Salı, Şubat 28, 2017

Toparlanma çırpınışları.

Aylardır ötelediğin işi yirmi dakikada yarılarsan ne hissedersin? Aylardır ötelediğine mi yanarsın yoksa oh neredeyse bitirdim kurtulduk çok şükür mü? Yoksa az birinden az ötekinden ortaya karışık mı? Benim git gel'lerim var. Keşke'lerim.

Bu sabah çok tuhaf bir rüyayla uykumun en derin saatinde uyandım. Lyon'daydım. Öğrenciydim. Rüyanın zamanı bugündü. Yurda yerleşmeye çalışıyordum. Kar yağmıştı. Konuştuğum insanlar çok tekinsizdi. Beni yalanlarla oyalıyorlardı yarı dalga geçerek. Ve ben açıkta kalmıştım. Uyandığımda hemen dalamadım. Çok gerçek gibiydi. Oysa başımın üstünde bir dam olduğunu biliyordum.

Fakat günüm korktuğum gibi kötü geçmedi. Bütün öğleden sonra sadece çarşafları değiştirdim. Sonra mutfağı bir güzel topladım. Mutfak bezlerini makineye attım. En son da sonbahardan beri dağınıklığı katlanarak artan hobi malzemeleri deposu olarak kullandığım küçük odaya el attım. Bir de abur cubur yemedim bu saate kadar. Zayıflamak istiyorum. Ve fit olmak. Diyeceksin ki kim istemiyor ki.

Hobi odasına el atmak, birikmiş dağınıklığın sebebiyle arkeolojik kazıya benzedi. Alt katmanlara indikçe başka bir döneme ait çöpler çıktı: mesela bir adet yazdan kaldığı tahmin edilen dondurma çubuğu.

------

Bunları dün yazdım. Bugün de dünün şahane bir devamı olduğunu söylemem lâzım verimlilik ve iş görme açısından. Hobi odası tamamen bitti. Hem de gene bir on beş dakikalık zaman diliminde. Dün değiştirdiğim çarşafları yıkadım. Camları sildim. Tüller şu an makinede, yıkanıp tertemiz asıldı. Sonra çıkıp yürüyüş yaptım ve dönüşte sağlıklı yiyecekler aldım. Leylak Dalı'nın brüksel lahanası tarifini denemek istiyorum. Ama bu akşam değil. Yarın akşam. Sabah kahvaltısında tahin pekmezin üstüne keten tohumu tozu dökmüştüm. Fiziksel aktivite kapasitemi ikiyle hatta belki üçle çarpıyor. Yoksa cam silme tek bir günün tüm aktivitesi olurdu.

Hobi odasını toplayınca en dipten roman için notlarımı hatta dosyalarımı buldum. İçim buruldu. Yarım kaldığı için. Tülleri hangi programda yıkamam gerek diye bir deftere not almıştım, o defterde 2012'nin gün be gün notları da vardı. Ona da içim buruldu. Hala aynı işlerle uğraşıyorum. Hala bir arpa boyu yol gidememişim.

Bu ay için plan program yapacağım. İş kurmak ve yönetmekle ilgili elimde sağlam üç tane kitabım var. Şu an beni en çok korkutan hedef o. Yayınevi kurmaktan vazgeçtim. İçime sinmedi. Bu belirsizlik zamanlarında iş kurmak çok akıl kârı değil bir yandan. Ama kitapları okuyabilirim. Bilgisayarımda da bir iki kitap olacaktı. Tekrar elden geçirebileceğim. Yazı hedeflerimi de tekrar ele alacağım. Madem artık elimi oyalayan şu çeviriler yok. Madem ev gıcır gıcır oldu (neredeyse). Tekrar yürüyüş ve yogaya döneceğim. Abur cuburu hayatımdan atmaya çalışacağım. Tekrar sağlıklı beslenmeye döneceğim.  Ve gelecek ay yeni bir plan, geçmiş ayın ışığında onun hatalarından faydalanıp.

Haydin şimdi yemek saati. Hiç gidesim yok ama gitmem lâzım. Bu akşam işim var.





Pazar, Şubat 26, 2017

Bet (devam)

Gecelerden bir gece. Işıklar loş. Youtube'dan happy cafe music dinliyorum. Akşam yemeği olarak havuç ve kırmızı lahana salatası yedim. Üstünden türk kahvesi ve tiramisu. Evet illa bir tatlı. İlla bir şeker. Oysa enerjimi emiyor, kan şekerimi oynatıyor filan ve falan. Satranç problem puanımı biraz yükseltebildim. Onun dışında tüm negatifliğimle hâlâ ortalıkta dolanıyorum. Bugün annemdeydim. Çamaşır ipi kopmuştu onu yeniledim. Nasıl kıymetli geldi ona anlatamam. Sanırsın uzaya füze fırlattım, böyle bir hayırlı evlat hissettirmeler. Halbuki tüm günümü ona ayırıyorum, o umurunda değil. Üstelik tıkanmış banyo deliğini hallettim ve alışverişi de düzenledim. Yok.

Başka da bir yenilik, bir heyecan yok. Sadece aklıma takılan geçen gün Gorki'yi araştırırken okuduğum fikir: demişler ki Gorki için, hayatın aynı zamanda muhteşem ve acımasız/korkunç oluşunu anlatır. İşte buna vuruldum. Ben bunu anlayana kadar yirmi sene bu iki uçta gidip gelebilirdim: hayat aynı zamanda hem muhteşem, hem de çok korkunç.

Yarın müzik teorisi dersim var. Pek gidesim yok mu ne. Neden böyle oldu ki. Çok hevesliydim halbuki. Kesmiyordu diye hatta kendi kendime gitara girişmiştim. Yousician çok zorlaştı. Eğer böyle devam ederse tıkanıp kalmam an meselesi.

PMS olabilirdi fakat değil. O bile değil. Sadece tatsızlık. Demin uzun zamandır ilk defa olarak bir oyun aldım. Belki yarın daha farklı bir haleti ruhiye içinde olurum kim bilir.

İyi ki şu müzik sistemini kurabildim şu eve. En kötü günüme bile biraz güzellik katıyor.




Perşembe, Şubat 23, 2017

Bet.

Azıcık otursana yanıma. Azıcık arkadaşlık et. Moralim düşük. Sanki her yerde kaybediyorum. Her alanda. Elimi neye atsam kuruyor. Bahar yakın diyeceksin. Bu bahar mutsuz olacağım. Seziyorum. Bir tütsü yaktım. Koltuğa bağdaş kurdum. Kucağıma bilgisayarı aldım. Kombiyi de açtım.

Satrançta durmadan yeniliyorum. Puanım 1330'lardan 1310'lara düştü. Problem puanlarım bile serbest düşüşte.

Çeviri işi yarım kaldı. Yayınevi saçma sapan bir ödeme teklifi yaptı, canım ona da sıkkın. En sıkışık zamanlarımda bile onların işini aksatmamak için kırk parça olmuştum halbuki. Bir de nezaketle vakit kaybetmek istemiyormuş. Öyle diyor mailinde.

Bir de işte...o. Bana ilgili değil. Terapistime anlattım. Beni sabırsız olmakla itham etti. Halbuki bence çok belli. Ayrıca çok meşgul. Özel hayatına zaman ayırmayan erkeklerden. Uzun zamandır kimseyi öyle istememiştim hayatımda. Hatta hayatımda uzun zamandır pek kimseyi istemiyordum.

Kilolarımı söylemiş miydim? Bir de onlar var. Obezite sınırının  üstüne iki kat çıktım. Bunu söylerken sağ yanıma çay kurabiyelerimi aldım, bir de bir tablet çikolata. Kendime lafım geçmiyor.

Anneme zaten geçmiyor. Yapma dediğimiz ne varsa inadına yapıyor.

Galiba artık çeviri işi almayacağım. Hem bütün zamanımı hem bütün enerjimi emiyor. Hem de emeğimin karşılığını alamıyorum. Zaten ücretler düşük, bir de onun yarısını teklif ediyorlar hem de ne zaman ödeneceği belli değil. Yuh ama yani.

Böyle işte. Betim.



Salı, Şubat 07, 2017

Edebiyat söyleşisi ve günlük hayat.

Eskiden buralar hep dutluktu demeyeceğim. Fakat bazı şeyleri artık yazamıyorum. Çünkü eskiden, ben blog yazmaya ilk başladığım seneler, asla kimse bunları kimin yazdığını bulamayacak zannederek yazmaya başlamıştım. Halbuki şimdi öyle değil. Neyse ki adımı Google'da arattığımda henüz doğrudan burası çıkmıyor. Ama o da yakındır. Dolayısıyla bazen içimde fırtınalar kopsa da, burada bahsini edemiyorum. Gerisin geri içime gömüyorum.

Neyse. Dur bakalım. Umarım bir gün gümbür gümbür anlatabileceğim günler de gelir.

Dün ev işleri ile geçince bugün de biraz öyküyü tekrar ele alayım dedim. Ve bir arpa yolu boy kat edememenin sıkıntısı var içimde. Ama neyse ki hayatımın geri kalanı sevindirici gelişmelerle ve etkinliklerle dolu.

Eren edebiyat söyleşisini anlatmamı istemiş. Bir fotoğraf çekemediğim için çok pişmanım, o kadar güzel bir yer ki Nail Kitabevi. Gitmediyseniz Kuzguncuk'a sırf orayı görmek için yolunuzu düşürün derim. Gerçek kitabevlerinden. Ben solfej dersinden çıkıp tam zamanında yetiştim. Yani biraz geç bile gittiysem henüz başlamamıştı. Bilmeyenler için konunun geçtiğimiz Pazar günü Hikmet Hükümenoğlu'nun Körburun kitabı hakkında bir söyleşi olduğunu hatırlatayım. Sıcacık bir sohbetti, hem Körburun hakkında, hem yazarlık işi hakkında, hem ülke gerçekleri, tarihi. 6-7 Eylül olayları hakkında konuşuldu kaçınılmaz olarak, sohbete katılan bir hanımefendi vardı, o günleri bizzat yaşamış, tanık olduklarını anlattı. Söyleşinin en renkli kısmı benim için en genç okurlardı, yaşını tam olarak kestiremesem de on-on iki yaş civarı iki genç okur vardı, en güzel sorular ondan geldi benim için. Bir de en en genç, imza sırasında benden tam önce olduğu için sorduğu soruyu duyabildiğim ikinci sınıf öğrencisi bir minik okur.

Diğer sevindirici gelişme çeviri ile ilgili. Yeni bir teklif aldım. Deneme çevirisi gönderecekler şimdi. Diyeceksin ki sen daha yeni bir teklif almamış mıydın eski yayınevinden. Evet. Almıştım. Nitekim bugünkü teklifi kabul etmeden önce, canım eski yayınevime danıştım, araya bunu alabilir miyim, seninki somutlaşana kadar diye. O da, hemen al, benim işe daha var diye cevapladı. Öyle.

Başka bir taraftan gitar çalmada birinci seviye sertifikasını aldım. Hala akorları kolayca geçemiyorum ama zamanla olacak. İlerleme var.

Yalnız dün akşam salonda yayılmış otururken, çatonnnng diye bir ses geldi. Allah gitar düştü dedim. Eyvahlar olsun. Yok. Düşmemiş. Sadece bir teli kopmuş. Neyse ki alttan kopmuş. Belki dolanan yerini uzatıp yeni tel almadan idare edebilirim. Yoksa bugün çalışamayacağım.

Bir de koro dersinin kayıtlarını dinlerken, kulağımı tıkamadan ikinci ses olabiliyorum kayıda eşlik ederken. Yani mezzoyu dinleyip soprano partisyonunu söyleyebiliyorum üstüne ve hiç rahatsız olmadan, hatta mezzoya sırtımı yaslayıp yapıyorum bu işi.

Böyle işte. Bugünlerde beni en çok zorlayan şey işlerimi bir öncelik sırasına sokmak. Hepsi öncelikli olunca işler karışıyor: ev işi, müzik, yazı, yoga, peh. Haftanın günlerine bölmeli. Bir gün ev işleri öncelik olup aradan çıkmalı. Ama her günün kendi ev işi olunca ev işleri hep öncelikli oluyor. Aman üf. Neyse işte. Arada dağınık kalacak. Ne yapalım.


Cuma, Şubat 03, 2017

Duyuru.


Postuma bugün bir duyuruyla başlamak istiyorum. Hikmet Hükümenoğlu 5 Şubat Pazar günü saat 14:00'te Körburun romanı üstüne söyleşi yapıyor Kuzguncuk'ta Nail kitabevinde.

Ben yetişebilirsem katılmak niyetindeyim, o gün müzik teorisi dersim olacak Ortaköy'de, oradan çıkıp geleceğim. Kitabımı imzalatmak istiyorum! Son seksen sayfa kaldı ama, hala bitiremedim.

-----------------------

Onun dışında bugün koro günüydü. Keyifliydi gene her zamanki gibi. Ama yine güne sığamadım. Aç geldim. Yemeğim hazır yemek sayılırdı bir makarna koydum bir de cacık yaptım fazladan. Sonra ne olduysa akşam oldu. Biraz gitar çalışabildim. Göya planlar programlar yapacak kararlar alacaktım. Bir iki önemli mail atacaktım. Çarşafları kurutucuya serecektim. Belki temizlik yapacaktım. Filan ve falan. Şu an bitik haldeyim ama gidip yatasım yok. Çünkü bugün bu kadarcık olmamalıydı. Ve uzatmaları oynayarak yarını da bugünün tekrarı haline getiriyorum.

Biraz da yarın yazayım bari. Bu günlük bu kadar. İyi geceler dünya.