Pazartesi, Aralık 05, 2016

Temel Reis.

Bu günü kayıt altına almak istedim, sonradan hatırlamak isteyeceğim günlerdendi. Öyle büyük şeyler bekleme. Ne dünyayı kurtardım, ne kansere çare buldum. Ama öykümü saplandığı yerden kurtardım. Bir de adını koysam koysam Temel Reis kahvaltısı koyabileceğim bir kahvaltı ettim. Tamam bir de kömüre dönüştürmeden bir parti kurabiye pişirebildim. Sonra hızımı alamadım, bir de uçlarını erimiş çikolataya batırdım. Hah. Bir de nevresim değiştirdim hıphızlı.

Küçük ışıkları yaktım şimdi. Youtube'da Pazar sabahları için hazırladığım türkçe bir çalma listesini dinliyorum. Mutluyum.

Günün büyük kısmı öykü için uğraşarak geçti. Şu an da devam edebilirdim ama bazen taze kafayla çalışmak daha iyi sonuçlar veriyor. O yüzden yarına bıraktım. Önemli olan kördüğümü çözmekti. Herşeyi silip baştan başlamadan öyküye devam edebilmekti. Onu başardım. Bir iki cümleyi değiştirdim, devamını yeniden kurguladım ve öykünün fikrinden ve niteliğinden ödün vermeden devam edilebilir duruma getirdim. Şu anki hali içime sindi. Tüm süreç biraz uzadı yalnız o canımı sıkacak gibi oluyor ama kendimi frenliyorum: ne kadar gerekiyorsa o kadar sürecek. Normalde bir haftada yazarım kafamda iskeleti hazır olan bir öyküyü. Bu sefer üç haftayı doldurdum. Daha da yarısına ya geldim ya gelmedim. Ama önemli olan yerinde saymamak. İlerliyorsan tamamdır. Bunu yazdıktan sonra mutlaka yayınlatmak üzere bir dergiye göndermek istiyorum. Aslında en büyük motivasyon kaynağım bu. Kendimi çalışmaya isteksiz bulduğumda "hadi, yaz, bitsin de gönder, yayınlasınlar" diyorum kendime. Kim yayınlayacak bilmiyorum. Edebiyat dergilerini pek takip etmiyorum. Belki de yanlış yapıyorum. Notos'u biliyorum ama oraya göndermeye çekinirim. Editörlük kursunu Notos düzenlemişti. Şimdi sanki tanışıklıktan dolayı iltimas bekliyormuş gibi olmasın. Öyle sevimsiz bir duruma düşmek istemem.

Temel Reis kahvaltısına gelince: iki dilim ruşeymli tost ekmeğini kızarttım. Ufak bir diş sarmısağı boylamasına ikiye kesip sıcak ekmeğin tüm yüzeyine bastıra bastıra sürdüm, kokusu geçti ekmeğe. Sarmısağın artanını kenara ayır. Onunla işimiz bu kadar. Üzerine olabildiğince ince bir tabaka tereyağ. Üzerine az krem peynir. Üzerine bir çorba kaşığı öğütülmüş keten tohumu. Bu kahvaltıyı Temel Reis yapan en önemli malzemelerden biri bu. Ve son olarak çeyrek avokadoyu küçük küçük kesip iki dilimin hepsinin üstüne. Aslında avokado henüz olgunlaşmamıştı yoksa ezmesini sürmek isterdim. Sarmısak nefis bir tat katıyor. Keten tohumu inanılmaz bir güç, zindelik veriyor, hem bedensel hem zihinsel ve bence dolayısıyla da ruhsal. Avokado da tokluk veriyor. Bunu aynen dediğim gibi uygula (ruşeymli ekmek bulamazsan bulabildiğin ekmekle). Sonra gel konuşalım.

Aklımda Facebook'ta izlediğim kısa video: Finlandiya'daki eğitim sistemi ile ilgili. Finli öğrenciler, bilmem hangi sınavla dünyanın en başarılı öğrencileri ilan edilmiş. Ben öğretmen ve okul müdürleriyle yapılan röportajı izledim: ilkokullar en çok iki üç saat ders yapıyor, ev ödevi yok. Matematik öğretmenine soruyorlar, sizin derste amacınız ne? Çocukların mutlu olmaları diyor. Mutlu çocuklar yetiştirmek istiyoruz. Müdüre soruyorlar, siz çocukların eğitimi için en çok neye önem veriyorsunuz? Oyun oynamaları, sosyalleşmeleri ve çocukluklarının tadını çıkarmalarını istiyorum. Peki ya çocuk gidip bütün gün ağaca tırmanmak isterse? O zaman tırmanır ve sonra gelir bana ağaca tırmanırken gördüğü böceği anlatır. Buyur. Buradan yak.

Bunu yazarken aklıma başka bir şey geldi Finlandiya ile ilgili. Bir şehir var ismini unuttum, psikiyatri hastanesi boş. Yani var birkaç hasta ama onlar yetmişli senelerden kalma hastalar. Yeni dönemde, yani seksenli yıllardan itibaren, insanların rahatsızlıklarını (ya da sorunlarını mı demem lazım?) kronik bir hastalığa dönüşmeden iyileştirebiliyorlar. Hepsini. Bununla ilgili Amerika'lılar gene bir belgesel yapmış, oradan izlemiştim üç sene kadar önce.

Adamlar sanki insanlığın en önemli sorunlarını çözmüş.

Bizde ise durum çok farklı. Fakat bugün kafasının başka türlü çalıştığını düşündüğüm bir arkadaşım Facebook'tan Özgür Demirtaş'ın videosunu paylaşmış. Beş dakikalık bir video. Türkiye ve dış mihraklar konusuna yaklaşımı çok hoşuma gitti. Amerika kadar şu dünyada nefret edilen bir ülke daha yok yine de adamlar oturup kendilerine acıyacaklarına güçlenmenin çarelerini arıyorlar, Mars'a gönderdiğimiz robot dikey mi yatay mı bilmem ne filan diye Mars'a gönderdikleri robotu tartışıyorlar diyor özetle. Dış mihrak mı senin adalet sistemini çürütüyor diyor. Tabii konu çok uzun ve tartışmaya açık ama gene de böyle akıllıca bir yaklaşım duymak bana çok iyi geldi.

Ve evet. Saat gene geç oldu. Ama olsun. Tek sorunum bu olsun. Bunu da elbet gün gelir hallederim. Son bir maç. Haydi.










5 yorum :

  1. Kaç gündür yazılarına yorum bırakmak isteyip, bir türlü laptop başına geçemiyorum. Aslında sen yayınladığın gibi havada kapıyorum. Bahsettiğin şeyleri gün içinde zihnimde misafir edip, keyfimi de çatıyorum. Ama hiç haber vermiyorum aahaaghsd : ))

    Hikayeni çok merak ettiğimi de söylesem, klişe kaçmaz dimi :D
    Neyse sen bitir de, dergiyi alıp haz yaşarım.

    YanıtlaSil
  2. :)))) şımardım gene... günlerdir doğumgünü çocuğu gibiyim zaten :)
    Hikayeyi dergiden okuyacağını zannetmiyorsun herhalde değil mi? Aslında onu ilk senin okuman lazım. Ön açıklamayla göndermem lazım sana onu. Neyse bir bitsin de konuşuruz. Zaten şimdi başına geçiyorum. Kahvemi alayım :)

    YanıtlaSil
  3. <3 <3 <3 <3 <3

    hevesle, iştahla, ilgiyle, merakla.

    YanıtlaSil
  4. Öykü Gazetesi ve Öykülem. Bir göz atın.

    YanıtlaSil
  5. Öykü Gazetesini sizin instagram hesabınızda görüp bu sabah aldım, çantamda şu an. :))))) Öykülem'e de bir göz atayım. Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil