Cuma, Ocak 13, 2017

Havaya girmek.

Dünya ne zaman daha farklı bir yer olur biliyor musun? İnsanlar diğer insanların ruhsal yaralarını görüp onlara fiziksel yaralarda gösterdikleri ilgi ve inceliği gösterince. Şu elimden dolayı insanlar bana karşı o kadar şefkat ve incelik dolu ki. Halbuki bilseler, gerçek acılarım daha derinde. Şu son ay yaşadıklarım çok zordu, ama onları kimse göremiyor, sadece yanmış elimi görüyorlar ve iyi davranıyorlar. Var aslında duygusal yaralara özel muamele. Mesela yas tutarken. Siyah giyiniyorsun duygusal acına görünürlük katıyor. Bence bu gerçekten doğmuş. Özel bir durumun, acın var, birini kaybetmişsin ve bunu insanlara belli eden bir kod var: siyahlara bürünmek. Şimdi aklıma geldi. Depresif insanlar da siyah giyinir ama kod olsun diye değil. İçlerindeki karanlığın bir ifadesi olarak. Gene de kimsenin onlara anlayış ve ilgi gösterdiğini düşünmüyorum.

Ben aslında buraya sızlanmaya geldim. Öykü çok yavaş ilerliyor. Gıdım gıdım. Cuma akşamı Nişantaşı trafiği gibi. Off bu konu hakkında yazdım ben daha önce. Ne kadar yavaş gittiği önemli değil önemli olan ilerlemek dedim. Ama başkası bu sürede roman yazardı. Bugün üstüne eğildim. Biraz ilerlettim de nitekim. Ama hala olaylar belirsiz. Hala skeç aşamasında. Kasım'da başlamıştım yazmaya. Ama Aralık'ı saymamak gerek. Ve hatta Ocak başını. Kendime gaddar davranıyorum galiba. Ne gerek varsa. Gaddarlaşınca daha iyi yazacağım sanki.

Ama bugün havaya girdiğim bir zaman dilimi vardı, o çok güzeldi işte. Yazarlık, çizerlik ve hatta müzisyenlik havası. Öğleden sonra. Masanın başına oturduğumda. Hiç daha önce böyle hissetmemiştim. Ah o zamanı kavanozlayabilsem keşke. Yazarlık, mesleğimdi sanki. Resmi olarak kabul görmüş. Biraz gelecekten ödünç alınmış ve başarı serpiştirilmiş oraya buraya. Çok hoştu. Yaz sıcağında esen püfür püfür bir rüzgar gibi, yanıbaşında da naneli limonata.

Hesaplamak istiyorum şu öykü ile ne zamandır uğraşıyorum diye. Net olarak bilmek istiyorum. Şu kadar gün diye. Blog böyle şeylere cevap bulmak için birebir. O çok içime sinen öykü işi bozuyor. Bir haftada bitince şimdi artık beklenti o yönde. Ama işte insanlar ne kadar zamanda yazdığına bakmıyorlar, onlara neler anlatıyor, hangi duyguları yaşatıyor, nerelere götürüyor ona bakıyorlar. Gel de kendine anlat bunu. Sanki bitse ne olacak? Başka işe başlayacağım. Ama yayınlatmak için adımlar başlayacak. Onun heyecanı olacak. Neyse. Demek ki bu öykü böyle: uğraştıracak.

Kabaca bir hesapla sadece üç hafta uğraşmışım, az önce takvime baktım. Hiç de roman yazmalık süre değil. Üç ay filan sanıyordum. Tamam o zaman. Bu böyle gitsin. Zaten mecbur gidecekti ama şimdi biraz rahatladım.

Satranç oynadım ve kaybettim. Sanırım artık yatma saati. İyi geceler dünya.

2 yorum :

  1. Bu sefer jet yorum değil 😄 Bence de gaddar olma kendine (terzi kendi söküğünü dikemez ama başkasına diker o yüzden uygulayabilirsin ☺).

    YanıtlaSil
  2. :) Sen de gaddar olma kendine. İnsanın farkettiği anda vazgeçebildiği bir durum. Bak bugün haberler daha farklı. Yazacağım birazdan.

    YanıtlaSil