaya devam ediyoruz...

    YanıtlaSil
  2. son zamanlarda yazdığın her yazıda kendi o anki gündemimden acaip şeyler buluyorum. genelde yolda, yatakta, durakta okuduğumdan yorum bırakmıyorum ama yanımdakilere bahsediyorum.

    ben de bugün teknik imkanlarımca olması imkansız bir işi başardım. işsel bi mevzuydu. ya boynumu büküp 'yapamadım' diyecektim ya da gidip bir sürü para verip o işi başka türlü halledecektim. ama senin hikayedeki gibi, yeniden tam olması gerektiği gibi tekrar denedim ve başardım. 3 haftalık sıkıntımdı, bitti.

    benzer bir zaferle güneş doğdu içime yeniden.
    o gazla ben kışlıkları hurçlara koy? diğer işlerimi şevkle yap? epeydir istemeye çekindiğim bir ödemeyi iste? bi özgüven gel?

    harika yazıydı yine

    YanıtlaSil
  3. Ya bende de boyle lavabo olsun, cop kutusu kapagi olsun, kirlendikce temizleyip, sevincten delirme potansiyeline sahibim.
    Ayni seyi dusunurup hep. Hoop hepsi boyle gidecek diye.
    Acayip bir mutluluk oluyor o vakit.
    Hayatta aciya gerek yok. Aci var ama ne kadar icinde oturmak istedigin sana bagli. Ben bazen saniyeler bazen gunlerce oturuyorum. Acinin bana benefitlerini gorup, degistirenr kadar..

    YanıtlaSil
  4. "Başaramıyor değilim. Yaşıyorum sadece. Yaşadıkça öğreniyorum. Herkes gibi." ... Bence de öyle! Ve bence acı kendimizi, başkalarını, dünyayı tam görememek yüzünden yaşadığımız şoklardan kaynaklanıyor. İnsanlığın uzun bir geçmişi olabilir ama yine de sanki her bir 'an', yokluktan çıkıp yükseliyor. Eğer tamamen alışkanlıklara bağlı yaşamıyorsak hep bir belirsizlik var yani. Lütfen başardım/başaramadım durumlarını fazla takma; yaşamak zaten büyük bir olay.

    YanıtlaSil
  5. Türkçesini aramadım, özür dilerim! Belki seversin. Ve hadi yaz artık!

    ...

    Your grief for what you've lost lifts a mirror
    up to where you're bravely working.

    Expecting the worst, you look, and instead,
    here's the joyful face you've been wanting to see.

    Your hand opens and closes and opens and closes.
    If it were always a fist or always stretched open,
    you would be paralyzed.

    Your deepest presence is in every small contracting
    and expanding,
    the two as beautifully balanced and coordinated
    as birdwings.

    Rumi

    YanıtlaSil
  6. @ Ecehan: çok tatlısın :) bu yorumu aldığımda kocaman gülümsemiştim hiç halim yokken :))

    YanıtlaSil
  7. @ Kahve: çok teşekkür ederim. İnsana bir güç geliyor de mi? Öperim şeker.

    YanıtlaSil
  8. @ Jardzy: acıdan ders alabilmek, ama sadece kendine geldikten sonra...ve sündürmemek senin dediğin gibi.

    YanıtlaSil
  9. @ seaviews: çok haklısın, başarıya fazla takığım, buraya yazdıkça daha belirginleşiyor, öne fırlıyor, yoksa o kadar hamurumda ki farkında bile değilim bu hırsın. Ne gereksiz halbuki mantığımla düşündüğümde. teşekkürler Mevlana'nın sözüne. Sevgiler :)

    YanıtlaSil