Pazar, Mart 18, 2018

Zor dostum zor.

Artık kimse beni tutmasın. Bloga yeni yazı yazmak istiyorum. En son postu kaç gün önce girmişim. Geçen bir yazı yazmıştım, beğenmedim geri çektim yayınladıktan beş dakika sonra ama insanlar diğer bloglarda görüp koşup gelmişler. O gün istatistikler fırladı gene, boşuna gelenlerden özür dilerim.

Gene çok zor bir haftaydı. Başım bile ağrıdı sıkıntıdan ki çok ender olur.

Az önce yazdığım paragrafı sildim. Hallettiğimi sandığım sıkıntılar hallolmamış. Galiba önümüzdeki hafta da bununla uğraşacağım.

Sorun özetle şu: annemin kontrol için gittiğimiz göz doktorunun verdiği yeni ilaç gözüne alerji yaptı ve doktoru da cins bir adam olduğu için bir türlü telefona çıkmadı ve sekreterinin iddia ettiği üzere en son uzaktan "bu ilaç bir günde alerji yapmaz" diye buyurup bizi başından savdığı için başka doktora gittik. Tabii bu çok sıkıştırılmış bir özet çünkü bu sürecin her aşaması (randevu almak dahi) ayrı ve bir haftaya yayılmış bir ızdırap. Ve yeni doktora gidip ilacın değişmesiyle de sorun hallolmadı çünkü yeni ilaç da alerji yaptı. Dün bütün gün başında durdum. Akşam da damlatıldıktan sonra 40 dakikaya yakın bekledim, alerjik reaksiyon olacak mı diye, olmayınca gönül rahatlığıyla eve döndüm. Fakat az önce telefon açıp öğrendim, gözü bu sabah şişmiş. Yani, yine bana hüsran, yine bana esmer günler düştü. 

Yaşlı bir insanla uğraşmak çocukla uğraşmaktan daha zor. Çocuğa en azından lafın geçer. Ama demans hastası, aksi ve inatçı bir insanla uğraşmak çok ciddi olgunlaştırıyor insanı. Öyle söyleyeyim. Gerisini sen anla.

Bir de bu sabah ne oldu biliyor musun. Aslında küçücük bir olay. Ama ben çok anlamlar yükledim. Çünkü ikinci kez oluyor. Sabah peynir ve zeytin almaya çıkmıştım. Caddede karşıya geçmek için fırsat kollarken elinde cep telefonuna bakarak yürüyen bir kadın caddenin ortasında o şekilde cep telefonuna yoğunlaşmış şekilde durdu. Hızla yaklaşan arabayı görmedi bile. "Araba çarpacak araba" dedim. Kadın dalgın dalgın kafasını kaldırdı ve arabayı fark edip geri çekildi. Sonra tam cep telefonuna geri dönecekken, yine dalgın dalgın bana dönüp "bana mı söylediniz" dedi. "Evet" dedim. "Neden öfkeli öfkeli söylüyorsunuz" dedi. Öfkeli... Evet öfkem geçmemiş olabilir. Ve ben, fark etmeden, insanlara iyilik yapayım derken bunu öfkeli öfkeli yapıyor olabilirim. Ben bunları düşünürken, kadın nasıl olduysa onun iyiliği için onu "öfkeli" de olsa uyardığımı idrak etmiş olmalı ki sonra daha yumuşak bir tonda bana teşekkür etti. Ama içime oturdu bir kere. Sadece gerçekler yaralar.

Güzel şeyler de oldu. Mesela kilo vermeyi başardım. Hem de bir haftada bir kilo. Genelde bu kadar hızlı veremezdim. Çabalarım en azından bu konuda meyve verdi. Demek verebiliyorum. Belimin çevresini de ölçtüm bu defa. Bir haftada dört santimetre incelmiş. İnsülin direnci diye araştırdım. Nasıl kırılır diye araştırdım. Ve okuduklarımı uyguladım: somon balığı aldım, beyaz ekmeğin yerine sabah çavdar ekmeği aldım, pilavı azaltıp yanına sebze ekledim, hayatım buna bağlıymış gibi her gün yürümeye çalıştım fakat sadece beş gün uygulayabildim, bir de çaya kahveye dahi şeker atmadım ve hiçbir şekilde pasta, kek, çikolata gofret türünden tatlılar yemedim. Hatta meyveli yoğurt ve hazır kefir bile almadım. Fakat dut pestili yedim. Muzlu kakaolu keçi boynuzu unlu bir tarif vardı çikolataya alternatif ondan yedim. Kahvaltıya ceviz ekledim. Bir senelik zayıflama takvimi çıkardım. İnsülin direncini kırmak için en az kilonun %10'unu vermek gerekiyormuş. Yani benim için yedi kiloya yakın. Bakalım her hafta bir kilo gidiyor mu. On günde bir kilo gitse ki razıyım, Mayıs ayının sonlarında obez sayılan kilonun altına düşmüş olacağım. Yoksa biraz daha uzun sürecek. Gelecek hafta bunun için çok önemli.

Başka bir güzel şey de Magnus Trainer'dı (satranç öğretme uygulaması). İnanılmaz memnun kaldım. Temel, kolay, orta ve zor diye dört aşaması var. Kolay'dan başladım ve beş günde bitirdim. Şimdi orta'ya başlayacağım. Çok öğretici ve çok pedagojik. Danimarka gambiti açılışını öğretiyor örneğin ki bence satrançta düzgün öğrenilmesi en zor olan şey açılışlar. Açılış bu kadar mı güzel anlatılır. İlke olarak öğretiyor ve ben denemek için dün akşam annemde beklerken Nina'ya karşı oynadım. Sicilya açılışı ile bana cevap verdi fakat ben Danimarka gambiti ilkesinden öğrendiklerimden yola çıkarak kafama göre uyarladım ve çok kısa sürede çok kolay üstünlük sağladım. Sonra mat edebilecekken fırsatı kaçırdım berabere kaldım ama annemin evindeydim. Sakin kafayla kendi evimde normal şartlarda oynasam o oyunu alırdım. Sonra maçı eve gelince analiz ettim ve Magnus Trainer'dan uyarladığım açılış kısmı için bilgisayar bana çok üstün oyun tespiti yaptı. %98 küsur. Benim oyun seviyem 1400 olsa kabaca, 2400'lük bir oyuncudan çok daha üstün çıktı oynadığım açılış. Ki 2400 puan Türkiye şampiyonu gibi bir şey. Ama açılış sadece. Oyunun tamamının puanı çok daha aşağılara indi zaten sonra yoğunlaşamadım, dikkatim dağıldı. Ve Danimarka gambitinin ilkelerini öğrenmek on dakikamı bile almadı. Hem de sıkılmadım. Bir kaç kere daha o dersin üstünden geçmeyi planlıyorum yine de.

Bugün yürüyüşe çıkacağım, romanın bölümlerini belirlemeye başlayacağım, bir parti çamaşır yıkayacağım. Sonra belki film izlerim. Haydin. Kaçtım ben.


6 yorum :

  1. Benden sana bir kucak ''Seni öyle iyi anlıyorum ki'' gelsin o zaman. Diren Joe.

    YanıtlaSil
  2. @ Elif: çoooook teşekkürler, anlaşılmak hep iyi hissettirir zaten <3 <3 <3

    YanıtlaSil
  3. Anneciğine acil şifalar, sana kolaylıklar diliyorum... Rejim için güzel haberlerini bekliyor olacağım...Pes etme Joe...

    YanıtlaSil
  4. Ecehan'cım çok teşekkürler güzel dileklerine, sevgiler kocaman. :)

    YanıtlaSil
  5. Joe'cum kafana koyduklarını nasıl da yapıyorsun, zorlukları bir bir aşıyorsun, ilham verici.. sevgiler:)

    YanıtlaSil
  6. Eren'cim ne güzel bakıyorsun olaylara, böyle demen şu an bana çok iyi geldi inan. Yapmaya çalışıyorum, her zaman istediğim gibi gitmiyor ama olsun. Benden de sevgiler <3

    YanıtlaSil