Cumartesi, Eylül 09, 2017

Sonbaharı beklerken.

Sonuç olarak son yazdığım öykü olmadı. Göğsümü gere gere okutacağım öykülerden değil. Fakat E.'nin de dediği gibi, insanın her yazdığı öykü dört dörtlük olmuyor. Arada fire veriyorsun. Bu fikre alışmam gerek. Satrançta da sanki şampiyonlar hiç maç kaybetmeden şampiyon oluyormuş gibi bir yanılgım var. Bir maç verdim mi karaları bağlıyorum. Her maç sanki satranç kariyerimin maçı. Yok halbuki öyle bir şey. Hayır, ben onu toparlayabileceğimi, bir önceki öyküde olduğu gibi baştan kaleme alabileceğimi sandım, fakat o da olmadı.

Fakat. Her zamankinden daha kararlıyım. Önümüzdeki aylarda en çok yazıya odaklanacağım. O kitabı çıkarmak istiyorum. Bu yüzden koroya katılmadım bu yeni sezonda. Sadece satranç ve öyküler.   Öykü yapabileceğim bir amaç. Celes'in "ısırılabilir lokma" dediği. Peş peşe bir kitaplık öyküyü ne zaman toplarım, ondan emin değilim ama denemeden pes etmek çok saçma.

******

Elimdeki öykülerden ve sayfa sayılarından bir çizelge çıkardım şimdi. Belki beni motive eder. Ara nağme motivasyonu olarak da dergilere göndermek var, bitirince. Yüz sayfa desek bir kitaplık malzeme için, şimdilik yolun yaklaşık üçte birini katetmişim. Beğenmediğim öyküleri çıkardıktan sonra. Yoksa yarılamış olurdum.


******

Ne düşünüyorum biliyor musun. Hani komşunun tavuğu komşuya kaz görünür derler ya. Ben ünlü bir piyanistimizin instagram hesabını çok imrenerek takip ediyorum. Senede, atıyorum, yüz konser versin, değişik ülkelerde. Hem müzik yapıyor, hem her gün değişik bir ülkede. Hem kariyer yapmış. Renkli ve başarılı bir hayat. Gibi görünüyor dışarıdan. Geçen gün bir paylaşım yaptı. Olayın zor tarafını kimse görmüyor diye düşündüm. Turneye yalnız çıkıyor. Konser sonrasında otel odasında yalnız. Ve bu neredeyse her gece tekrarlanıyor. Yani senenin yüzbilmemkaç gecesi. Sabahın beşinde koşturarak uçağa biniyor. Bu mu imrendiğim hayat? Yurtdışında okurken, senede iki kere tatile Türkiye'ye dönerdik. Ve uçağa binmeyi çok sevmeme rağmen bir yerden sonra o yolculuklar gerçek bir angaryaya dönüşmeye başlamıştı. Her akşam, ya da her akşam olmasın, gün aşırı olsun, uçağa bindiğimi düşünemiyorum. Göçebeden beter. Hani her gün değişik bir ülkede konser vermek güzeldi?

Bu nereden aklıma geldi. Dün akşam eski bir arkadaşım aradı beni. "Neler yapıyorsun" diye sordu. "Bir şey yapmıyorum, öykü yazmaya çalışıyorum", dedim. "Musikiye de gidiyordun" dedi. "Evet oradan çıktım başka bir koroya katıldım dedim, beş tane konser verdik bu yaz". "Ne güzel uğraşlar, ben işimden çok sıkıldım ama mecburum yapmaya" dedi. Halbuki çok geçerli bir mesleği var. "İnsan çalışmayınca mecburen bir uğraşlar buluyor kendine", dedim. Benim hayatım da ona acaba çok mu renkli gözüküyor diye düşündüm. Halbuki, gerçekte, içimde kariyer yapamamış olmanın üzüntüsü hep var. Başka bir yerde olmalıydım. Ama işte hayat. Başka bir arkadaşım daha var böyle benzer tepki veren. Çok güzel bir aile kurmuş. Çok kişinin imreneceği bir mesleği var. Ama ona sorsan "hiç öyle (senin gibi) heyecan verici işler yapmıyorum" gibi bir şey dedi. Herhalde insan elindekilere alışıyor ve eksik olan gözüne batıyor. Ve tabii ki, başkasının hayatına baktığında kendininkinde hep bir eksik var ve olacak. Çünkü herkes farklı bir yol çiziyor kendine. Bazen kendi bile çizmiyor, ailesi ya da hayat şartları çiziyor o yolu. Hiçbirimiz her şeye birden sahip olamıyoruz ve tam da bu noktada, çelişkili görünmesine rağmen, hepimiz birbirimize eşitleniyoruz.

********

Enerjim düşük bugünlerde. Jardzy'nin salata tarifi aklımı çeldi. Bir de dün dışarıda yediğim tadına doyulmaz kinoa salatası. Önümüzdeki üç gün sadece çeşitli kombinasyonlarla değişik salatalarla beslenebilirim.  Hatta değişik malzemeleri pişirip, saklama kaplarına alıp hazır alternatif yaratabilirim: nohut, mercimek, pancar. O yüzden son gücümle dışarı çıkıp mutfak alışverişi mi yapsam diyorum. Geri geldiğimde bırak salata yapmayı, satın aldıklarımı yerleştirecek gücüm bile tükenmiş olabilir yalnız. Şimdi oturup hangisini yapsam diye kırk beş dakika düşünebilirim. Çıkmak? Kalmak?

********

Çıktım. Alışveriş yaptım. Geldim, Jardzy'nin salatasına yakın bir salata yaptım. Yedim. Tıka basa doydum. Ama canım üstü çikolata kaplı bisküvilerden çekiyor. Dut pestili ve fındıkla idare edeceğim.  Enerjim olsa fındıklı güzel bir kurabiye pişirirdim. Ne zamandır kurabiye pişirmiyorum. Tam sonbahar etkinliği.

Bu sonbahar çok güzel geçebilir. Bir aksilik olmazsa elbet. Oturup öykülerimi yazacağım, bir yandan fırında kurabiyeler kekler pişecek, evi mis gibi kokular saracak. Dışarısı rüzgârlı olacak meselâ. Yanımda kahve kupam. Sırtımda hırkam.




10 yorum :

  1. Bu yazıyı tesadüfen klasik müzik eşliğinde okudum ve çok sevdim.Dediğin gibi bazen özendiğimiz hayatların arka perdesinde hiç istemediğimiz şeyler yatıyor.Aynı şekilde bizim hayatlarımızda da var.En güzeli sahip olduğumuz hayatın keyfini çıkarmaya çalışmak,gücümüz yettiği kadar da istediğimiz yönde değiştirmek.Ben de önümde beni bekleyen bir sürü deneme sınavını satranç maçı gibi düşünüp ''son maçım değil'' demeye çalışacağım.Kazanana kadar devam!

    Sonbahar konseptine ba-yıl-dım.Umarım öykü işini en güzel şekilde halledersin.Her işin için bolcaaa iyi şans xo

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel bir yorum bu! Bayıldım! Evet elimizdekilerin değerini bilelim. Ve gücümüzün yettiğini de değiştirmeye çalışalım. Bu kadar. Ne güzel satrancı deneme sınavlarına bağlaman :)))) Kazanana kadar!
    Teşekkürler Anıl!

    YanıtlaSil
  3. nerde okudum hatırlamıyorum. diyordu ki dünyada insanoğlunun mutlu olmasının bir sınırı varmış. hayat şekli, başarılar filan durumu hiç değiştirmiyormuş. konu mutluluksa, her yerde eşitiz aslında. en fazla mutlu olunabilecek level 3 ise, oraya hepimiz her koşulda ulaşabiliyoruz.
    gerçi sen yazıda mutluluktan bahsetmedin ama kariyer, iyi bir iş filan diyince, aklıma nedense gelen o.
    insan hobilerine de boğulsa, harika bir mesleği de olsa, güçlü bağlarıyla sevgi dolu bir hayat da yaşasa mutlu olma hakkı çoğalmıyor :D beynin sınırı belli. standart paket : )))

    YanıtlaSil
  4. 40 yasimda yaptigim meslegi sevmedigimi kendime itiraf ettikten sonra, su an hala ne yapacagimi bilmiyorum. Onemlimolan keyif alarak para kazanmak.
    Sosyal medya biz gercekte nasilizdan ziyade, nasil gorunmek istedigimizi yansitiyor. Belki de en samimi olan sensin. Gercek bir gunluk gibi, yasadigin hezeyanlarinla yaziyorsun. Durutsun. Cogu insandan farkli olarak.
    Salatayi mutlaka kara uzumle dene :)
    Öykülerini de bekliyorum basili olarak.
    Sevgiler,
    J.

    YanıtlaSil
  5. Aslında herkes kendi hayatından şüphe duyuyor ama acaba en başa dönsek farklı yapar mıydık, onu düşünüyorum ben de..
    Bu arada qinoa'yı bir de azcık pancar ve beyaz peynirle dene yamyam

    YanıtlaSil
  6. Harika öyküler yazacağına eminim Joe'cum, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  7. @ Kahve, ben bunu para için olan versiyonunu duymuştum. Belli bir para durumundan sonra fazlası hiç fark etmiyor diye. Demek mutluluk için de varmış. Olabilir aslında inanırım. Belki de level 3 ün son durak olduğunu bilmemekten neler neler hayal ediyoruz.
    Ama işte kariyer odaklı yaşamışsan, aile hayatını, aile hayatı odaklı yaşamışsan öbürünü, her ikisini beraber götürmüşsen bu sefer işte arkadaşım gibi ben hiç eğlenmiyorum aslında triplerine girmeyi becerebiliyor insan. Mutluluk konusunda ben galiba 2 deyim. Fena değil yani. Ama kendim için düşlediğim hayat bu değildi.

    YanıtlaSil
  8. @ Jardzy: ne zor bir itiraf. Ne kadar cesursun. O zaman sana en sevdiğim pinterest sözlerinden biri gelsin: "bugün canımın istediği herhangi bir şeyin başlangıcı olabilir".

    Evet dürüst olmayı önemsiyorum. İnsanlara olduğumdan farklı görünmemeyi. Olduğumdan daha mutlu ya da mutsuz görünmemeyi. Çok yakınımda çok sahtekar bir insanla yaşadım bu konuda. Bütün derdi " ben herkesten daha şanslı bir insanım" savını yaşatmaktı. İnandım buna ve ben neden bu kadar şanslı değilim diye üzüldüm. Sonra anladım. Ve o insanı hayatımdan çıkardım. Bence hırsızlıktan farksız. İnsanların ellerindeki mutluluğunu çalıyorsun. O insana benzemek en korktuğum şeylerden biri...

    YanıtlaSil
  9. @ Öğrenen anne: en başa dönsem farklı yapardım şahsen, ama bunun için bunları yaşayıp görmüş olmak gerekirdi, bugünkü olgunluğum ve yerleşik düzenim. Bugünkü aklım gerekirdi o da o zaman yoktu.
    Pancar ve kinoa...mmm kulağa çok hoş geliyor.

    YanıtlaSil
  10. @ Eren: evet umuyorum :))))) dur bakalım.

    YanıtlaSil