Pazar, Temmuz 31, 2016

Keyifli bir hafta planlamak.

Evet günlük çeviri kotamı az önce bitirdim. Hiç çalışasım yoktu bugün halbuki. O yüzden bitiremeyeceğim, geri kalacağım diye korktum. Ama yaptım. Sanırsın dağları yerinden oynattım. Oyh.

Şimdi gece bana kaldı. Bugün henüz problem çözmedim. Maç da yapmadım. Çoktandır film izlemedim ve izlemek istiyorum ama diğer bilgisayarda halletmem gereken teknik problemler var ve şu an onunla uğraşmak istemiyorum. Zaten sabah gıcık bir uçak bileti iadesiyle uğraştım. Ama en azından yaptım onu. Yarın Bodrum'a uçacaktım ben. En sevdiğim çocukluk arkadaşlarımla. Bütün planlar yattı. Neyse. Kısmet değilmiş ne yapalım.

Çeviride son 47 sayfa. Yes!!!! Çoğu gitti.

Yarın itibariyle tekrar yoga yapabilirim diye düşünüyorum. Ve bu hafta içinde ne yapıp edip mutlaka havuza gitmeliyim. Gerekirse bilgisayarı yanıma alıp. Evet bunu ayarlamam lazım. Perşembe mesela. Hava bulutlu olmayacaksa. Şöyle bir havuza dalıp çıkmalıyım. Ya da temizse denize. Biraz şehirden uzaklaşmalıyım. Eminim çok iyi gelecek. Bir kere de parka atmalıyım kendimi. Çeviriyi erkenden bitirip. Bir park, bir havuz zaten bütün haftayı kurtarır. Evet bunları planlamam lazım. Planlamazsam kaynar gider, biliyorum.

Tüm bunları yapmayı başarırsam şahane bir hafta olur benim için. Akşam saatlerine de iki tane film izledim mi. Oh mis.

Şimdi biraz problem çözeyim. Bitince bulaşık makinesine el atmam gerekecek çünkü mutfak feci halde gene. En son yatmadan haftayı planlayayım. Bugünlük bu kadar. İyi geceler dünya.





Cumartesi, Temmuz 30, 2016

Hafta tatilim.

Dışarı çıktım bugün. Sokak sanırsın ekmekçi fırını, öyle hararetli, öyle basık. Balkon gene bir nebze daha serin. Canım balkonum. Bir de açık olaydın, o zaman seni dünyalara değişmeyecektim. Ama böyle de seviyorum seni. Topu topu iki metrekare yer. Bir metrekaresinde çamaşır makinesi var, diğer metrekaresinde koltuk. Ama keyifle oturuyor muyum? Evet. Geceleri salondan kat kat serin mi? Evet!

Keşke daha önceden akıl etseydim burada oturmayı.

Bugün tatil günüm. Bir aydır çalışıyorum. Yüz sayfa çevirdim bir ayda. Bu tempoda gidersem iki hafta sonra kitabın çevirisi bitecek. Ama başa dönüp düzeltme yapmak istiyorum. Düzeltmeler için iki hafta sürem var. Ağustos hep çalışarak geçecek.

Tatil günüm ama geçen haftaki gibi enerji depolayamadım. Bitkinim. Hormonal sebeplerden. Bir de iki-üç gündür beslenmemi aksattım. Bugün biraz besin almak için, demin sandviç yaptım kendime. Şimdi de bir armut yiyorum. Umarım toparlarım. Gelecek hafta böyle olmayacak. Hem gelecek hafta kitabın son haftasının başı olacak.

Gelecek hafta tatil günümde saçımı da boyatmam lazım. Böyle sefil gibi gezmekten nefret ediyorum. Ama iki kilomu verdim biliyor musun? Bir de 1320 sınırını geçtim diye sevinirken, satrançta (kiloda değil elbet, suaygırı mıyım ben?), bugün 1330 sınırını da aştım. Temmuz'un başından bu yana problemde 1400'ün üstünü göremedim tekrar ama olsun. Demek ki öğreniyorum. Yavaş yavaş. Demek ki oyunda 1350'yi görmem yakın. Bilseydim şu problem çözme işine baştan uyanırdım. Mart başından bu yana çok yol katettim.

Yaa. Şimdi Ağustos'ta bir kilo daha gitse, 65'in altına insem. Hoş olur. Şu an artık şişman teyze modundan, balık eti teyze moduna geçtim. Çiroz moduna daha çok var ve çok arzuladığım bir mod değil. Hayatım boyunca 60 kiloyu görmemiş bir insandım ben ya. Yıllarca 40'lı kilolarla gezdim. Hadi 50 civarı diyelim.

Artık eskisi gibi yazamıyorum sanki bloga. Bir durgunluk var üstümde. Sevmiyorum bu durumu. Daha keyifli ve enerjik bir yazıda görüşmek üzere sevgili okurum. Kendine dikkat et. Cereyanda kalma.



Salı, Temmuz 26, 2016

Son günler...

Sanırım hafta tatilini iki güne çıkarmak yaptığım en akıllıca işlerden biriydi. Gene ne parka ne havuza gidebildim ama gerçekten çeviri anlamında tazelendim. Bir de yogalarım daha güzel olsaydı tam olacaktı. Yeni yoga videoları güzel değildi. Bölük pörçük beş dakika ondan, on dakika bundan. Ama olsun. O riske girmeden güzel video bulamazsın. Bir de sabah aç karnına yapmak hoşuma gitmiyordu, kan şekerim en düşükken. Kahvaltıdan sonra da bir kere yaptım, mahvoldum. Şimdi bir ara çözüm buldum. Kalkar kalkmaz bir meyve atıyorum mideye. Hazmı kolay, mideyi şişirmiyor. Biraz şekeri düzenliyor, enerji veriyor. Gene kahvaltıya yer kalıyor. Gene de buna daha güzel bir çözüm arayışındayım. Omuzlarım hafif kaslandı mı ne?

Bol ev işi yaptım ama birikmişti. Şimdi ev yeni bir haftaya hazır. Gıcır gıcır oldu. Ufak tefek bazı yerler kaldı ama onlar halledilir.

Ben yeni bir çalışma haftasına hazırım. Serbest çalışınca böyle bir avantajın var: tatil zamanını kendin ayarlayabiliyorsun. Ve çalışmayla dinlenmeyi en güzel şekilde dengeleyebiliyorsun.

-----

Ertesi gün oldu. Çok süper çevirdim bugün var ya. Baştakileri de elden geçirebilsem, o zaman acayip birşey olacak bu kitap. Hem ev de gıcır gıcır. Ben de sabahtan yogamı yaptım. Duşumu filan aldım. Süper hissettim bütün gün. Böyle hani, plajda güneşin altında, böyle sıcaklanırsın, bir denize girip çıkayım dersin ya, hah işte o denize girip çıktıktan sonra nasıl böyle zımba gibi ve ferah çıkarsın ve yenilenmiş çıkarsın. Aynen öyle. Akşama doğru o his azalıyor biraz. Ama olsun.

Ara çözüm konusunda yeni fikirlerim var: meyvenin yanı sıra bir avuç fındık ya da ceviz atmayı düşünüyorum ağzıma.
----------

Bunu dün yazdım asıl ondan sonra oldu olanlar. Sanırsın Jüpiter birden benim burcuma geçti. Balkondaydım, ve biraz canım sıkkındı. Muhtemelen PMS, ama PMS deyip geçemiyorsun, canın sıkılıyorsa sıkılıyor gene, neyse canım sıkılıyordu yani geçmiş olaylara, yediğim kazıklara, maruz kaldığım haksızlıklara, sesimi çıkarmayıp gereksiz şeylere katlanmış olmaya filan. Mutlaka sana da olur. Sonra birden, nasıl oldu bilmiyorum, beslenmeme kattığım omega 3 ler mi, yoksa yoganın ruh halime dolaylı etkisi mi ne, birden bir farkındalık yaşadım. Anıl'ın deyimiyle "kafama tokmak gibi indi": içimden şöyle yapmalıydım, böyle demeliydim derken, küt diye kadraj bugüne geldi. Baktım: bugün böyle bir sorunum yok ki. Bunlar geçmişin sorunu. Bugün o canımı sıktığım insanların çoğu hayatımda bile değil, bir kısmını hayatımdan çıkardım, bir kısmını da hayat kendi çıkardı. Kadraj bugüne gelince biraz bakındım: benim aslında pek bir sorunum bile yok bugün. Geçmişte yemişim kazıkları. Tamam. Ama bugün? Bugünün derdi, çevirimi yetiştirmek, kilo vermek filan. Geçmişe gidip o olayı değiştirebilsem bile, bugüne hiçbir etkisi yok. Birden kafamda, eskiden olmayan bir sınır çizildi: bugünün sorunları dosyası açıldı sanki, kalan herşey arşive. Ve bir anda, hüüüüp diye onca dert buhar oldu uçtu. Sanki beynimden yüzlerce kilo yağa liposuction yaptılar.

O bitti, aklıma geldi, ben hafta başında loto oynamıştım diye. Cumartesi gününün loto sonucuna bakmamıştım. Bir bakayım dedim. En büyük ikramiye İzmir Karşıyaka'ya çıkmış. Pöf. Gene bana çıkmadı yani. Neyse belki 5 tutturmuşumdur. Böyle de iyimserim. Evet. Makineye oynatmıştım. Baktım. Her kolonda sadece birer tane bilmiş. Amaaaan. Hep olan şeyler. Anca bir tuttururum. Sonra iki kolon da kendim oynamıştım. Onlara da bir bakayım dedim. Aaa, makinenin oynadığını kendim de oynamışım bir tane, tutan numarayı. Aaa, onun yanındaki de tutuyor. Amanın onun yanındaki de! Ne oluyor ya? Rüya mı görüyorum ben? Onun yanındaki? Yok ben 6 oynamışım, 7 çıkmış. Ben 24 oynamışım 14 çıkmış. Yakın. Bir tane de tamamen ıska. Yani lotoda hafta başında yatırdığım parayı neredeyse geri almışım. Ki çoktandır olmuyordu. A, şu işe bak filan dedim. Sevindim para az bile olsa.

Yatmadan, bir el satranç oynamak istedim. Tam rekorumun sınırındayım. O oyunu alırsam 1321'in bir puan üstüne çıkacağım ilk kez. Veeeeee....13 hamlede mat. Yani neredeyse oyunun başında. İnanılır şey değil. Problemlerde 1430 puanlık problem çözebiliyorken bazen, maçlarda 1320'nin üstüne çıkamıyordum. Son oyunları da, üstünlük bendeyken, çok pis dikkatsizlik hatalarıyla kaybediyordum ki oradan belliydi artık seviyemin yükseldiği. Ama yine de sevinçliyim. Bugün gene oynadım ve 1325'e çıktım. Artık biraz tırmansın. Yeter. Şu 1400'ü görmek istiyorum. Ama problem çözmek çok geliştirdi oyunumu. Hele şu son galibiyet tamamen onun sonucu.

Evet o gece olaylar böyle gelişti.

Şimdi gene balkondayım.

Birkaç tane salon resmi çektim. Nikon'um çoktandır bozuk o yüzden telefonla ancak bu kadar olabiliyor. İlkinde rahat beyaz koltuk ve hemen arkasına yaptırdığım raf ve üzerindeki kitaplar duruyor. Oraya birkaç şair fotoğrafı eklemek istiyorum. Belki duvara değil de rafın üstüne koyarım. Bilemedim. Kitaplığın sağındaki boşluğa bir ayaklı lamba yapma projem var artan kafes telinden. Aslında çok da kısa bir proje neden erteliyorum bu kadar ben de bilmiyorum. Bir de koltuğun yanında dolmuş taşmış gazeteliğe doğru düzgün astar dikeceğim. Umarım 2017'e kalmaz.








Aslında yazacak bir dolu hevesim vardı. Kayboldu gitti sanki. Anlamadım. Bunu sayma blog. Gene geleceğim.

Cuma, Temmuz 22, 2016

Hafta sonum.

Bugün çeviri yok. Tatil günüm. Yanıma kirazımı yıkadım, armudumu dilimledim ve az önce süpürülüp silinmiş, pirüpak olmuş evimin arka balkonuna kuruldum. Birazdan hala bitiremediğim 100 dollar startup'ı okuyacağım. Belki de satranç oynarım belli olmaz.

Ev gerçekten batmış haldeydi. Şimdi içinde insan yaşadığı anlaşılıyor en azından. Daha toz filan almam lazım da gene hafif baş dönmeleri başladı. Ne işse anlamıyorum bunları. Neyse ki şu an iyi. Kalktığımda oluyor.

Bu sabah yoga yaptım gene. Dünkü daha iyiydi ama bu da sözünü tutuyordu. Yaparken "ya bunlar hareket mi şimdi, ne işe yarayacak bu saçma sapan duruşlar" diyordum, bir yandan da ter içinde kaldığım için kendime kızıyordum, "burda terleyecek ne var şimdi" diye, sonra bitince gerçekten kendimi böyle lıkır lıkır gevşemiş hissettim gerçekten. Bir de herkes benim gibi terlemiş o pozlarda. Yorumlarda okudum sonra. Gene de dünkü yoga insanı bütün gün daha zinde hissettiriyordu. Belki de sonrasında ağır fiziksel etkinlikte bulunduğum için yoganın güzel etkisi silinmiştir bugün (temizlik ağır bir fiziksel etkinlik benim için, evet). Daha önce söylemişimdir kesin ama artık eminim, insan yıllar geçtikçe, eğer düzenli spor yapmıyorsa, hareket kabiliyeti kilitleniyor yavaş yavaş. Yirmi dakika yogadan sonra kendimi 20 yaşımdaki hafiflikte hissedebiliyorum net olarak. Halbuki kilo gene çok fazla. Ama o kilitler açılmış, fabrika ayarlarına dönülmüş. Halbuki sen o kıvraklığı ve hafifliği yılların altına gömdüğünü sanıyorsun. Aslında o kilitler açılana kadar kilitlendiğini bile anlamıyorsun.

İçimde yeni yeni hevesler var. Bir iş yönetmek gibi. Güçlü bir dürtü ama. Hep içimde vardı girişimcilik. Ama bu sefer farklı. Küçük bir iş kurmak ve başına geçmek ve didinmek istiyorum. Güveniyorum galiba kendime. Başarırmışım gibi. Ve aslında başardığımı görmek istiyorum. Doğru bildiklerim var. Uygulamaya sokmak ve gerçek hayatla sınamak istiyorum. Belki de vakti gelmiştir.

Bu arada Louise bizi sevindirmeye devam ediyor: emekkitap sitesinde editörün önerdiği kitaplardan biri olmuş.

Can sıkıcı olan ise kızlarla altı aydır planlarını yaptığımız, hayallerini kurduğumuz tatili malum gündem sebebiyle iptal ettik.

Çarşamba, Temmuz 20, 2016

Gündelik hayat çabası.

Bugün bazı kararlar aldım. Çeviriyi günde dört saatle kısıtlamak gibi. Önceden sayfa sayısına göre yapıyordum ve sürüne sürüne tüm günümü yiyordu. İkinci karar, haftada iki gün tatil ilan ettim kendime. Bir gün kesinlikle yetmiyor, bir kere ev işleri ve başka dışarıda halledilmesi gereken işler o günü yiyip bitiriyor. Ve bugün oturup dolu dolu iki saat çeviri yaptım 50 dakikanın sonunda ara vererek. Ve inanmazsın iki saatte altı sayfa çevirdim. Başka zaman tüm gün çevirdiğimle aynı.

Sonra kendimi iyi hissetmek için çarşaflarımı değiştirip, kirlileri makineye attım. Sonra geldim mutfakta bulaşık makinesini boşalttım. Yerine ıvır zıvır tencere kap kacak doldurdum ortalıkta duran. Zaten gene makine doldu. Şimdi çalışıyor. Akşam yemeği yememiştim. Taze fasulye bitti. Canım hafif birşeyler istiyordu. Uyduruk bir tarif yaptım. Aslında normalde bazen sabahları yulafla yaptığım bir omlet. Ama yulaf da bitti. Ben de güveç kabına yaptım, unla. Yumurta, süt, 2 çorba kaşığı un, çeyrek soğan (ufak doğranmış), bir tutam maydanoz (ince doğranmış), beyaz peynir (çatalla ufalanmış), sonra tat versin diye az pul biber, çörek otu, besleyici olsun diye keten tohumu tozu bir de yarım paket kabartma tozu. Güveç kaplarını yağlayıp bunları kabın yarısına kadar doldurdum. Şu an fırında pişiyor. Bakalım nasıl olacak. Bir çeşit tuzlu kek. Kokusu güzeldi. Bir de çiğden kaşığı yaladığımda tadı baya hoştu. Az sonra söylerim sana.

Yarın da yerleri temizleyeceğim. O zaman ev epey toparlanmış olacak. Benim de içim ferahlamış olacak. Gene darmadağın oldu, çöplük gibi, hiç sevmiyorum.

Kızlarla tatil planlarımız sallantıda. Hala karar veremedik, iptal etsek mi etmesek mi.

Son günlerin yüzümüzü azıcık güldüren haberlerinden biri de Louise'e olan ilgi. Hiç link vermediğimiz bir sitede kendi kendine en çok satanlarda listelere girmişti iki gün önce. Şimdi baktım inmiş. Ama çok şaşırdık. Kim aldı? Ne zaman gördü? Daha benim haberim yokken o siteden, kim nereden buldu da sipariş etti de çok satanların arasına girdi? Muamma.

Güveçler fırından çıktı. Ama daha çok sıcak. Kenardan bir ısırık aldım. Fena sayılmaz. Biraz bilindik bir tat ama. Domatessiz ve bibersiz menemen ama kek kıvamında gibi. Gene de idare eder.

Şimdi biraz satranç oynayayım.

İyi geceler dünya, daha güzel günlere doğru dön lütfen.



Pazartesi, Temmuz 18, 2016

Fransız Polinezyası Düşleri.


Böyle zamanlarda ne yazsan saçma, ne yazsan yetersiz, ne yazsan saygısızlık gibi geliyor. Ölenlere saygısızlık, kalanlara saygısızlık. Ve bu kaçıncı toplumsal travmamız? Şunu fark ettim, bundan önceki olaylarda hep "bu tek bir sefere mahsus", "bütün iş normal hayata dönmekte" sanıyordum. Şu an öyle düşünmüyorum. Eğer dünyanın öbür ucuna taşınmayacaksam, misal Pasifik Okyanusundaki Fransız Polinezya'sına filan, yani bu coğrafyada yaşamaya devam edeceksem, bu son yaşadığımız travma sonuncusu olmayacak. Ve galiba asıl travma belirtisi bu. Bu kötü olay beklentisiyle yaşamak.

Aslında hayatın neresinden tutunduğumu yazacaktım. Tipik küçük Joe yazılarına benzeyecekti. Günlük sıradan küçük şeyler. Kafamı nasıl dağıttığımı filan. Bildiğin şeyler. Duş almanın ne kadar iyi geldiğini mesela. Sabahtan, gözümde çok büyüyen, kan ve diğer tahliller için nasıl erken kalktığımı, bir saat içinde o koca işi halledip eve gelmenin bünyemi nasıl rahatlattığını. Çeviri gibi bir meşgalem,  bir işim olduğu için şanslı olduğumu. Satranç kadar kafayı dağıtan çok az şey bildiğimi. Akşam karnım açken, ve canım yemek yapmak hiç istemiyorken, dolapta mercimek köftesi bulup sevindiğimi. Yazmış da oldum ucundan. Ama yayarak keyifle anlatmaya utanıyorum.

Televizyonu açıyorum. Malum olaylar yorumlanıyor. Hangi taraf anlatıyor olursa olsun, ki normali galip tarafın versiyonunu dinliyor olmamız, yüreğim kaldırmıyor. Kapatıyorum.

Bloglar, bir iki istisna dışında, hep suskun. Zaten az yazıyorlardı. İyice ıssızlaştı buralar.

Biliyor musun, cidden düşündüm. Buralardan gitmeyi. Pılımı pırtımı toplayıp, hatta olduğu gibi bırakıp, sakin ve huzurlu bir ülkeye yerleşmeyi. Buralardan altı ay uzak kalsam, içimin özlemden ölesiye kavrulduğunu bile bile. Aklıma bir yer gelmedi. Avrupa bence çöküyor. Amerika'ya hiç gitmedim ama orada huzur bulamam ben gibime geliyor. Avustralya hakkında pek olumlu şeyler duymadım. Asya'da neresi var bana göre? Hiç de bir yer yok. Güney Amerikayı unut. Kala kala Yeni Zelanda kaldı sanki bana. En son orayı tartıyordum kafamda. Ama bu yazının başındaki Fransız Polinezyasında da aklım kaldı. Sanki gittiğinde seni "aloha" deyip çiçek çelenkleriyle karşılayacaklar. Peh. Sen şuradan kalkıp Datça'ya yerleşemedin, bin türlü sebepten, şimdi kalkmış yok Tahiti yok bilmem ne. Ama düşündüm yani kafamın içinde, canlandırdım. Canlandırdım da olmadı be gülüm. Olmuyor. Belki sağlam bir sevgilim olsaydı. Beraber gitseydik. Hala çocuk doğuracak yaşta olsaydım. Belki. Belki.

Evet bugünlük bu kadar sevgili okurum. Sana güzel bir resimle veda edeyim. Şu kaskatı günlerde belki bir anlık için ferahlar. Fransız Polinezyasından: dünyada ne güzellikler var...












Cuma, Temmuz 15, 2016

Louise'in not defteri- satışta.

İşte bir paydos zamanı. Perşembe gecesi. Balkondan bildiriyorum. Ilık bir yaz gecesi. Karşımda yarısı kemirilmiş bir ay. Yarın tatil. Gene var halledilmesi gereken bir dolu iş. Ama olsun. Tatil yine de. Denize filan gidemeyeceğim ama. Belki sabah erken kalkarsam, erkenden halledebilirsem işleri. Peh. Hiç ihtimal vermiyorum.

Neyse şimdi.

Sana bir haberim var. Çalsın davullar.......

Mayıs ayında çevirisini tamamladığım Louise'in not defteri yarın matbaadan çıkıyor. Satışı bugünden başladı. Sağdaki linki, ya da tanıtım yazısının altındaki linklerden birini tıklayıp online satın alabilirsin istersen. Daha çok 13-15 yaş dolayındaki kızlara hitap eden bir roman bu. Ama ben keyifle okudum çevirirken, hatta yüksek sesle kahkaha bile attım çok defa. Komik ve hafif  bir konusu, eğlenceli ve sürükleyici bir anlatımı var. Çekirdek gibi bir buçuk saatte okunur.



Şu tanıtım yazısından:

Louise, tam da yaşının kızıdır. Şimdilerde tüm 14 yaşın­daki kızlar gibi, arkadaşlarıyla hep Skype'tan konuş­makta, hiçbir şekilde odasını toplamak istememekte, ablası ile sürekli kavga etmektedir. Bütün hepsinden de öte en sevdiği müzik grubu olan The Connections'ın büyüleyici solisti Ricky'ye çılgınca âşıktır. En sonunda altı ay boyu­nca beklediği o gün gelir… 
Louise, The Connections konserindedir! Işıklar yanar ve Ricky sahneye çıkar! Tah­min edersiniz heyecandan ne yapacağını şaşıran Lou­ise, sevinç çığlıkları atmakta ve yerinde duramamaktadır. Ancak bilmemektedir ki, birkaç saat sonra Ricky'le şok edici bir şekilde yeniden karşılaşacaktır. Ve asla tahmin edemeyeceği üç gün, bu şekilde başlar… 
Bu üç günün sonunda Louise, hayatta ünlülerin imzasını almaktan daha önemli şeyler olduğunu anlayacaktır.
Fransız yazarlar Marion Michau ve Charlotte Marin'un esprili ve sürükleyici dili ve Dliglee'nin şirin çizimleriyle Fransa'da çok satan bu romantik kitap, tüm ergenleri Louise ile duyguların lunaparkına davet ediyor.

-------

Şu anda kitabın satışının yapıldığı iki kitap sitesi var: kitapyurdu ve odakitap

--------------------------------

Bu hafta biraz verimsiz geçti. Blogu da ihmal ettim. Pazartesi günü dolu mideyle karın üstü yoga hareketleri yapmanın sonucuna katlandım. Feci bir mide bulantısı ve halsizlik. Dersimi aldım. Bir daha asla. 

Haftanın en güzel olaylarından biri rafımın yapılmasıydı. Evet rafıma kavuştum. Ve üzerine çok merak ettiğim fakat hala okumadığım kitaplarımı dizdim. Okunmamış kitaplar rafım var artık benim de. Leylak dalı'ndan duyduğumdan beri feci tav olduğum bir fikir. Ama o köşenin fotoğrafını çekince gene bir boş kalıyor sanki. Galiba üste sevdiğim yazarların sevdiğim siyah beyaz portrelerini asacağım. Şu an elimdeki resimler güzel değil. Yarın daha güzelini çekip koyayım buraya.

Satranç dersen hala 1370-1380 civarlarında geziniyorum. Ki memnunum bu durumdan. Bazen 1420'lik problem çözebiliyorum hem de kolayca. O zaman işte çok keyifleniyorum. Ama oyun puanım hala düşük. Oyun puanım 1380'i görsün o zaman gör sen beni. Nasıl aslan kesiliyorum. 

Bugünlük bu kadar sevgili blog. Biraz kısa oldu farkındayım. Halbuki çok hevesle oturmuştum balkona, kucağıma bilgisayarı alıp. Bunu sayma o zaman sen. Gene geleceğim. Kendine iyi bak.

İyi geceler dünya.

Cumartesi, Temmuz 09, 2016

Verimli günün gecesi.

İşte gene verimli bir günün gecesi. Anahtar sözcük: yoga. Sabah kalkar kalkmaz yapılan yoga. İnanılmaz iyi geliyor. Bütün gün kendini zımba gibi hissediyorsun. Yarın da yapmak istiyorum. Ve kesin kararımı verdim. Ben bu diyet işini uzun vadeli düşünüyorum. Minimum yedi sekiz ay. Muhtemelen sekizinci aydan sonra artık yerleşik bir alışkanlık olur ya.

Kahvaltıdan sonra çevirinin başına oturdum. Sekiz sayfa çevirdim bugün. Sonra bir parti çamaşır yıkadım. Banyoyu domestosladım. Yalandan yerleri süpürge geçtim. En göze batan ve beni rahatsız eden yerleri. Satranç problemi çözdüm. En son 1370'te günü kapattım. 1400'ün görkemi yok ama daha üç gün öncesine kadar 1350'leri görünce sevinen, gene de günü 1310'da kapatan biri için fena da sayılmaz. 2800 puanlı adamları aklım almıyor şu an. Gözümde uzaylıdan farkları yok. Nasıl birşey acaba? 2800 kafası yani. Nasıl çalışır?

Dün gece çok acayip bir rüya gördüm. Bir adamla beraberdim. Acayip olan kısmı, uyanınca gördüğümün rüya olduğunu bilmeme rağmen sanki o adamla gerçekten sevgili olmuş, birşeyler yaşanmış gibi hissediyordum. Normalde bu tür bir hissiyat bırakan rüyalar birebir çıkar. Bu hissiyattan bilirim ben çıkacağını. Ama o adamla - ki tanıyorum gerçek hayatta- öyle bir ihtimal yok. Hiç yok. Gerçekten çok acayipti. Sabaha doğru gördüm. Uyandım. Allah allah ne acayip dedim. Sonra uykuya daldım tekrar ve bu sefer aynı adamla tekrar rüyamda beraberdim ama bu sefer beni aldatıyordu.

Şimdi bir el daha satranç oynamakla eski bilgisayarın tozlarını almak için sökme işine girişmek arasında kararsız kaldım. Hiç sökesim yok ama o işi yapmadıkça film seyredemiyorum. Film seyretmek bana inanılmaz keyif veriyor halbuki. Hmf. O zaman o bilgisayar sökülecek. Önce güzel bir müzik bulunacak. Sonra da serin bir içecek. On dakikada bitebilir bile. Haydin. Sonra da satranç.




Tatil.

Bir haftadır haldır haldır çeviri yapıyordum. Bugün tatil günümdü. Tabii ki çalışan her kadın gibi, tatil günü öyle seremiyorsun. Gene çalışırken halledemediğin işleri aradan çıkarmaya çalışıyorsun. Ama olsun. Sabah yoga yaptım. Öyle iyi geldi ki. Üstünden güzel bir duş. Duşa girmeden çayı demlemeye koydum. Çıktığımda ve giyindiğimde çayım demlenmişti. Ve kendimi mis gibi hissediyordum. Sakin sakin kahvaltıya oturdum. Haziran ayının en güzel kararı yediklerime dikkat etmekti. O yüzden bir aydır her sabah mutlaka omega-3 bakımından zengin ceviz ve/veya keten tohumu tozu yiyorum. Hem ceviz sabah sabah enerji de veriyor, dolayısıyla reçel tarzı birşeyler  aramıyorum. Biraz çiğ taze yeşillik: salatalık, biber.

Sonra hemen işlerin peşine düşmek istemedim. Biraz satranç problemi çözdüm. Dün o gözümde uzak ve ulaşılmaz görünen 1400'ü problem puanında aştım. Sonra geriye düştüm biraz ama olsun. 1400'ün yakınına bile gelemiyordum aylardır. Genelde problem puanıyla oyun puanı, iki farklı site de olsa paralel gidiyor o yüzden benim için çok önemli. Bugün 1400'ü göremedim. Yarın tekrar deneyeceğim.

Sonra dışarıdaki işlerin peşine düştüm. Programımda ev temizliği de vardı. Fakat dışardaki işlerden sonra gelip evde temizlik yapmak beni çok sıkacaktı. Tatilden birşey anlamayacaktım. O yüzden ne yaptım? Piknik örtüsünü çantaya attım, ve telefon kulaklıklarını. Dışarıdaki işleri hallettikten sonra istikamet park.

Ne iyi buldum ben o parkı. Ömrüme ömür katıyor desem abartmış olmam. Uzandım sere serpe. Sakin bir klasik müzik buldum. Hava da hafif hafif esintiliydi. Mis. Öğleden sonranın geri kalanını orada geçirdim.

Akşam eve geldiğimde iki saate yakın mutfakla uğraştım. Mücver ve mercimek köftesini yaptım. Akşam yemeğim oldu. İyi geldi biraz değişik birşeyler yemek.

Evin bakım işleri aksadı epey ama en azından pilleri şarj edebilmiş hissediyorum. Yeni bir çalışma haftasına hazırım. Gelecek hafta umarım hava uygun olur da tatil gününü denizde geçirebilirim. Eminim deniz de pil şarj etme konusunda parktan aşağı kalmaz. İki kulaç atsam şöyle. Bir dalsam, çıksam. Kitabımı da yanıma alsam. Ve müziğimi. Fena mı olur?

Ve galiba açık hava çarptı. Uykum geldi misal. Kaçmadan yakalayayım.
İyi geceler dünya.

Çarşamba, Temmuz 06, 2016

Daha iyi.

Aynı geçen günkü balkondayım. Rahat beyaz koltukta. Güneş yeni battı. Hava birazdan kararmaya başlar.

Verimli geçen bir gündü. Üç-dört sayfa hedeflemişken, yedi sayfa çevirebildim, çok da kasmadan. Haftalık 24 sayfa hedefime yarın rahat rahat ulaşacağım. Galiba sandığımdan daha kısa sürede bitecek kitap. Mayıs ayında çevirdiğim Louise'in not defteri, herhalde bayram bitiminde matbaadan çıkar. Elimdekini de Eylül başında bitirebilsem, sonbahar geldiğinde, basılmış iki çeviri kitabım olur. Daha da sırada bekleyen kitap var aslında.

Bana çalışkan ve disiplinli diye diye beni de inandıracaklar en sonunda. Hoşuma gidiyor laf aramızda böyle denmesi. Böööyle kabarıyor koltuklarım filan.

Bugün kilo konusunda da memnundum durumdan. Hala 66 altıyım. 200 gr daha gitmiş. Biraz fark ediliyor dikkatli bakınca. Ama benden başkası göremez. Çizelge tutmak çok fark ettiriyor. Çizelge insanıymışım ben. Kilo çizelgemi görsen, atomu parçalıyorum filan sanabilirsin. Ya da Wall Street'te finans analizi yapıyorum filan. Çizelge olmadan beşinci gün unutmuştum ben, rejim kararı da neymiş diye. Bir ayı bitti. Şimdilik iyi gidiyor. Bir de yogayı yürüyüşü filan günlük programa entegre edebilsem, o zaman mükemmel olacak işte. O zaman çok şahane olacak.

Şu sayfadan sonra dışarı çıkıp karpuz alacağım diye motive ettim kendimi çeviri yaparken. Benim burada karpuzları yarım satan bir manav var. Karpuz yarım da ne oluyor sanki gerçi. Gene 10 kilo filan var. Neyse. Gittim aldım geldim. Sonra dilimleyip saklama kabına aldım. Sanırsın çok büyük bir iş başarmışım. Öyle bir doyum. Sanki ev, şimdi ev olmuş. Sebebi var. Çünkü annemlerin evinde, bugünlerde çalışkan ve disiplinli denen bendeniz, asla tenezzül edip karpuz dilimlemezdim. Hep başkasının dilimlediklerini yerdim kaptan. O akan sulardan çok tiksinirdim sanırım. Dilimlemedikçe, yıllar zarfında sanki o iş büyüdü. İşlerin en büyüğü oluverdi. Tembellik çok fena bir şey. Hemen silkin. Değmiyor. Vicdanında taşıyorsun o işleri. Gene gelip sana yük oluyor. Yap, kurtul. Gitsin üstünden. Valla.

Karpuz aldım, bir de yazın şanından saydığım kabak mücver ve patlıcan kızartması için malzeme. Bir de zeytinyağlı yaptım mı tamamdır. Beni birkaç öğün idare eder.

Sonracıma, daha bitmedi. Satranç problemi çözdüm demin. Bana ne oldu bilmiyorum, bugüne kadar çıkabildiğim fakat kalamadığım en yüksek puan 1350 civarıydı. Ama ben çıkabilsem bile en sonunda 1310 dolaylarına geri dönüyordum. Bugün rekor kırdım. 1385'e çıktım ve 1375'le günü kapattım. Görülmemiş şey. Demek ki artık 1400 hayalleri kurabilirim.

Böyle. Bugün biraz daha iyiyim yani senin anlayacağın.

Ali Nesin Matematik Köyü'nün başarısından sonra şimdi de Felsefe Köyü kurmak istiyormuş. Maddi desteğe ihtiyacı var. Keşke bir de Satranç Köyü kursa. Aslında Matematik Köyü'nün neye benzediğini, nasıl işlediğini, bir günün orada nasıl geçtiğini görmeyi çok isterdim. Var mıdır acaba böyle bir yazı. Hiç araştırmadım ki.

Olumlu olana odaklanmaya ihtiyacım var. Kontrolümde olmayan şeylerin hayatımı ele geçirmesine izin vermemeliyim. Ali Nesin ve inisiyatifi, bir önceki yazıda bahsettiğim o küçük Hintli kızın köyünde susuzluğa çare bulmak için çabası. Haftalardır hatta aylardır uğraştığım şeylerin durup durup neredeyse aynı gün meyve vermesi. Şunları peşpeşe yazınca bile içime iyi hisler doluyor. Bir baltaya sap olabilmek istiyorum. Bir işe yaramak. Çeviri işi bunu bana bir nebze olsun yaşatıyor.





Not: Kalem Nasırı sağolsun araştırmış: Nesin Matematik Köyünü tanıtan ve oradaki onbeş günlük kamp hayatını kaleme alan bir link bulmuş: http://yumurtaliekmek.com/nesin-matematik-koyu-nedir/

Ben de matematik köyünün resmi sitesinin linkini ekliyorum: nesin matematik köyü resmi sitesi

Salı, Temmuz 05, 2016

Parça parça.

Biraz yıldız biraz gökyüzü gören bir balkondayım şu an. Camlar ardına kadar açık. Yaz akşamı. Salonda çalan caz müziği buraya kadar ulaşıyor. Yanıma buzlu sade soda aldım. Biraz çekirdek, yaz akşamının şanı.

Khadra ile uğraştım bütün gün. Çalışmaktı o. Gol atamadan futbol oynamak gibi biraz. Benden önceki çevirmenin metni ile asıl metin arasında gidip geldim. Biraz endişeliydim. Yayınevi metin için uyarmıştı beni, korkutmamaya çalışarak. Ama korkmuştum. Zor demişti ama sanki başka, daha kötü bir şey demek istiyordu. Ya altından kalkamazsam? Ya hakkını veremezsem? Ya sandığım kadar iyi çeviremiyorsam? Sonra baktım, yok. Yaparım ben bunu. Kalkarım altından. Hatta gün bitmeden bir gol attım da. Bir tek sayfacık. Ama olsun. Hedefim oydu zaten. Bir kere ayağını eşikten atmak. Tekrar çalışmaya döndüm senin anlayacağın.

------------

İnsan bu memlekette bir gün önce "güzel şeyler olacak" yazmış diye yerin dibine geçebiliyor. Çok güzel şeyler oldu, çok, sorma.


-----------

Bunlar önceki taslaklardan. Yazdım yazdım, yarım kaldı. Gündeme berbat haberler düştü peşpeşe. Sadece havalimanı saldırısı değil. Bir arkadaşımdan çok kötü bir haber aldım. Ertesi gün kredi kartımın dört gündür kayıp olduğunu fark ettim. En son dün gece hafif baş dönmesiyle erkenden yattım, ve bugün günün büyük kısmını hayatımda yaşamadığım şiddette bir baş dönmesiyle geçirdim.  Ayakta duramıyordum. Saatlerce uzanmak zorunda kaldım. Şimdi iyiyim. Biraz çeviri yapabildim. Biraz da halletmem gereken işleri hallettim. Yemek filan yedim. Ama tadım tuzum yok. Hatta buraya neden geldiğimi ben de bilmiyorum. Bu gece film izleyip kafa dağıtmak istiyordum ama film izlediğim bilgisayar aşırı ısınıyor, söküp tozlarını almam gerekiyor ama hiç halim yok. Zaten artık biraz geç.

Haber izledim onun yerine:

-Nigel istifa etmiş. Bir de öbür komik saçlı olan.
-Adamın biri sigara içtiği için sokakta yumruk yiyip beyin sarsıntısı geçirmiş ve yumruğu atan bir gece nezarette kaldıktan sonra tekrar aramıza dönmüş.
-Meyve halinin orada çarşaflı şüpheli bir şahıs görmüşler, orasından burasından kablo çıkan, kaçırmışlar ellerinden. O da aramızda.
-Sonra Hindistan'la ilgili bir program yayınladı fransız televizyonu. Küçük bir kız, köyünde çocuk ziraat bakanı olmuş. Köyündeki susuzluk sorununu halletmek için tiyatrocuları görmeye gidiyordu, kuklalarla susuzluk konusunda insanları eğitmek için. Bir de köyün ihtiyar heyetini ikna etmek zorunda kalıyordu. Başarıyordu en sonunda. İyi geldi bana.
-Bir de bu akşam değil ama bir kaç gün önce, sanırım Euronews altyazı geçerken okudum, ozon tabakası biraz kapanmış.

------

Bunu da dün gece yazıp gene yattım uyudum. Bugün biraz daha iyiyim. Başım filan dönmüyor. Sabaha doğru bir rüya gördüm. Bana gereksiz gereksiz sitem edip canımı sıkan küçük bir çocuğa, "ben de senin kaprislerinden sıkıldım ama artık diyordum, yok öyle, yok böyle". Ve bunu diyebildikten sonra inanılmaz rahatlıyordum. Onca zaman içimde tutmuş oluyordum çünkü. O küçük çocuk gerçekte kim, biraz merak ediyorum. Belki belli birisi değildir. Belki genel insan ilişkilerimdir. Genel eğilimim, insanların canımı sıkan davranışlarını sineye çekip yok yere kendimi sıkmak çünkü. Bunu aşabilsem çok büyük bir adım olur kişisel gelişimimde. Rüyamdaki ferahlık sonrasına da taştı. O yüzden ümitliyim.

On sayfa çevirdim şimdilik. Bu berbat gündemde fena sayılmaz. Geçen ayki hedeflerimin ulaştığı sonuçtan memnunum. Romanı ilerletmek, yediklerime dikkat etmek vardı başlıca. Bugün ilk defa 66'nın altına indim. Sonunda. Galiba ayda bir kilodan fazla vermek gerçekçi değil. Bu ay için de hedeflerimi saptadım. Çeviri de şimdi o hedeflerden biri. 70 sayfa hedefledim. Bakalım. Şimdi bunu yayınlayayım ve çevirimin başına döneyim.