Salı, Eylül 26, 2017

Alternatif.

Mesela bugün. Biraz daha iyiyim. En azından kanım çekilmiş gibi, koltukla tek vücut olmuş halde yaşamadım günümü. İçimde hevesler var. Ama benim o bildiğin heveslerimden. İki gün sonra yerini yeni heveslere bırakan, ayşeyi görünce fatmayı unutan heveslerden. Ya da öyle olmasından çok korkuyorum. Ve bu huyumdan çok sıkıldım. Ayrıca Acemi Öykücü projemi çok ihmal ettim. Ona da canım çok sıkılıyor. Bu istikrarsızlık beni yiyip bitiriyor. Belki en büyük dertlerimden biri. En büyük kusurum.

Pazartesi günü blog okunması son zamanların en yüksek rakamlarını gördü. Teşekkür ederim sevgili okurum. Dünyanın dört tarafına yayılmışsın ve bu beni her zaman çok heyecanlandırıyor.

Şu sıralar, sanırım en büyük meraklarımı "alternatif" sözcüğünden bir çatı yapıp altına toplayabiliriz. Her şeyin alternatifi çekiyor ilgimi. İstanbul'da yaşamaya alternatif. Tatile alternatif tatil: işte otel yerine bedel karşılığı kaldığın çiftlikler, ya da karavan kiralamak, onunla gezmek. Ayşe'nin o postundan sonra alternatif eğitim sistemi.

Biz pedagoji okumadık, yani eğitim bilimi. Çocuk gelişimi filan okuduk ama o aynı şey değil. Bir de uzun yıllar özel ders verdim, burada pek bahsetmiyorum artık. Dersin içeriğini de yöntemini de kendim belirliyordum ve işin en hoşuma giden kısmı da buydu, çünkü bir kavramı öğretirken kendimin ve çocuğun bütün yaratıcılığını kullanma imkânım oluyordu. Tabii ki çok vaktimi ve emeğimi alıyordu, araştırıp, malzemeleri temin etmek. Ama çok keyifliydi. Mesela, çocuğa "bu bundan büyük, bu bundan küçük, bu aynı" demenin fransızcasını öğretebilmek için (yuvaya giden çocuk), çilingire uğrayıp ellerindeki kalmış anahtarları istemiştim. Yaklaşık yirmi otuz tane anahtar. Sonra bir yerden bir çıta edinmiş, elimdeki ilkel bir testereyle çıtaya eşit aralıklarla çentikler açmıştım, biraz da iplik götürmüştüm yanımda. Derse elimde bu torbayla gitmiştim. Zaten elinde malzemelerle gidince çocukların ilgisi bir anda tavan yapıyor. Anahtarları masaya yaymıştık. En sonunda sana küçük bir süprizim olacak demiştim. Tek tek karşılaştırıp, en büyük olanı bir sola kaydırıyorduk, böyle yapa yapa hem her seferinde sıkılmadan "bu bundan büyük" (ya da küçük) cümlesini tekrar ettirmiş oluyordum, hem de en sonunda anahtarlar boy sırasına dizilmiş oluyordu. Boy sırasına dizilmiş anahtarların sırasını bozmadan, deliklerinden ipi geçirerek çıtanın çentiklerine asmıştık. En son, çıtayı iki ucundan tutmuştum, öğrencime parmağıyla bütün anahtarlara bir uçtan başlayıp parmağıyla ters tarafa hareket ettirmesini söylediğimde çıkan o güzelim uyumlu sese adeta vurulmuştu. (Şu aşağıdaki aletin anahtarlısı.) Sonradan bütün gün elinde o aletle dolaşmış, daha da sonrasında annesinden gerçek bir müzik aleti almasını istemişti.


Buraya nereden geldim. Ayşe'nin postundan. Aklım orada kaldı. Alternatif bir eğitim sistemi diyordum. Montessori kitaplarına ve Finlandiya eğitim sistemi hakkında kitaplara baktım Amazon'dan. Henüz satın almadım ama aklımı çeliyor. Gece, Ayşe'nin postunun altına çok güzel öneriler sunmuş yorum kısmında. Çocuğa evde alternatif bir eğitim vermek, ufkunu genişletmek için.

Bence okullarda öğretilen bilgiler çok şuursuzca seçilmiş. Mesela biz altıncı sınıfta deniz kestanesinin üreme şekli üstüne ders gördük. Orta bir. Onbir yaşında. Biyoloji dersi. Hangimiz merak ediyordu acaba? Çok mu lazımdı o yaşta o bilgi? O yaşta kaç tane deniz kestanesi görmüştüm ki? Bugüne bugün kaç tane gördüm acaba ve üreme biçimlerinin benim hayatıma etkisi ne?

Baştan tasarlansa, eğitim müfredatının içine neler konmalı, günümüz dünyasında gerçekten faydalı konular neler: ben olsam cv hazırlamayı, değişik iş arama tekniklerini, proje yönetmeyi, kişisel finans, diyet ve yiyeceklerin besin değeri, çevre koruma gibi pratik konuları lise belki orta okul müfredatına eklerdim. Meditasyon tekniğini öğreten bir ilkokul bile görmüştüm bir belgeselde. Denge derdim çocuklara: akademik başarı ile sosyal hayat arasındaki denge, çalışmak ve eğlenmek arasındaki denge. Yeni okul sistemini bu denge üzerine kurardım en önemlisi. Bir de rekabet yerine işbirliğini öğretmeye çalışırdım, işbirliği ve birbirini tamamlayıcı beceriler üzerine kurulan proje ödevleri verirdim. Ve saygı: başka inanışlara, başka kültürlere, yaşam biçimlerine saygı, başkalarının hem artılarına hem eksilerine saygı. Bir de proje bazlı eğitim konusu var bana çok ilginç gelen. Tüm bu bilgileri derleyen bir kitap üstüne çalışırdım, bu kadar istikrarsız bir insan olmasam.

Sen olsan eğitim müfredatına hangi dersleri eklerdin? Sence ideal eğitim sistemi nasıl olurdu?

6 yorum :

  1. Merhaba sevgili Joe :) Günaydın.

    Önceki yorumuma cevap da yazmışsın teşekkür ederim. Benim iki blogum var, biri önüm arkam kitap diğeri sevgili günlük (kalemimdenhayat.blogspot.com). Günlükte Bodrum, çocuklarım, okulları vb hakkında epey yazım var.

    Büyük oğlum 3 yıl patikadaydı, şimdi küçüğün ikinci yılı. Kesinlikle müstesna bir okul .Yeğenininkini çok merak ettim, öğrenirsen sevinirim.

    Senin içinde iyi bir öğretmen var belli , anahtar örneğini mest olarak okudum.

    Eğitim konusu herkes için kanayan yara. Bodrumda tam da hayal ettiğimiz gibi alternatif bir oluşum vardı, Başka Bir Okul Mümkün derneğinin okulu . İte kaka 4 yıl devam edebildi ve geçen yıl sonunda kapandı.

    Sosyal devletlerde yaşayan arkadaşlara imrenerek bakıyoruz. Hele ki anne baba tam zamanlı çalışıyorsa o bahsedilen kurslar vs fantazi. Para ayrı dert zaman ayrı dert. Oğlum devlet okulunda, haftada sadece 1 saat ingilizce bir saat piano aldırmak istesem 750 lira . servisi, öğle yemeği, etüdünü de sayarsan devlet okulunda dahi ayda 1500 lira para harcaman gerekiyor. Yani ülkemizdeki asgari ücret..Hesap ortada işte.

    YanıtlaSil
  2. Biliyorsun zaten eğitim sistemine şu sıralar atarlıyım..ders kitaplarımızı bir görsen.Aptal saptal düzenlenmiş.İçlerinde bilgiye dair bir şey yok.Neymiş efendim amaç bizi araştırmaya teşvikmiş.Sanki onu yapacak kadar rahat bir müfredat var.Hocalar konu yetiştirme derdinde.

    Bana kalsa ''nezaket'' diye bir ders eklerim.Özellikle ilköğretimdeki çocuklar eşitlik,adalet ve insanlık gibi kavramları hafiften öğrenmeli.Bazı aileler bunlardan habersiz olunca kaba saba,sevgisiz bir toplum oluşuyor.Cezasını da hepimiz çekiyoruz.

    İdeal eğitim sisteminin bu dünyada hayalini kuramadım ama başka bir dünyada var: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu,en iyi eğitim sistemi :')!!

    YanıtlaSil
  3. @ Elif: mail attım sana bir tane

    YanıtlaSil
  4. @ Anıl: Evet biliyorum. Eğitim sisteminin her gün cenderesini çeken insansın :)

    Büyücülük okulu :D Ben sadece ilk kitabı okumuştum ama bana pek ideal bir okul gibi gelmemişti :) Biraz tekinsiz sanki canavarlar filan tuvaletlerde :))))

    YanıtlaSil
  5. En atar yaptığım konudan vurmuşsun şimdi yine... Ben olsam ezbere dayalı herşeyi kaldırırdım ve ilgi alanına göre okullar açar, velileri bilinçlendirir, sınavları kaldırırdım..Demek kolay da bu birgün olacak mı işte o çok zor maalesef...

    YanıtlaSil
  6. @ Ecehan: hmmm ezberin birazı gerekli, ama asgariye indirebiliriz elbet, ve kesinlikle ilgi alanı ağırlıklı olmalı dersler, standart bir genel kültür gerekse bile. Yanlız sınavları kaldırmazdım. Sınavsız bir dersim oldu, çok anlamsızdı. Bir kere de sınav sonuçlarını sene sonunda verdiler, sudan çıkmış balığa döndük. Ya da başarıyı yeniden düşünmek. Mesela proje bazlı eğitimdeki gibi...Proje işlevini yerine getiriyorsa tamam demek. Bilmiyorum aslında araştrımak gerek alternatif eğitim biçimlerini.

    YanıtlaSil