Pazar, Eylül 24, 2017

Kişisel ayrıntılar...

Dün mesela. Blogumdan da muhabbetimden de nefret ediyordum. Gereksiz kişisel ayrıntı doluydu, çöptü. Gene yazsam gene kimseyi ilgilendirmeyen kişisel ayrıntılarımı dökecektim. Hatta nasılsa kimseyi ilgilendirmeyecek diye analog günlüğüme yazacaktım çünkü bir yandan da doluydum. Yazasım, anlatasım vardı. Sonra gündem benim şaşkın bakışlarım ve "inanmıyorum" nidalarım arasında birdenbire değişti. Üç aydır süregelen PMS ve ben artık ya menopoza girdim, ya da kanser oldum diye kendi kendime yaptığım kuruntularım bitiverdi. Nasıl oldu? Hiç kolay olmadı. Bol teskin edici ilaç aldım. Belki onların da etkisi vardır. Prospektüste adet öncesi sıkıntısını gerginliğini giderir yazıyordu. Fakat bence asıl tetiği çeken canım Adrienne'imin PMS ve adet krampları için hazırladığı yoga videosu oldu. En büyük eczacı gene bizim kendi bünyemiz. Hala hayretlerdeyim. Hareketler o kadar basit ki. Yastıkları bacağının üstüne yığıyor, sonra da üstüne uzanıp derin nefesler alıyorsun mesela. Ya da bir battaniyeyi katlayıp, omurgana denk getirip üstüne uzanıyorsun. Her seferinde, bir işe yaramasa da en azından bir zararı yok diye yapıyorum, ve her seferinde işe yarıyor. Yogayı bitirdikten tam bir buçuk saat sonra, üç aydır ortalıklardan kaybolan hormonal dengem yeni bir döngüye girmişti. Vatana, millete hayırlı olsun. Tesadüf mü bu şimdi?

Böylece enerji sıkıntılarım da son bulacak diye umuyorum. Gerçi son yazıdan sonra gene ufak ufak normale dönüyordu. Bir sabah erken kalkıp, otuz tane iş görmüştüm öğlene kadar. Bankalar, tencereciler, kasap ve saire. Ama mesele hormonaldi ve buna çok canım sıkılıyordu.

Onun dışında sayılarla aram iyi. Mesela ışık hızında yükselen kilom, ışık hızında düşmeye başladı. Umarım devam edecek. Sonra, yakın zamanda problem puanımda rekor kırdım: 1500'ü aştım. Oyun puanım hala geride fakat çok maç yapmıyorum o yüzden. Maçların puanını düzeltmek daha zor, enerjisizken maç yapmayayım demiştim. Satranç oyunum gelişti yine de. Hissedebiliyorum. Artık farklı bir yerdeyim. Mesela 1600'lük, 1700'lük problemleri çözmem istisna değil, hatta birini yarı zamanda bile çözdüm. Üstelik CAPs diye bir sistem var. Tam kitaba göre oynadığım bir açılıştan sonra kolayca aldığım bir maçın değerlendirmesi, 2300 ratingli bir oyuncu gibi oynadığım yönündeydi. Tabii ki gerçek seviyem o kadar değil (öyle olsa Türkiye birincisi filan olmam gerek) ama yine de çok başarılı bir maç çıkarmışım demek o sefer. Bu hafta sonu yeğenimin turnuvası var. Hocası ona kesin madalya alırsın demiş. Ki turnuvada milli takım oyuncuları da olacakmış. Bir sevindim. Sanki madalyayı ben alıyorum. Bir ara Istanbul'a gelecekler, ona o "pattern" şeysini göstermem gerek. Kesinlikle oyununu çok ilerletecek. Ve söylemedim. O "pattern" şeysini ben Susan Polgar'ın bir belgeselini izledikten sonra problemlerde aramaya ve aklımda tutmaya çalışmıştım. Geçenlerde tam olarak benim yaptığımı anlatan, ve tavsiye eden bir büyükustanın videosunu izledim (chess.com da olduğundan link veremiyorum). Demek doğru yapıyorum diye sevindim. Diyor ki özetle, her taktiği akıl edemezsin, bazılarını öğrenmen gerek. Bu o kadar önemli bir bilgi ki. Ben hepsini akıl etmem gerek, etmezsem bir işe yaramam diye düşünüyordum başlarda. Oysa artık başaramadığımda tepkilerim bile çok daha yumuşak. Hmm, "bunu akıl edemedim bak", "hmm bu aklımın köşesinden bile geçmedi, ilginçmiş", "hmm bunu hiç bilmiyordum, öğrenelim bari", "hmm bunu neredeyse başarmışım". Eski hırsım öfkem hiç kalmadı. Ve taktik çöze çöze ağbimin bana bir zamanlar sorup, cevaplayamadığım problemleri, ya da pozisyonlar hakkında yaptığı ileri yorumları nasıl akıl ettiğini anlamaya başladım. Anlamaya başladıysam, yaklaşıyorum demektir. Oysa eskiden kopup gidiyordum oyundan, bana o kadar uzak bir hesap gibi geliyordu ki. Kolunu uzatıp aya dokunmak kadar ihtimal dışı. Dahi filan olmak gerekmiyormuş. Çalışmak gerekiyormuş. Görmüş olmak gerekiyormuş. Ama o da benim seviyemin çok üstünde sormuş hep.
Artık bir rahatlık var tahtayı değerlendirirken. Ama 115 saate yakın problem çözmüşüm toplamda, 8000 küsur.

Başka da bir şey yok şimdilik hayatımda. Pek heyecanlı değil. Ama şikayetçi değilim. Tersine. Şükürler olsun. O hafif kanamalar kanser habercisi değilmiş. Ve şükürler olsun henüz menopoza girmedim. Şükürler olsun, kilom azalmaya başladı. Şükürler olsun satranç yerinde saymıyor.



2 yorum :

  1. Ya kilo ve PMS aslında çok ilişkili, bir vitamin durumuna baktırsana sen.. Bazen D vitamini B vitamini eksikliklerinde de cortluyor bu sistemler.
    Ayrıca kişisel çöp değil yazdığın hiç bir şey, ben severek okuyorum..

    YanıtlaSil
  2. @ Öğrenen anne: biliyorum da öyle değil işte. Çok dengesiz. Ben iki buçuk hafta önce birden bire günde bir kilo almaya başladım, hem de tatlıyı aburcuburu kesmişken, iştahım azalmışken. Sonra kilo kendiliğinden geriledi, sonra sabitlendi, sonra gene hızlıca geriye sarmaya başladı, oysa ben yediklerimde pek bir değişiklik yapmadım. Üstelik daha üç gün önce adet gördüm. Normalde adet görmeden bir gün önce artar sadece. Alakası yok yani bence. Varsa da düzensizlikle alakası olabilir ancak. D ve B vitamini eksiği de olabilir, yaş da olabilir: 46 artık menopoz başlangıcı diyorum. On sene filan sürebilirmiş. Pöf.

    Teşekkür ederim... :)))) Öptüm kocaman.

    YanıtlaSil