Perşembe, Ocak 05, 2017

Ruhun gıdası.

Bazı günler çok uğraşırsın, didinirsin, tırmalarsın, gün yine de sönük geçer. Akşamında sanki guruldar boşluğu. Bazı günler de tam tersi, iki iş yaparsın hem de o kadar kastırmadan, ağzında en ıslağından bir browni, bünyen çikolataya doymuş hissedersin. Hak etmediğini düşündüğün bir iltifat almış gibi havadar bir ruh. Çok işler görmüş, hayatlar kurtarmış gibi neredeyse. Belki de o kurtardığın kendi hayatındır. Bugün işte böyle hissediyorum: hayatımı kurtardım. Evet kulağa az abartılı geliyor, kabul. Ama bugün ruhum doydu. Ruhun gıdası neydi? Müzik. Olabilir mi? Oldu.

Bilsen ne çatışmalarla boğuştum o kararı verene kadar. Son dakikaya kadar hazırlanamadım bu yüzden. Sırf duş alamadım diye gitmeyecektim. Sonra dedim, git al duşunu, taksiye biner yetişirsin.

İyi ki gitmeyi seçmişim. Musiki cemiyetinden çok farklıydı hoca. Nefes çalışması yaptık ilk mesela. Ayrıca Pazar günleri nota dersine katılmak serbest. Ayrıca diğer koroların derslerine girmek de. Hiç sesimizi dinlemeden aldılar bizi gruba. Sadece şarkı söylemeyi istemek, merak yeterli. Yetenek filan ikinci üçüncü hatta son planda. Bu arada benim sesim mezzo'ymuş ama sopranoyu söyleyebiliyormuşum. Hoca söyledi. Bir buçuk saat çok dozunda bir çalışma aralığı. Bıktırmadan bitiyor. Gelenler hep emekli kadınlardı. Yaş ortalaması yüksek. Hem diğer gruplara da girilebiliyor, dinleyici olarak. Al sana sosyallik, çok istiyordun madem.

Oradan çıkınca anneme yakın alışveriş merkezine girdim. Telsiz telefon istemişti benden yardımcı kadın. Eskisi bozulmuş. Onu hallettim. Ve eve, anneme uğradım. Alışveriş merkezinde öğrendim, çalışanlar kendi aralarında konuşuyorlardı. İzmir... Evet. Üç haftada bir yer patlıyor diye şikayet ediyordum. Beş gün etti. Tamam bu kadar, kapattım konuyu.

Telsiz telefon işini halletmiş olmak da ruhuma iyi geldi. Ve sonra kardeşime ben alırım dediğim annemin başka ufak tefek ihtiyaçları. Hepsini içinden müzik geçen bir akşamüstü hallettim. Ve haftada bir gün de güzel bir aralık. Bıktırmadan. Bezdirmeden.

Bu dünyaya bir daha gelsem hayatımı müziğe adardım. Hiç tartışmasız. Ne var ki ihtimal vermiyorum bu dünyaya tekrar geleceğime. Fakat kırklı yaşların insanın ikinci şansı olduğunu da düşünüyorum. Artık ailevi kusurların kapatıldığı yaşlar. Ailevi kusur derken, işte "annem şöyle bir kadındı, babam şöyle bir adamdı, o yüzden..." diye başlayan bizi kısıtlayan cümleler kurmak hakkımızın olmadığı. Bunları artık geride, geçmişte bırakmış olmamız gerek. Hayatımın ikinci yarısını sanatla doldurmak niyetim. Ömrüm ne kadarına yeterse artık. Müzikle şimdilik amatör olarak uğraşacağım. Ama en sonunda bunca sanatsal uğraş bir kapıya çıkar elbet diye düşünüyorum. Ama şu ama bu.

Musikiye ilk başladığımda da böyle iyimserdim. Sonra ağır geldi. Yol uzak. Saatler çok. Hoca gereğinden fazla sert ve otoriter ve az sevimsiz. Ama bu sefer daha farklı olacak, inanıyorum.

Bir de mandalalardan bahsetmek istiyordum. Yeni bir tane boyadım geçenlerde. Mandala boyamak bir yerde çok boş iş. Başını kaşıyacak vakti olmayan insanlara göre değil pek. Diğer yandan mükemmeliyetçi kişilikler için gerçek bir terapi. Hem ruhunu özgür bırakıyorsun hem de özgürce şekiller ve renk seçimleri yaparken pişmanlık yaratanlardan cayabiliyor, caydığın anda değiştiriyor ve "yanlış" olanlar göze çarpmıyor, arada kaynıyor ve mandala göze bütün hatalara ve caymalara rağmen hoş gözüküyor en son baktığında. En büyük özelliği bu. Uçmak gibi bir şey, bir yerden bakınca. Evet, frekansı yakaladığında kendini böööyle salıveriyormuşsun gibi tepelerden, hiç düşmeden.

Son bahsetmek istediğim: F. Dün yine mesaj attı bana. Hani bana ilk ilanı aşk yapan erkek. Onca yıl sonra hala benimle iletişim kurması içimi ısıtıyor. Bir çıkarı, bir beklentisi yok. Aramızda hiçbir olay geçmemiş. Güzel şey be blog. Onun kadar değer vermiş kaç kişi var acaba? Hala en kıytırık yaptığım şeye kocaman hayran oluyor...

Sanırım bu günlük bu kadar. Tüm içimi döktüm. Kıyıda köşede bile kalmadı. Haydin iyi geceler sana.









8 yorum :

  1. Ruhuna iyi gelen ne varsa yap ve yaşa. Yoksa kafayı yiyeceğiz. Ve zaten bir gün öleceğiz.. evet çok umut dolu bir yorum olmadı, ama umutlarımız artık bundan ibaret..

    YanıtlaSil
  2. F. tren yolculuğu yaptığın arkadaşın mıydı Joe?

    YanıtlaSil
  3. @Berfin: bilmiyorum umut dolu olmadı mı diye ama en azından dünya yanmış sen keyifli gün geçiriyorsun diye bana sövmediniz. O yüzden teşekkür ederim. İyi geldi.

    YanıtlaSil
  4. @Kahve: tren yolculuğunu kimle yaptım acaba? İspanyol bir tane vardı onunla trenle Cenevre'ye geçmiştik acaba o mu? F değil ama. F ortaokuldan.

    YanıtlaSil
  5. Yine harika bir yazı, ne kadar doğru şeyler, sanatla uğraşmak çok güzel gerçekten ve eminim seni bir yerlere -hiç bir şey olmasa bile manevi açıdan- çıkaracak, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  6. @Eren: çok teşekkürler!!!!!!!

    YanıtlaSil