Pazar, Kasım 13, 2016

İnanmak yolun yarısıymış.

Haftasonum güzel geçti sayılır. Dün özellikle güzel bir gündü benim için. Cuma günü yazıp, sonra büyük bulduğum için sildiğim lâfların arkasını doldurabildim. İşlemi tamamladığımda tam olarak ne olduğunu söyleyeceğim. Hala yapım aşamasında.

Ama dünü güzel kılan şey hedefime çalışmak değildi. Hedefime doğru yol alırken kendimde fark ettiğim olumlu değişimdi. Daha rahattım. Kendimi cendereye sokmadan çalıştım. Eskiden ne gereksiz baskı yapıyormuşum kendime. Bunu hayretle gördüm. Sıkılınca kalktım, kendimi bunun için suçlamadan. O arada ortalıktaki bir iki bulaşığı kaldırdım. Yemek ısınırken ütülenecek tek bir gömlek vardı, ütü masası o yüzden salonun ortasında bekliyordu. Onu hallettim, masayı kaldırdım. Geri geldim. Tekrar hedefime çalıştım. Ve hep içimden:"tamamdır, olacak, yavaş yavaş" diye yüreklendirip, buna içten inanıyordum. Öyle yaptıkça daha güzel sonuçlar elde ettim. Olacak bu iş. İnanıyorum. İnanmak işin yarısıdır derler ya hep. Ben onu insanları yüreklendirmek için söylüyorlar sanırdım. Halbuki kendin de inanana kadar dünya kadar uğraşıyorsun. Ve artık inanmaya başladıysan, olacak bu iş diyebiliyorsan zaten epey yol katetmişsin demekmiş bu. Hatta tam olarak yolun yarısına kadar gelmişsin. Bu demekmiş. Ama yarısı işte. Daha çalışmam lazım.



Akşam da tesadüfen Fide Dünya Satranç Şampiyonası'nı naklen izleten bir site ( edit:kaldırıldı) buldum. Tam maç oynandığı sırada. Judith Polgar'ı da davet etmişler, yorumluyordu. O seviyedeki maçları anlamak benim gibi bir amatör için zor. Ama Judith Polgar'ın açıklamaları o kadar öğreticiydi ki, muhteşem bir ders gibi, şampiyonayı filan unuttum, ağzımın suları akarak dinledim. Bir anda aklıma geldi. Ağbime mesaj ve link attım o da izlesin diye. Tabii o izlediğinin beşinci dakikasında bana "pozisyon kapalı, çok sıkıcı bir maç, berabere biter bu" diye mesaj attı. Nitekim bir saat filan sonra maç berabere bitti. Nitekim Karjakin maçtan sonraki basın konferansında maçın sıkıcı olduğunu kendi ağzıyla söyledi, sonrakiler daha eğlenceli olur umarım dedi. Benim izlediğim ikinci maçtı. Birinci bir gün önceymiş onu kaçırdım. Daha on defa daha karşılaşacaklar. Bugün dinleniyorlar. Bir sonraki maç Pazartesi günü New York saatiyle öğleden sonra ikide. Bizde saat dokuz on oluyor, akşam. Bu adamlar kaç doğumlu biliyor musun? Dünya satranç şampiyonası için karşılaşanlar? Carlsen ve Karjakin? Doksan. Doksan doğumlular! Polgar anlatıyordu, Carlsen'le, adam çocuk on üç yaşındayken maç yapmış. On üç yaşında! Yani 2003'te. Ama işte, "ben on üç yaşındayken" hesaplarına girmeyeceksin. Ben bugün onların oynadığı maçı muhteşem yorum yapan biri olmadan izleyemiyorum diye de dövünmeyeceksin. Dün akşam hemen frenledim kendimi o konuda. Çünkü bu onlar için bir oyun değil. Kafa dağıtmak ve eğlenmek için oynamıyorlar. Bu onların uzmanlık alanı. Üst düzey atletler gibi bunlar. Arkalarında antrenörler var, ve hayatlarını buna adamışlar. Kendini ne getirip karşılaştırıyorsun. O zaman Hüseyin Bolt'la da karşılaştır. Ya da Venus Williams'la. Ve düşündüm. Uzmanlık alanın satranç olsun ister miydin bu hayatta?....İyi düşün bak. Ben istemezdim. Daha iyi satranç oynamak isterdim ama uzmanlık alanım olsun istemezdim. Konu kapanmıştır. Bunu netleştirebilmek bile büyük enerji tasarrufu ruhsal açıdan.

Sanırım bugünlük burada keseceğim. Saat sekiz. Biraz offline takılayım diyorum. Haydin güzel bir hafta olsun.




7 yorum :

  1. Süpersin gerçekten, aslında biz düşüncelerimizi yazıp gönderelim sana, sende bu düşüncelerin saçmalığını gösteren bir köşe yap burada:))

    YanıtlaSil
  2. Pazartesi motivasyon yazım oldu bu.

    YanıtlaSil
  3. Satranç üst düzeylere çıkıldıkça daha sıkıcı bir hal alıyor sanki. Sıfır hata ezberlenmiş yüzlerce varyant. Alet kaybını bırak piyon kaybı direk terk nedeni. Sadece konumsal üstünlükle terk ediyorlar. Ben ne olduğunu anlamadan terk ediyorlar. Düşün düşün düşün insanın beyni patlayacak gibi olur...

    YanıtlaSil
  4. @ Eren: yorumunu aldığımda ilk önce anlayamadım, gene boş bir yazı yazdığımı düşünüyordum, ne dedim ki ben, ne yazdım diye bir daha okudum :) Sonra da çok sevindim beğenmene, okuyana bir şeyler verebilmesine.

    YanıtlaSil
  5. @Kahve: Eren'den kısa süre sonra senin yorumun düştü posta kutuma, vayyyy oldum. Kahve'ye de başka bir şey vermiş yazı dedim. Nasıl gururlandım tüm gün düşünüp düşünüp. Öperim çok.

    YanıtlaSil
  6. @Anne Kaleminden: evet aynen bana da öyle geliyor, seviye yükseldikçe eğlencesi azalıyor. Bol ezber, bol teori, derya gibi varyantlar. Ben de aynı hisse kapılıyorum, neler oluyor diyemeden, anlayamadan, küt diye bir bakmışsın terk etmişler. Çok acayip bir şey. Sanki başka bir dil konuşuyorlar aynı sözcüklerle.

    YanıtlaSil
  7. Aşkolsun olur mu öyle şey, tam tersi işte..:))

    YanıtlaSil