Pazar, Ekim 01, 2017

Ekim başlasın!

Dışarıda nefis bir sonbahar havası var: serin ve ince yağmurlu. Sanki hiçbir sene sonbaharı bu kadar özlemle beklememiştik. Sanki kimseye karamsarlık vermeyen bir mevsim oldu bu, aksine ferahlıkla bağdaştırdığımız bir mevsim.

Az önce tütsümü yaktım. Salon lambam da yanıyor. Bir de hafif bir caz koydum. Bütün ev işlerini bitirdim gibi bir şey. Artık bugün bütün gün benim. Belki seramik satranç takımını bitiririm. Hatta bitirmeliyim. Zaten dört tane at kaldı. Belki bir de piyon. Piyondan emin değilim. Seramik hamurunu bana veren kadın beni unutmuştur. Kurban bayramından hemen sonraki hafta bekliyordu beni. Ve hiç ses etmedim. Bilmiyordum ki ne zaman biteceğini. Görev gibi olsun istemedim ama oldu işte biraz. Seramik hamuruyla ilişkim biraz böyle: bazen elime aldığımda yedi-yirmi dört bundan başka hiçbir şey yapmam gibi geliyor, yarım saat sonra ise bitse de kurtulsam havasındayım. Özellikle çamur elimin sıcaklığından kuruyup çatlak çatlak olmaya başladığında.

Dün gece ne oldu...Saat on filan. Whatsapp'ıma bir mesaj bildirimi. Allahallah. Kardeşim mi acaba annemler bugün yanına gelecekti, herhalde bir şey söyleyecek. Hemen açtım. O değilmiş. K.'miş. "Ne demek istediğinizi anladım." diye bir mesaj. Ne demek istemiştim acaba. En son ne zaman görüşmüştük ki, üç hafta olmuştur. Ondan beri ne bir telefon ne bir mesaj. Herhalde başka kişiye gönderiyor, bana göndermiş yanlışlıkla diye düşündüm. Yok. Banaymış. "Şu an mı anladınız?" dedim meselenin ne olduğu anlaşılınca. "Evet birden aydınlandım" diye yazdı. Yüzüme koca bir tebessüm yayıldı. Evreka. Bayılırım her türlüsüne.

Aslında bugün tam kapanıp yazma havası. Keşke yemek masasının üstü bu kadar dağınık olmasa. Seramik çamurları, çoğu bitmiş satranç takımı, mandala için suluboyalar, yarısı boyanmış bir mandala, başka boyalar, kalemler, fısfıs, pet şişe, adadan topladığım taşlar, ökaliptüs şekerleri, gözlük kabı, kalemtraş, eski öyküden kalma notlar. Nietzche'nin sözü gibi: bir kuyruklu yıldız yaratmak için gerekli kaos misali bir "sanatçı masası". Ahah. Böyle bakınca ne şık oldu birden o masa. Edebiyatın gücü işte.

Cesaretimi toplayıp, hayatımın eksiklerine bakınca, bana iki şeyin lazım olduğunu görüyorum: biri bir kariyer. Fakat yazarlık kariyeri değil kastettiğim, her ne kadar yazıyı bu saatten sonra bırakamayacağımı biliyor olsam da. Evet bu saatten sonra başlayacağım kariyerime. Çünkü geçmişi değiştiremiyorum. Satranç kariyeri de değil istediğim. Bundan da eminim. Her ne kadar büyük usta olmak istesem de, ve o derecede işler profesyonelleşse de. Şu an net değil ne olacağı bu kariyerin. Hem de hiç. Olsa güzel olurdu. Ama olunca da güzel olacak. Çünkü çalışkanlığa çok inanıyorum. Çalışırsan (akıllıca ;) ) her şeyi başarırsın. Bu konuda terapistimden yardım almayı düşünüyorum. Mutlaka beni aydınlatacak zekice görüşleri vardır.

İkincisi aşk/sevgi. İşte bu birinciye benzemiyor hiç. Hadi deyip kolları sıvayınca olmuyor. Belki hiç olmayacak. Ama olsa güzel olurdu. Bak dün şu şarkıyı keşfettim. Bin kere filan dinledim. Öyle güzel ki...Neden bana aşk şarkısı yazan çıkmaz?

Hadi bakalım, o mu bu mu şu mu derken, bu kadar güzel bir günü ıskalamayalım gene.



2 yorum :

  1. Lütfen terapistinin önerilerini de paylaş bizimle. Özellikle planlama ile ilgili fikirlerini merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. @Sybelinka: merhabalar, hoşgeldin bloguma. Çok mahrem ve karmaşık değilse paylaşırım seve seve :)

    YanıtlaSil