Cuma, Nisan 21, 2017

Küçük zaferler, küçük sevinçler.

Tam blog yazma ortamı. Yapılmayı bekleyen bir iş yok. Anlatasım var. Dışarısı kapalı ve soğuk. Sırtıma bir hırka giydim, ayağıma çorap, koltuğa popoyu yaydım. Oh. Kebap. 

Birazdan Çanakkale seçmelerinin sonucu açıklanacak. Çarşamba akşamı seçmelere katıldım. Ve başardım. Ama başaranların hepsi Çanakkale'ye koro yarışmasına katılamıyor, bazıları yedekte duracak. Ve belki hiç katılmayacak. Ama olsun. Öyle de olsa, birkaç gün zaferimin tadını doya doya çıkardım. Sopranoymuşum. Tescillendi. Ve kulak sınavını geçtim. Pek bir beklentiyle girmemiştim sınava. Bir de en zoru olan üç sesi birden basıp, tek tek sesleri söylememi istedi hoca. İki sene önce büyük bir hüsranla çıktığım başka bir koro seçmesi için bu üçlü seslere çalışmıştım, ve hiç onu sormamıştı şef. İki sene sonra hala sesleri söyleyebildiğime şaştım. İşte iki gündür "başardım, başardım" diye dolanıyorum mutlulukla. İçten içe yedeklere kalacağımı düşünüyor olsam da. Dün bir ara yedekler de Çanakkale'ye gidiyor sandım, fakat bugün sordum, öyle değilmiş. İlk düşündüğümmüş. Dur bakalım.

Öykümle ilgili çok güzel geri dönüşler aldım. Mesela yazı konusunda beni en çok üzen şeylerden biri, burada kullandığım dille, öyküde kullandığım dilin hiçbir ortak noktası olmamasıydı. Bazıları bloga yazar gibi öykü, hatta kocaman roman yazıyorlar ve enfes oluyor. Ve o tutarlılık beni çok özendiriyor. Bu hafta birisi bana, blogdaki sıcaklığı, öyküde de bulabildiğini söyledi. Sıcak yazmak. Hiç bilinçli olarak yaptığım bir şey değil. Ama öyle olduğunun düşünülmesi bana çok iyi geldi. Hani aklına geldikçe kalbini ısıtan bir sevinç gibi. Varmış benim de tutarlı bir tarzım.

Fonda da N.'nin onarıp pansumanladığı insan ilişkileri şeysi var. İçimde bir kırıklık varmış. Çok diplerde, eskilerde. Kendime duyduğum güveni de kapsayan. Bundan sonra herşey daha farklı olacak, biliyorum.

Bir de işte, alışveriş yaptım ben yine internetten. Lamy dolmakalem, o su hazneli fırçalardan ve bir kutu suluboya. Ege'nin önerdiği Güven Sanat'a uğradım Çarşamba günü Kadıköy'de. İnternette posta ücreti ile beraber bir buçuk dolara bulduğum fırçaları, elli teleye satıyorlardı. Çok açık fark var. Postacı geçen gün satın aldığım saati getirdi, nasıl bezmişse iki günün birinde bana paket getirmekten "daha bunların devamı var mı, daha gelecek miyim ben buraya" diyor. Zevzek.

Hepi topu anlatacaklarım bu kadarmış. Ben susmam sanıyordum. Gidip biraz Ursula Le Guin okuyayım bari. Biraz da Çanakkale hayalleri kurayım. Ama çok değil. Kararında. Haydin kal sağlıcakla. Sonuçlar açıklanınca buraya dip not olarak eklerim.






4 yorum :

  1. Ne güzel! :) İnşallah Çanakkale seçmelerinden de güzel bir haber gelir:)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler!!! :) heyecanla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  3. Aww ben de seninle heyecanla bekliyorum! ^^

    Şu müzik işi zor sanki.Bambaşka bir dili öğrenmekten farksız.Özverin ve çalışkanlığın için de bir tebrik de benden olsun :) yola devam!

    YanıtlaSil
  4. Anıl!!! evet ben de müziği bir yabancı dile benzetiyorum, ve ayrıca yabancı bir dil öğrenirken de kulağın çok önemli bir yere sahip olduğunu düşünürüm hep. Hala daha haber çıkmadı bu saate kadar. Herhalde yarına kaldı bu liste işi pöf!

    YanıtlaSil