Cuma, Mart 24, 2017

Miskinlik, alışveriş, satranç.

Üstümde bir miskinlik. Bütün gün böyleydi kıpırdamaya karar vermek ve kıpırdamanın arasına illa ki bir buçuk saat girdi. Muhtemelen PMS'in de etkisi var. Gıdım gıdım verdiğim kiloları toptan geri aldım. Hoh hoh hoh. Bir buçuk kilo. Geldi buldu beni, yine yeni yeniden. Neymiş dersen, bir gün sinema izlerken, bir albeni, bir nestle bitter gofret yedim. Üst üste, evet. İki gün sonra da Hatay usulü tahinli cevizli kabak tatlısı. Kıtır kıtır. Nefisti. Deme sakın. Sen de kaşınmışsın ama deme. Kabak tatlısını anladık da tahinli cevizli sosu yemen şart mıydı deme. Şarttı çünkü, evet. Hem tahin de ceviz de çok besleyici. Bir sürü demir, bir sürü omega 3, bir sürü kalsiyum. (Ve oldu bana bir sürü kilo, şşşh söyleme). Yine olsa yine yerim. Mevsimi geçecek diye ödüm patladı zaten. O tadı bir daha tadamadan ölüp gidersem gözüm açık giderdim. İstanbul'da oturanlar için net adres veriyorum. Nişantaşı City's in sinema katındaki restoranların orada bir Chef Döner var. Oradan Hatay usulü kabak tatlısı iste. Gerçi karşı tarafta da şubeleri varmış. Ama semtini unuttum. AVM'nin adını da unuttum. Baktım şimdi internetten, Ümraniye'de Meydan AVM'nin içindeymiş. Çalışanları da çok sevimli. Diğer yemekler de lezzetli de o kıtır kıtır kabak tatlısı...

Ne diyordum? Miskinlik. Bütün gün masanın başına geçip de şu öyküye bir el atamadım. Bunun için kendime çok kızgınım. Ama her zaman yayıla yayıla yazdığım buraya bile zor yazıyorum şu an. Demek ki piller kritik seviyeye ulaşmış. Demek ki kızmamalı. Yarın yazarım, daha güzel yazarım diye avunmaya çalışmalı.

Bugün yazı yazamamanın hıncını alışverişten çıkardım. Dışarıdaki işlerimi hallettim, geldim eve ve Çin'e bir dolu sipariş geçtim. Bir tane güzel cüzdan buldum, bir tane güzel çanta, bir tane güzel saat, iki tane de güzel yoga ve spor pantolonu. Elimdeki cüzdanım kenarlarından yıpranmaya başladı. Ve rengi de kırmızı. Jardzy kırmızının ateş rengi olduğunu ve para konularında kullanılmaması gerektiğini söylediğinden beri cüzdanı değiştirmeyi kafaya koymuştum. Batıl inançtan çok ben böyle her şeyi lime lime olana kadar kullanma huyumdan vazgeçmek istiyorum. Eskisini Tchibo'dan bulmuştum. Piyasadakileri beğenmiyorum. Hep böyle plastik ve gereksiz çarpıcı. Ya kocaman dore bir tokası var, ya bir şey. Aynı paraya sade fakat güzel deri cüzdan buldum. Saatimin kayışı plastik ve durmadan kırılıyor. Kayışının orijinalini alsam dünya para, neredeyse yeni saat parası, ve iki günden yine kırılacak, üstüne ekleyip yeni saat aldım ben de. Bu seferkinin kayışı sağlam. Öyle işte. Yoga pantolonlarına gelince tamamen hovardalık. Yogayı evde yapıyorum, kız bu neyin cakası diyor ya şarkıda, aynı o. Kime caka yapıyorsam, aldım işte hem de bir değil iki tane. Belki yürürken de giyerim, belki motive eder diye kendimi kandırdım.

Bu arada olumlu ve sürpriz bir gelişme var. İki gündür satranç problemlerini böyle bir farklı rahatlıkta çözebiliyorum. Hata sayım azaldı ve problem puanım yükselişte. Böyle birden bire sanki bir sırra erdim. Nasıl oldu hiç bilmiyorum. Hayır rekor filan kırmadım henüz. Sadece problemi eskiden sürüne sürüne çözerdim şimdi tıkır tıkır gidiyor. Dur bakalım.

Yarın hiçbir zorunlu işim yok. Ev işlerini pas geçeceğim gene. Bütün gün oturup yazmaya çalışsam ne şahane olur. Böyle bir yandan istiyorum, en zevkli kısmına geldim, bir yandan da yazmaya kıyamıyorum, daha güzel olsun diye diye, tuhaf bir haller.

Haydin ben kaçtım. Bugünlük bu kadar.

4 yorum :

  1. Geçen yazdı galiba; bir parka gidiyordun yazı yazmaya,kitap okumaya falan ^^ Havalar ısınmışken o pikniklere başlamalısın derim.Dilediğin şeyleri aynı zamanda gerçekleştirebilir: yürüyüş,temiz havanın meditasyon etkisi,yazı yazmak için farklı bir ortam ve belki de o ortamı bekleyen son ilhamların gelişi :)

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Ah evet. Ama park için havalar henüz serin. Yirmi beş dereceden önce donma tehlikesi var :D Yazı yazmak için parkı denedim daha önce. Çeviri için de. Kesinlikle bana gelmiyor. Bir kere oturuş rahatsız. İki büklümsün ya da dirseklerinin üstünde. Maksimum kırk dakika dayanabiliyorsun öyle. Kafelerde de yazamıyorum. Halbuki ne özenirim. En rahatı ev. Yine de zevkli önerileriniz için teşekkürler ederim efendim :)

    YanıtlaSil
  3. kadın cüzdanlarının tasarımının vasatlığı! o kalpler o süslemeler. erkek cüzdanlarını seviyorum ben.

    hiç aklımda yokken canımı da kabak çektirdin be Joe. İlk İstanbul seferinde yiycem dediğin yerde!

    cafelerde ben de çalışamıyorum çünkü çalışırken bir şeyler içmeyi unutuyorum. anlamsız oluyor. siparişini verdiğim içecek soğuyor filan. fekat bazen olabilmişse öyle bir şey, bitiminde tatlı bir his bırakıyor.

    YanıtlaSil
  4. Yaaa sen gel İstanbul'a seni ben misafir edeceğim Chef Döner'e, beraber yeriz kabak tatlısını.

    Ben etraftaki gürültüden ve hareketten konsantre olamıyorum. Zaten aklım dağılmaya dünden hazır. Ama hala çok özenirim :) Zaten buradaki favori kafem kapandı. Şimdi evin tam karşısında bir tane var. Ama çok saçma geliyor. Evden çıkıp sokağın öbür tarafına oturmak.

    YanıtlaSil