Pazartesi, Nisan 03, 2017

Şahane bir gün.

Bugün şahane bir gündü dostum. (Nispeten) erken uyanabildim. Günümün akışında iki buçuk saat fark etti. İki buçuk saat çok büyük fark dostum :). Öğlene kadar ev işlerini bitireyim sonra yazıya geçerim diye yazıyı bugün kendime ödül yaptım. Ev işleri öğlende bitti. Pırıl pırıl bir mutfak, ocağına varıncaya kadar temizlenmiş, toplanmış tezgâhlar, yatak odasında değişmiş nevresimler, süpürülmüş yıkanmış koltuk kılıfının verdiği gönül rahatlığıyla yazının başına oturdum. Kasmadan fakat kontrollü bir şekilde.

Öykünün kabasını bitirdim mi saat üçte? Bazı yerler biraz kurcalanmak ister. Ama öykü bundan öncekilerin verdiği o, "bu öyküyü ilk ben okuyorum" gururunu yaşatmadı. Belki fazla kurcalanmaktan konusu bana çok sıradan geldiği içindir. Bilemiyorum. Hiçbiri beni bu kadar uğraştırmamıştı. Neyse söyleyeceğim o değil.

Saat üçte, pırıl pırıl bir ev, ve bitmiş bir öykü ile başbaşa kaldım. Gün başka zaman yeni başlıyor olur. Dedim kalk. At kendini dışarı. Banka işlerini hallet bak daha kapanmadı. Bankadan sonra da saçlarını boyat. Benim buradaki şube aşırı kalabalıktı, sırada abartısız altmış kişi filan bekliyordu. Dedim ne güzel bak, sen de burada bekleyeceğine o süreyi öbür şubeye bu güneşli havada yürüyerek değerlendir, hem güne biraz temiz havada yürüyüş katmış olursun. Gittim öbür şubeye, kimsecikler yoktu. Hemen işim bitti. Geri geldim. Kuaföre. Hop nefret ettiğim bir işi de aradan çıkardım. Yoldan kıyma ve maydanoz aldım. Bulgurun yanına köfte yaparım diye hesaplamıştım. Eve geldim. Köfte yaptım. Pişirip yedim. Ve saat daha sekiz buçuk bile değil.

Ama bu verimliliğin temeli bir kaç gün öncesine dayanıyor. Yatmadan bir yatmadan önce yogası yaptım. Hiç yoga yapmadıysan bile hayatında bunu bu gece ne olur bir dene. Zaten yatakta yapılıyor. En basitinden uykunu daha iyi almış oluyorsun sabaha. Ben dün akşam yarım bırakmak zorunda kaldım çünkü resmen sızdım yarısında. Fakat evvelsi gün, yogayı yaptığımda öyküden dolayı bir miktar gergindim. Ve yoga sonrası, bugüne kadar başardığım şeyler bir bir gözümün önünden resmi geçit yaptı. Artık kanıksadığım şeyler. İrili ufaklı. Hatırlamak iyi geldi. Kendime bakışımı değiştirdi bir miktar. Ertesi gün, evi topladım, yoruldum, canım film izlemek istedi. Saat beşti. Ve ben sanki kural varmış gibi gece olmadan hiç film izlemem. Ve çok uzun zamandır, belki senenin başından bu yana evde film izlememiştim. İşleri bırakıp, Passengers'ı izledim. Bir keyif, bir keyif. Bana öyle iyi geldi ki. Böyle ruhumu sanki silkeledi. Bu sabah da kahvaltıma özendim. Yumurta filan pişirdim. Ama suda kırmadan. Kabuğuyla. Yanına yeşillik. Yanına jambon. Taze kıl biber. Üstünden de yoğurt. Beslenmeme dikkat ettiğimde yoğurda keten tohumu tozu ve tarçın da katarım. Bu sefer chia tohumu da ekledim. Bu akşam da aynısını yemeğin üstünden yedim.

Bu arada ev işlerinin bir türlü neden bitmediğini çözdüm. Çünkü çok çok çabuk yoruluyorum. Mesela  beş dakika süren bir kalmış limon sıkacağını temizlemek beni bitiriyor çünkü belim ağrımaya başlıyor hemen. Aklıma öğrenciyken kilomun aşırı düşmesi geldi. Yani vücutta yakılacak yağlar bitmiş artık kasları yakacak kiloya inmişim. Yaklaşık beş kilo kadar. Beş kilo kas. Belki onlar hiç yerine gelmedi. Belki o zayıf kasların üstüne bindi sonraki yağlar. Bilmiyorum. Ama gün içinde belimin ne çabuk ağrımaya başlayıp beni zorladığını bugün birçok defa ilk olarak fark ettim. Şu an bile ağrıyor meselâ. Kesinlikle şu üstümdeki fazlalıkları atıp kaslarımı güçlendirmem lâzım. Bir de kilolar birikince hareket etmek zorlaşıyor, ve bu bir kısır döngü. Bu ayki önceliklerimden biri bu olmalı.

Ah unutuyordum söylemeye, Çanakkale'deki koro festivaline öyle elimizi kolumuzu sallayarak gidemiyormuşuz maalesef. Tüm koroların içinden sadece 36 seçilmiş korist katılacakmış...Yani seçmelere katılacağım eğer cesaret edebilirsem. Seçilirsem katılacağım.

Şimdi biraz satranç problemi çözeceğim. Sonra da bir kitap mı alsam elime ne? O zaman işte, şahanenin de ötesi olur.



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder