Salı, Nisan 04, 2017

Salçalı makarna ve Borges.

Bu başlık günümü ne güzel özetledi. Günün tek atraksiyonu salçalı makarnaydı. Onun dışında tamamen kayıp bir gün. Bir de kahvaltı dünkü gibi yumurtalıydı. Yani özel.

Borges'e canım sıkıldı. Ölümsüz diye bir öyküsü var, Alef kitabında. Bugün onu okudum işlerimi halledip. İlk başta vay canını ne güzel bulmuş, şurayı ne güzel demiş filan diye okudum hayran hayran. Not bile alacaktım. Sonra olaylar beni aştı. Homeros'a filan anlamadığım göndermeler. Ne İlyada'yı okudum ne Odysseus'u. Okusam da aklımda kalmazdı o gönderme yaptığı cümleler. Şimdi öyküyü beğendim mi beğenmedim mi söyleyemiyorum. Tam anlamadım. Bir kere daha okumam lâzım. Hatta beş kere daha. Belki on. Yok öyle bir sabrım. Belki ilerde. Ama nasıl Borges olmuş anladım. Bu hikâyesi bambaşka. Önceden okuduğum iki tanesinden çok farklı. Ama beni "biraz" aşıyor. Beğenmeden anlamadan insan hayran olur mu? Bari anlasaydım da böyle arada kalmasaydım. Belki nette bununla ilgili yazılmış makaleler bulurum. Mutlaka konuşulmuştur bir yerlerde bu hikâyesi tartışılmıştır.

Bir de Tomris Uyar çevirmiş. İçinde ürkünç, ağu, tarazlamak gibi zorlama sözcükler var. Tomris Uyar dan nefret ettim.

Bütün gün böyle geçti işte.

Salçalı makarnaya gelince: inanmayacaksın ama ilk defa yaptım. Bin kere filan ketçaplısını yapmıştım. Alâkası yok. Olay salçaymış. Biraz tereyağ ve sarmısak ezmesi kattım içine. Biraz da kekik. Offff. Nasıl güzel oldu bilemezsin.

Ama Ölümsüz henüz tamamına hakim olamasam da öykü yazmaya meraklı biri için ders gibi bir öykü.

Denge kurmak. Ruhum ölümüne bir konuya odaklanmaya o kadar müsait ki. Yazmak şu an o konu. Dengeyi bozmayacaksın. Marifet değil ölümüne odaklanmak. Kendini tüketmek. Bana hiçbir zaman mutluluk vermedi. Vermeyecek.


4 yorum :

  1. Senin tavsiyendi, kasmadan yaz demiştin:) kasmadan oku diyorum bende...yoksa okumaktan yoruluyorum, aslında okumak üzerine ders almayı, okuma atölyelerine gitmeyi çok istiyorum imkansızlıktan olsa gerek bir sokakta yürür gibi okuyorum, yürürken ilk gözüme çarpanları görüyorum, süslü bir ev, yıkık bir ev gibi durmuyorum yürüyorum ama içime kattığı şeyleri yükleniyorum...sonra tekrar okuyorum yıkık evin sağlam kalmışlarına dikkat kesiliyorum , yine yürüyorum yine yükleniyorum...Borges hiç okumadım , ama listemde...Salçalı makarnayı ne güzel anlatmışsın, okurken hiç zorlanmadım , akşama mutlaka yapmalıyım diye ağzımın suları akarak okudum...

    YanıtlaSil
  2. SEvdiğin şeyi bul ve onun seni öldürmesine izin ver demiş Bukowski, senin son paragrafın bana bu sözünü hatırlattı..
    Borges biraz salçalı makarna gibidir, oraya buraya bulaşır, dağılır, bir ay sonra bembeyaz örtünün daha önce hiç fark etmediğin yerindeki ufcık salça sosu gibi, birden kendini yine Borges düşünürken buluverirsin ;)

    YanıtlaSil
  3. @ Ayşe: çok haklısın, okumak bir zevk olmalı, doğal olmalı, keyifli olmalı. Ama üniversiteden kalan bir disiplin var, gerekli okumalar, gelişmek için, belki de yanlış düşünüyorum. Senin gözlemlerine hep hayranlıkla tanıklık ediyorum. Belki yazının en güçlü yanı o. Müthiş bir gözlem yeteneğin var. Senden bana geçer diye tadını çıkara çıkara okuyorum seni. Bir gün bana sırrını anlatırsın belki. Öyle bir umudum var.
    Yedin mi salçalı makarna?

    YanıtlaSil
  4. @ Öğrenen anne: evet Bukowski'nin öyle demesi beni çok şaşırtmadı. Ama ben onun gibi yapmak istemiyorum işte. Hep öyle yaptım şimdiye kadar çünkü. Öldüresiye giriştim işlere. Halbuki daha dengeli yaşamak var.
    Hmm demek Borges düşünmek var orada burada. Bu hoşuma gitti...

    YanıtlaSil