Cuma, Ocak 27, 2017

Üzüntü ve bolşevik devrimi.

Önce üzüntü vardı. Ağladım. İçimi çeke çeke. Salya sümük. Sonra bir daha ağladım koltuğun yastığına kapanıp. Üzüldüm: kırgındım, haksızlığa uğramış, kullanılmış, aptal yerine konmuş, parmakta oynatılmış. Hem de defalarca. Hem de şahitsiz. Tek şahit bendim. Saat gece yarısına geldiğinde bir şahit beklediğimi anladım. Yoktu şahit. Olmayacaktı. Bunu anlamak çok özgürleştiriciydi. Üzülmekte yerden göğe kadar haklıydım ve başka kimse bana hak veremezdi çünkü bilmiyordu. Bütün hayatım bir üzüntü koleksiyonuydu. Bin kere on bin kere yüz bin kere üzülsem yetmeyeceğini anladım. Ve üzüntü o an tükendi. Üzüntünün dibine gelişim böyle oldu. Ama o bitince bu sefer öfke başladı. Başkaldırı. Isyan. Nasıl bir hiddet. Sanki hiddetli nefesimi sokağa salsam şehir sekiz şiddetinde yalpalayacaktı. Üç gün öfkenin pençesinde kıvrandım. Ne hayatımdaki güzellikler, ne her zaman yarama merhem olan doğal yollar yetmiyordu beni sakinleştirmeye. Kimyasal bir destek aldım. Hayır, ne alkol ne uyuşturucu. Onlara hiç güven olmaz. Sadece bir ilaç.

Bugün koroya gidemedim. Ama biraz daha iyiyim. Öfkem geçmedi. Sadece seyreldi. Dışarı çıkıp en sevdiğim abur cuburları aldım. Biraz da sağlıklı şeyler. Mesela fındık. Dolapta olgunlaşmış yarım avokado vardı. Onu ezip kendimce bir guacamole yaptım. Tahıllı ekmeğe krem peynir ve o avokadodan sürdüm yedim. Güzel bir tokluk verdi. Çay içtim. Kızlardan koronun ses kaydını atmalarını rica etmiştim. Attılar sağolsunlar. Onu dinledim. Koro detone söylüyordu. Gülümsedim. Orada olmak istedim. Oysa sabah detone söyleceğim diye istememiştim. Bir yeri yapamıyorlardı. Ben evde, ikinci dinleyişte yapabildim. Başarmak bazen öyle tatlı ki. Belki öfkeye güzel bir panzehir. Ya da seyrelmiş öfkeye.

Mina'nın önerdiği nefis animasyonu izledim bu arada. Gorki'nin bir kısa öyküsünden esinlenilmiş olduğunu öğrendim filmi sonunda. Gorki hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Hiçbir hikayesini okumamıştım. Wikipedia'dan baktım hayatına. Öyle zor bir hayat ki. On bir yaşında yetim ya da öksüz kalmış. On iki yaşında evden kaçıp başının çaresine bakmak zorunda kalmış. Sonra da çarlık Rusya'sında çeşitli işlerde çalışmış ve sonra Lenin'le tanışmış, bence Lenin onun saf duygularını, deneyimini ve yazarlık yeteneğini iktidarı için kullanmış sonra da sepetlemiş. Stalin de ona mal mülk ve göreceli konfor sunarak onu önce bir güzel avucunun içine almış sonra da cezalandırmış. Sürgüne bile gitmiş. Bu arada meşhur bir yazar olmuş, ezilen sınıfı anlatmış. Tabii ben doğru dürüst anlatamadım. Bir de üstünden birkaç gün geçti. Bazı ayrıntıları unuttum. Yani benim geçen günkü daha bir nane olamadan havaya girmem çok gülünç ve hayatta bir karşılığı yok. Gorki hiç öyle bir havalarda yaşamış gibi değil. Gayet zor şartlarda yaşamış. Yazarlık da hayatına bir renk gibi olmamış sanki, daha çok başına iş açmış gibi. Gorki'nin solculuğu diyeyim, samimi ve hakiki, çünkü bizzat emekçi olmuş, halbuki Lenin sinsi bir siyasetçi. Ben burdan bunu anladım. Ve bence tarih boyunca hep böyle ikililer olacak. Sinsi olan samimi olanı kullanacak. Döndük mü başa? Üzüntüye, öfkeye? Haydi bakalım.

O zaman ben de buradan haykırıyorum: ey dünyanın samimileri ve hakikileri, temiz duygulu, adalet kaygılı güzel kalpli insanları, birleşin! Birleşin ve sinsilerin sahtekarların leş fırsatçıların oyununa gelmeyin!



8 yorum :

  1. Ben de pek iyi değilim ruhen..Geçiyor, bu da geçecek ama umut?? Yok.

    YanıtlaSil
  2. Gel bak senden sonra bişi arattım ve buldum. Bir denesene. Günde bir kere ama.

    YanıtlaSil
  3. @ elif: umarım sen de daha iyisindir, ben atlattım çok şükür.

    YanıtlaSil
  4. @ Nuray: daha önce pek yorum atmamış, ama bu sefer benzer hislerde olduğumuza dair minnacık bir işaret. Dosdoğru kalbime giden...Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. @ Jardzy: senin bloga yazdım ama buraya da yazmak istiyorum, teşekkür ederim, bazen sadece niyet bile çok iyi geliyor.

    YanıtlaSil
  6. Oooo Gorki ve üzüntü, fındık arada kaynasa da, tehlikeli zamanlardasın..

    YanıtlaSil