Salı, Kasım 22, 2016

Koltuklar hala beyaz yazlık kılıfla. Belki böyle bırakırım kimbilir. Güzel oldu bu köşe, raf, tablolar ve ışıkla. Geceyarısı, dışarısı nispeten sessiz, ve hafif hoş bir caz. Geceleyin bu salona bayılıyorum.

Bu akşam gene koltuğa yayılıp, satranç şampiyonası izledim. Maç hala devam ediyor ama biraz sıkıldım. Polgar her zamanki gibi muhteşem. Yine de iki saat derin satranç bana yetti. Günlere yayılması da güzel. En son çocukken dünya çapında bir spor karşılaşması izlerken bu kadar zevk almıştım. Sanki çocukken her şey daha zevkli. Seneye de izlemeye niyetliyim.

Bugünün en önemli işlerinden biri alışverişti. Benim için sevimsiz bir iş. Ama yaptım. Sonra mağazadan çıktığımda canım kahve çekti ama bir dükkana gidip içmek istemedim. Eve gitmek istiyordu canım. Dedim, kim mecbur ediyor? Canın eve gitmek istiyorsa git. Devamını başka gün alırsın. Diğer alacaklarımı başka güne attım. Zaten eve gelene kadar çok yorulmuştum. Geldim kahvemi içtim. Sonra uzun uzun yoga yaptım. Bazı hareketleri kendi kendime uydurdum. Sırtım berbat haldeydi. Rahatlatacak hareketleri insan bir süre sonra tahmin edebiliyor. Galiba toplamda bir saat sürdü. Sonra buharı tüten sıcacık bir duş. Tertemiz çamaşırlar. Pambuk gibi bir vücut. Sonra canım hafif bir yemek istiyordu. Maydanozun neredeyse sapları kalmıştı. Buzdolabında taze biber. Selofana sarılmış yarım soğan. Biraz beyaz peynir. İki yumurta. Omlet yaptım. Kızarmış ekmekle.

Yemekten sonra ne yaptım hatırlamıyorum. Ah. Tamam. Satranç oynadım. Son yazıdan sonra oyunuma nazar değdi. Kayıplar verdim. Ama Polgar bunun sebebini açıkladı: eğer "bu oyun cepte" dersen, bu hiç iyi bir şey değilmiş. Ve ben artık Olivia'yı rahat yenerim demeye başladığım noktada yenilmelere başladım nitekim. Bugün iki oyundan ilkini verdim, ikinciyi neyse ki aldım.

Sonra da maç başladı.

İşte bir günüm böyle geçti. Tatmin ediciydi.

Yarın erken kalkacağım. Karşıya geçeceğim. Karşıda biraz alışveriş yaparım belki. Akşam maç yok. Belki sinemaya giderim.

Şimdi yatma vakti. İyi geceler dünya.


Bu yakışıklı dünya satranç şampiyonu Magnus Carlsen. Liv Tyler'ın yanında Hollywood yıldızı gibi durmuyor mu sence de? Kızlar bundan sonra satranca daha çok ilgi duyacak sanki, içime öööööyle bir his doğdu. Ama genelde somurtkan onu da söyleyeyim. Suratsız yani maç sırasında. Çekilmez bir adam havası var. Ben söyleyeyim de sonra yok şöyle yok böyle diye şikayet dinleyemem.









2 yorum :

  1. O tip güzel odalar, yani gece olmuş, ışıklar-tütsüler-mumlar ve hoş müzik filan.. o insanın mutlu olduğu zamanlarda gözüne çarpıyor. Bi iç huzur, 'yuvamdayım' hissi, heves duyma halleri.

    Demek ki bu aralar, bi mutluluk hali var üzerinde.

    YanıtlaSil
  2. İyiyim galiba ya,,, iyiyim sanki haklısın :)

    YanıtlaSil