Pazartesi, Nisan 23, 2018

Özgürlük, aşk, perende.

Haydi gene deneyeyim. Bu kim bilir kaçıncı. Anlatmak için kıvranıyorum, başına oturup saatlerce ve doyasıya anlatıyorum, sonra... yok bu olmadı deyip, hop, draft dosyasına.

Sanırım biraz da yazı atölyesinin etkisi bu. Çünkü Perşembe'den sonra genelde bir tutukluk oluyor bende. Atölyede metinleri incelerken, her şeyin birbirine bağlantısını ve bir fikir etrafında kuruluşunu inceliyoruz kabaca, ondan sonra benim burada yazdıklarım çok feci laf kalabalığı gibi görünüyor gözüme ve yazamıyorum. Pardon. Yayınlamıyorum.

Geçen Perşembe mesela yazıdan sonra yola çıktım. Nefis bir gün geçirdim. Ertesi gün geldim anlattım. Ama bazı konular çok fena uzadı. Nefret ettim kendimden. Hem çok aşırı ayrıntılıydı hem de gene de kendimi tam olarak ifade edememiştim.

En son özgürlük konusunu irdeleyecektim ve M. 'yi artık kalbimden ebediyen şutlayacaktım. Özgürlük konusunu tam irdeleyemedim fakat yine de o gün her zamankinden daha özgür hissettim kendimi. Gün tam programdaki gibi gitmedi, fakat enseyi karartmadım ve terslikleri kendi lehime çevirebildim. Ve sonuç olarak gün planladığımdan bin kat güzel geçti. Sanırım günü o kadar özel kılan şey oydu, tersliklere aksilenmemek ve onları daha iyisi için bir fırsat olarak görmek. Kız kulesine çıktım mesela. En son Nemrut'a çıktığımda benzer bir his duymuştum. Halbuki Kız Kulesi ne ki dersin de mi. Ama o gün, benim için çok süper zevkli bir deneyim oldu.

M.'yi kalbimden şutlamak kısmına gelince. Sanırım başardım. Ama çok sancılı oldu. Hala da artçı sarsıntılar devam ediyor. Yoğun bir duygusal dönüşümden geçiyorum. M. sandığımdan daha derin bir meseleymiş. Zaten başka türlü nasıl tutunabilecekti bunca sene içime? Onu çekip çıkarayım derken neler neler çıktı aynı familyadan. Meğer buzdağının görünen kısmıymış. Şu an bile başım ağrıyor sıkıntıdan. Bunu hallettim ya, bütün geçmiş acılar sıraya girdi, onlar da hallolmak istiyor, hepsi bir anda başıma üşüşüyorlar. Höff. Biliyorum geçecek. Sonrası düzlük. Sonrası ova. Dağlar. Okyanus. Koca bir dünya.

Üstelik dün akşam birkaç makale okudum sağlıklı bir aşk ilişkisi kurmaktan bahseden. Ufkum sekiz bin beş yüz genişledi. Şimdiye kadar nedense (neden acaba, kafa değiştiği için olabilir mi?) hiç karşıma çıkmamış, gerçekten dişe dokunur yazılar peş peşe geldi, yetişemedim. Oysa şimdiye kadar okuduklarım hep sulusepken işe yaramaz zırvalıklardı.

Makalelerden biri diyor ki, eğer düzgün bir ilişki kurmak istiyorsan, önce kendi başına bir "bütün" ol. Yani ilişkinin gelip senin eksiğini tamamlamasını bekleme. Çok basit bir örnek vereyim, diyelim dağınık bir insansın (bu çok çıkarcı oldu ama olsun), seni tamamlayan bir ilişki arayışındaysan, çok titiz bir insan bulursun, senin de dağınıklığını toplar. Bu örneği vermemin sebebi sonradan çıkabilecek arızaların şimdiden ne kadar belli olduğu. Özetle diyor ki sende olmayanı arama, arayacaksan da önce kendin o özellikleri edin. Ben mesela bu hatayı hep yapmışım, bende olmayanı aramak. Ve bıraksan sekiz ömür daha yapardım. Başka bir örnek vereyim, diyelim eğlenceli bir tip istiyorsun. Bunu, kendi başınayken sıkıldığın için istiyorsan, yandın. Önce kendi kendini eğlendirmeyi öğren. Bunu her şeye uygula: dış güzelliğe aşırı bir zaafın mı var, her şeyin önüne mi geçiyor, kendini nasıl buluyorsun? Bir meslek grubuna mı zaafın var, belki de asıl yapmak istediğin iş oydu. Kendi idealini ilişkide tamamlıyorsun. Yapma.

Düşününce benim annemin babamın ilişkisi de tamamlayıcı tip ilişkiydi. O yüzden bu şablonu nereden edindiğim çok belli. Kökleri derinlere iniyor.

Bütün olmak bağımsızlığı da yanında getiriyor. Belki de asıl mesele bu. Birisine herhangi bir sebepten bağımlı olduğunda ilişkinin şaftı er ya da geç kayıyor. Birisini istemek başka şey, ihtiyaç duymak başka. Dinamikler değişiyor. Bir de belki ona layık olduğunu kanıtlamak için bilinçdışı bir çabaya giriyorsun. O aradığın özellik sende olmayan üstün bir özellikse. Bütün dengeler sarsılıyor.

"Bütün" olursan aradığını da kendine doğal olarak çekersin diyor.

Başka bir makalede, bence bu da önemli, onu özellikle arama diyor. Şu anlamda: her tanıştığın, her rastladığın insan için acaba bu o aradığım özel insan mı diye yaklaşmak ve yargılamaya başlamak sadece ters teper diyor. Bence de bu yaklaşım çok sağlıksız. Bir kere normal seyredemez ki öyle başlayan bir ilişki. Ama işte insan bazen panikliyor. Neyse ki çok sık olmuyor.

Böyle.

Yani yeni bir dönüm noktasındayım. Çok sağlam bir güven var içimde. Konuyu bir gün önce dipten kavramışsındır ya, artık hoca sınavda en sinsi, en kazık soruyu da sorsa sen orada şov yaparsın, havada taklalar perendeler filan.








8 yorum :

  1. "M" günlerini bilmiyorum ama son paragrafa hem güldüm hem sevindim. Makale linki için teşekkürler. Günler o kadar hızlı geçiyor ki.. Tee "Yavan" yazısı için diyecektim ki, ben de açık öğretim sınavlarında bir oturumu kaçırdım :( Ne yapalım, olsun.. İnsan iyileşiyor :)

    YanıtlaSil
  2. Şöyle;
    O son paragrafta hissedilen bütünlük uzun soluklu olursa -ki olacağı belli- zaten hakikaten düğümler çözülmüş, ne mutlu sana...
    Ve demek ki aslında bu erişim için M'sizlik de gerekiyormuş. Kararlarından hep mutlu ol e mi küçük Joe? ;) sevgiyle...

    YanıtlaSil
  3. @ Seaviews: aman gözünü seveyim bilme zaten M. günlerini. Neyse geçti bitti. İyileşmek güzel şey.

    YanıtlaSil
  4. @ Ecehan: ah evet, M.'sizlik çok önemliymiş, keşke daha önce anlasaydım. Ne yapalım, buna da şükür deyip züğürt tesellisiyle avunacağız. Benden de sevgiler :)

    YanıtlaSil
  5. Yine süper bir yazı Joe'cum harikasın. M.i kalbinden şutlamayı gerçekten istiyor musun? belki de çok da şart değildir, çünkü ne kadar kötü biterse bitsin veya sana gereken saygıyı göstermemiş bile olsa güzel günler geçirdiniz ve sen sevdin... acıyı sal güzel duyguları tut?:) kendi başına bütün olabilmek mesele ve hatta sen öyle değilsen doğru kişiyi bile kaçırabilirsin... çok acı..:) sevgiler:)

    YanıtlaSil
  6. Uzun zamandır bilgisayarı açmıyordum. Bu yazdıkların ben de eski videoları anmsattı onları paylaşayım. Şu M lerde ne varsa unutulmuyor,kolay kolay şutlanmıyor :( Geçen sene,hayalet misali geldi kondu yüreğime ve aynı duyguları aynı canlılıkta yaşadım. Şimdilik kafadan atım gibi. Neyse ben linkleri paylaşayım. 6 sene önce Türkçe kitabını tesadüf görüp ayaküstü okumuştum.

    https://www.youtube.com/watch?v=4gEjCJOzqXc

    https://www.youtube.com/watch?v=evMOK8fBVM0

    İşte bu! tepkisi vereceğini hissediyorum :))

    YanıtlaSil
  7. @ Eren: teşekkürler <3. Evet istiyorum gerçekten. Yani zaten artık bir duygum kalmadı ona karşı fakat kalbimdeki "büyük aşk" çekmecesinde durmasın bir zahmet, çünkü büyük aşk böyle bir şey olmamalı. Belki de doğru kişi çoktan kaçtı, gidip o da yanlış bir kişiyle evlendi kimbilir? Benden de sevgiler. ;)

    YanıtlaSil
  8. @ Euphony: Ah... çok iyi bilirim o hayaletleri, ne çektimse onlardan çektim. Durduk yere aklına girer ve çıkmaz. Neyse ki atabilmişsin şimdi. Ne zor olmuştur.
    Videolar yalnız on numara. Aynen dediğin gibi, budur! Bayıldım. Çok teşekkürler. Aynı zamanda adam başka ne yapmış diye biraz bakındım (daha da bakınıcam) bir tane karikatürü var o da acayip bir şey ( iki adam kollarından bacaklarından zincirlenmiş, biri öbürüne: işte planım bu... diyor. Müthiş!)

    YanıtlaSil