Salı, Şubat 07, 2017

Edebiyat söyleşisi ve günlük hayat.

Eskiden buralar hep dutluktu demeyeceğim. Fakat bazı şeyleri artık yazamıyorum. Çünkü eskiden, ben blog yazmaya ilk başladığım seneler, asla kimse bunları kimin yazdığını bulamayacak zannederek yazmaya başlamıştım. Halbuki şimdi öyle değil. Neyse ki adımı Google'da arattığımda henüz doğrudan burası çıkmıyor. Ama o da yakındır. Dolayısıyla bazen içimde fırtınalar kopsa da, burada bahsini edemiyorum. Gerisin geri içime gömüyorum.

Neyse. Dur bakalım. Umarım bir gün gümbür gümbür anlatabileceğim günler de gelir.

Dün ev işleri ile geçince bugün de biraz öyküyü tekrar ele alayım dedim. Ve bir arpa yolu boy kat edememenin sıkıntısı var içimde. Ama neyse ki hayatımın geri kalanı sevindirici gelişmelerle ve etkinliklerle dolu.

Eren edebiyat söyleşisini anlatmamı istemiş. Bir fotoğraf çekemediğim için çok pişmanım, o kadar güzel bir yer ki Nail Kitabevi. Gitmediyseniz Kuzguncuk'a sırf orayı görmek için yolunuzu düşürün derim. Gerçek kitabevlerinden. Ben solfej dersinden çıkıp tam zamanında yetiştim. Yani biraz geç bile gittiysem henüz başlamamıştı. Bilmeyenler için konunun geçtiğimiz Pazar günü Hikmet Hükümenoğlu'nun Körburun kitabı hakkında bir söyleşi olduğunu hatırlatayım. Sıcacık bir sohbetti, hem Körburun hakkında, hem yazarlık işi hakkında, hem ülke gerçekleri, tarihi. 6-7 Eylül olayları hakkında konuşuldu kaçınılmaz olarak, sohbete katılan bir hanımefendi vardı, o günleri bizzat yaşamış, tanık olduklarını anlattı. Söyleşinin en renkli kısmı benim için en genç okurlardı, yaşını tam olarak kestiremesem de on-on iki yaş civarı iki genç okur vardı, en güzel sorular ondan geldi benim için. Bir de en en genç, imza sırasında benden tam önce olduğu için sorduğu soruyu duyabildiğim ikinci sınıf öğrencisi bir minik okur.

Diğer sevindirici gelişme çeviri ile ilgili. Yeni bir teklif aldım. Deneme çevirisi gönderecekler şimdi. Diyeceksin ki sen daha yeni bir teklif almamış mıydın eski yayınevinden. Evet. Almıştım. Nitekim bugünkü teklifi kabul etmeden önce, canım eski yayınevime danıştım, araya bunu alabilir miyim, seninki somutlaşana kadar diye. O da, hemen al, benim işe daha var diye cevapladı. Öyle.

Başka bir taraftan gitar çalmada birinci seviye sertifikasını aldım. Hala akorları kolayca geçemiyorum ama zamanla olacak. İlerleme var.

Yalnız dün akşam salonda yayılmış otururken, çatonnnng diye bir ses geldi. Allah gitar düştü dedim. Eyvahlar olsun. Yok. Düşmemiş. Sadece bir teli kopmuş. Neyse ki alttan kopmuş. Belki dolanan yerini uzatıp yeni tel almadan idare edebilirim. Yoksa bugün çalışamayacağım.

Bir de koro dersinin kayıtlarını dinlerken, kulağımı tıkamadan ikinci ses olabiliyorum kayıda eşlik ederken. Yani mezzoyu dinleyip soprano partisyonunu söyleyebiliyorum üstüne ve hiç rahatsız olmadan, hatta mezzoya sırtımı yaslayıp yapıyorum bu işi.

Böyle işte. Bugünlerde beni en çok zorlayan şey işlerimi bir öncelik sırasına sokmak. Hepsi öncelikli olunca işler karışıyor: ev işi, müzik, yazı, yoga, peh. Haftanın günlerine bölmeli. Bir gün ev işleri öncelik olup aradan çıkmalı. Ama her günün kendi ev işi olunca ev işleri hep öncelikli oluyor. Aman üf. Neyse işte. Arada dağınık kalacak. Ne yapalım.


9 yorum :

  1. Çook teşekkür ederim yazdığın için, güzel olacağına emindim ve merak ediyordum, o kadar genç okur beklemiyordum, ne kadar güzel, 6-7 eylül olaylarına bizzat tanık olmuş birinden dinlemek inanılmaz... çeviri teklifleri harika, hayırlı olsun:)

    YanıtlaSil
  2. Ne iyi ettiniz de geldiniz. Sağ olun.

    YanıtlaSil
  3. Asıl siz sağ olun. Çok keyifli bir yerde çok keyifli bir söyleşiydi. Kitabın son elli sayfasına geldim. Söyleşide bir spoiler oldu ufak ama olsun. Yorumlarımı bitince yapmak isterim.

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Joe, uzun zamandır edebiyat ile ilgili, hikaye yazmanın incelikleri ile ilgili söyleşileri senin için kaydediyordum, kendim okumuyor, sana faydalı olur diye...çok birikti artık yollayayım dediğim anda hepsini kaybettim...Öyle üzüldüm ki, o yazıları okudukça mutlu olacağını hissediyordum...Ben okuyamıyorum, yazı ile ilgili her bilgi kocaman bir taş oluyor sağ elime bağlanıyor...Orhan Pamuk'un kitaplarını okudum, çorum kütüphanesinden alarak, çok şaşırdım, gerçekliği keşfettim...Gerçeklik, yazı için çok gerekliymiş ama en çok hikaye için... Gerçeklik ile ilgili düşünüyorum, çevremi gözlüyorum "gerçeklik" leri ayımsıyorum... Kendi kendimeyim, çok isterdim çorum da bir çayhaneye gidip çay içerek yazıda gerçekliği tartışan bir grup ile olmayı...

    YanıtlaSil
  5. Aklıma da geldi senin gideceğin o söyleşiye. Ben de çok istedim hem seni görürüm hem de keyifle Hikmet Hükümenoğlu'nu dinlerim diye Nail Kitabevinde olmayı o gün, ama pazar gününe denk gelmesi feci oldu maalesef. Şimdi söyleşiyi de keyifle okuyacağım. Yeni kitabı henüz almadım ama ilk fırsatta.

    YanıtlaSil
  6. @ Ayşe: biliyor musun yorumun çok zor bir zamanımda ilaç gibi geldi. Birinin, hiç yüzünü görmediğim birinin benim için, benim ilgimi çekecek diye yazılar biriktirmesi...Özellikle senin düşüncelerinde olmak çok gurur verici başka bir açıdan. Bize anlat bence blogunda gerçekliği. Ben tam olarak ne kastedildiğini anlamadım mesela. Hangi kitabında rastladın o kavrama? Uzaktan tartışırız, yanımıza çayımızı alıp, olmaz mı?

    YanıtlaSil
  7. @ Kunegond: bence gelmeliydin, eminim severdin. Bunu nispet diye söylemiyorum :)))

    YanıtlaSil
  8. @Eren çok özür dilerim, senin yorumunu yanıtlamayı atlamışım şimdi fark ediyorum. Rica ederim, senin anlat demen de vesile oldu, yoksa tembellik edecek ve her şeyi kendime saklayacaktım. Evet genç okurlar şahaneydiler! :) Sevgiler.

    YanıtlaSil
  9. Çok naziksin sevgili Küçük Joe, ne demek, aşkolsun, sevgiler:)

    YanıtlaSil