Pazar, Kasım 27, 2016

Hissiyat ve düşünceler.

Ben gene geldim blog. Bugünle ilgili yazmak istedim. Bugün değişik bir hisle başladım güne. Sanki bir ödül almışım, ya da başarı kazanmışım, fakat ortada ne ödül var ne başarı sadece onun mutlu beklentisi. Olsun dedim. Ve öykünün başına oturdum. İki paragraf daha ekleyebildim öyküye, yeni fikirler geldi aklıma, not aldım.

Belki de dünkü yürüyüşten sonra ve kremalı makarnaya rağmen tartı yarım kilo eksik gösteriyordu, o sebepsiz başarı hissi belki oydu. Nitekim dedim ki kendime dün ne yaptıysan bugün aynısını yap. Yürüyüşe çıktım gene. Kremalı makarna yedim. Ve cacık. Bakalım yarın tartı ne karar verecek. Hiç sanmıyorum yarım kilo daha eksik tartacağını. Ama biliyor musun yürüyüş hiç yoganın yerini tutmuyor. Yoga çok başka. Haftada üç yürüyüş dört yoga ideal belki de. Yapabilirsem.

Böyle yuvarlana yuvarlana gidiyor günler. Yani günler yuvarlanıyor. Ben değil. Yani henüz değil.  Şu satranç şampiyonası bana hiç beklenmedik şeyler kazandırdı. Hiç hesapta olmayan. Hayatımın gidişatını seviyormuşum ben. Olaylar benim kontrolümde gelişmedi ama kazandığım becerilerden memnunmuşum. Mesela ellerimle bir şeyler üretebilmek: beni çok mutlu eden bir beceri. Mesela kurmaca bir metin yazabilmek. Çok sık yapabildiğim bir şey değil ama olsun, başına oturduğumda oluyor. Mesela iyi bir şiiri görünce tanımak. Çok çantada keklik saydığım fakat önemsemem gereken bir beceri. Olmasaydı eksikliğini çok hissederdim, çok hayıflanırdım, keşke öyle bir becerim olsaydı şu hayatta diye. Mesela bir çekirdekten bir ağaç çıkarabilmek.

Geçen gün Harvard'da ekonomi profesörü bir büyük ustayı konuk olarak çağırdılar yayına. En son 1978'de turnuvalara katılmış, sonra bırakmış. Sonrasında, "kimseye saygısızlık etmek istemem ama", diye söze devam etti, "(1978'de) hayatta satrançtan daha önemli şeyler olduğunu düşündüm". Ohh. Aynı benim birkaç gün önce demeye çalıştığım. Hani uzmanlık alanım olsun istemezdim dedim ya. İşte bunu demek istiyordum. Eskiden olsa bodoslama imrenecektim ben bu adamlara. Vay diyecektim. Keşkeler gırla gidecekti. Ama değil işte. Ve bu ilk defa başıma geliyor.

Bazen kendimi çok geri kalmış hissettiğim oluyor: ne kariyer yaptım, ne yuva kurdum. Evet şartlarım farklıydı. Tercihlerim farklıydı. Ama önemli olan en sonunda nasıl bir insan olduğun ve olduğum insandan memnunum. Mesela Judit Polgar. Satranç bilgisini, analizini, zekasını çok takdir ettim şu son birkaç haftada. Ama en çok olgunluğunu, insanlığını sevdim. En yukarıda olmasına rağmen kimseyi küçümsememesini sevdim. Kibirli kibirli gergin tavırlar yerine gayet rahat hatta neredeyse müşfik diyebileceğim açıklamalarını sevdim. Sanırım bütün hayatı satranca indirgememeyi başarabilmiş. Satranç dışında bir hayat kurabilmiş kendine. Büyük ustalık diye ben buna derim işte. Denge. Sık sık dilinde olan bir sözcük zaten.

Kendimi Carlsen'in yerine koydum yani. Belki diyorum, belki benim de belli bir yeteneğim vardı, belki de yoktu, ama diyelim vardı. Ve diyelim hayatımı satranca adadım küçük yaştan. Sadece kazanınca eğlendiğin bir oyun. İşte neyse. Gözümde canlandırdım. Ve şimdiki beni tercih ettim, az önce saydığım ve satrançsız büyürken geliştirebildiğim becerilerim yüzünden. Bu satranç şampiyonasının bana en büyük getirisi bu. Ve bir de şunu da anladım: dünya şampiyonu bile en doğru hamleyi bulana kadar kırk saat kafa patlatıyor. Dünya şampiyonu diye kolaycacık vahiy inmiyor kimseye. Hesaplayarak buluyor. Herkes gibi. Gerektiği kadar düşün. Gerekiyorsa otuz dakika düşün bir hamleyi. Vahiylerden medet umma. Daha başka şeyler de öğrendim, daha teknik. Mesela büyük ustaların oyunlarını incelerken, amacın bir sonraki hamleyi doğru tahmin edebilmek olduğunu sanıyordum, ve bunu yapamadığın sürece başarısız sayılıyorsun sanıyordum. Oysa bunu yapabilen kimse yokmuş. Polgar bile sadece gidişatı anlayabiliyordu. Ama bir sonraki hamleyi doğru tahmin etmek diye bir şey yok. Bu tıpkı Mozart'ın eserini incelerken bir sonraki notasını tahmin etmeye çalışmak gibi bir şey.

Saat çok geç oldu. Artık maçlardan sonra şu saatleri de biraz geri çekebilmeyi umuyorum. İyi geceler dünya.




Bu da geçen Salı gününden bir kare.





10 yorum :

  1. Hani bir söz var ya ''İnsanın her şey hakkında fikri olmalı,bir şeyde de çok iyi olmalı.'' bence bu tam olarak sensin küçük joe.Benim gözümde entelektüel bir insansın.Her şey hakkında sohbet edebilecek kadar düşüncen var,kitaplar hakkında;metin yazma hakkında da çok iyi bilgi birikimin olduğuna eminim.İşte bu senin aslında ne kadar ''kaliteli'' bir insan olduğunu gösterir.Zaten başarılı olmak da kime neye göredir ki? Önemli olan senin başarmış hissediyor olman :)

    YanıtlaSil
  2. Ne kariyerler yapmış, ne aileler kurmuş insanlar var, senin şu "mutluyum" hissini cümle içinde kullanamıyorlar. Gerçekten şanslısın, tabii ki her günümüz musmutlu, kendimizden emin, hayatın anlamını yakalamış ve ne yapmak istediğimizi biliyor halde geçmiyor ama genel anlamda bakınca "mutluyum yaaa" diyebiliyorsan şöyle kendi kendine gülümseyerek, şanslı azınlıktansın. Bu arada evet senin ellerinle yarattıklarına ben de hayranım, özellikle de tohumdan olanlara.. <3

    YanıtlaSil
  3. Canım Anıl'ım, teşekkür ederim güzel sözlerine. Sen de benim gözümde entelektüel bir gençsin. Ben bir yandan okul ve sınavlarla boğuşurken bir yandan da okul harici Japonca kursuna giden bir liseli daha tanımadım. Senin gibi bir oğlum olsa herhalde çok gururlanırdım. Belki de sürekli çocuğunu öven o sevimsiz insanlara bile dönüşebilirdim ahahahahaha :D :D :D Yok yok. Tutardım kendimi. :)

    YanıtlaSil
  4. Cerenikom, mutluyum mutlu olmasına ve senin dediğin gibi bu bir şans. Doğru. Ama işte ara sıra geliyor o eksiklik hissi. Ne yapalım her şeye birden sahip olamıyor insan. Kendi kendime tekrarlayacağım: önemli olan mutlu olmak, önemli olan mutlu olmak. :) Öptüm kocaman.

    YanıtlaSil
  5. hIMM..O hisse ara sıra kapılmayan var mıdır? Sizi tanımıyorum henüz ama iç görüsü olan biri olduğunuzu düşünüyorum. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  6. Merhaba Küçük Joe,

    Daha ne kadar kariyer yapacaksınki? fransızcayı çeviri yapacak kadar iyi biliyorsun. yogadan anlıyorsun, satranç biliyorsun, el becerilerin var yemek yapmayı biliyorsun:)) e hayatından de memnunsun. Dipolama olamasada olur. Ara sıra mutsuzluklar olsada ki herkesin hayatında var aile kurmaya gelince bence hala kurabilirsin,hak edeni bul yeter. Geç değil. Sen benim nazarımda son derece kariyerli birisin

    Sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
  7. @ Elif Sarı: ben de sizi diğer bloglara bıraktığınız yorumlarda gördüm ilk keşke benim bloguma da gelse dedim :) Benden de sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. @ Sibel: oy ne güzel sözler bunlar, çok teşekkür ederim, doğrudan kalbime gitti sıcak sıcak. Var aslında diploma da var. Ama sonrası koca bir kördüğüm hala çözemediğim. Galiba istiyorum artık, güzel bir ilişki. On gün önce çok yakınım olmuş bir arkadaşım doğum yaptı, benim falımda da iki sene sonra bir kız çocuğu çıktı. Amin diyorum o zaman senin "hala kurabilirsin" sözüne :)

    YanıtlaSil
  9. Merhaba Joe,
    Beni merak etmen, sorman ruhumu okşadı, böyle ne bileyim işte, anlatamıyorum da, çok mutlu oldum kısacası :) Bloğa girmiyorum, sizi okumuyorum ne zamandır :( Koptum ve dönmek inanılmaz zor geliyor. Şimdi biraz gezindim de, Ceren'de uzaklaşma kararı almış sanırım. Bize bakma, sen sakın gitme olur mu? Belki dönerim yine, ben de özledim. En azından okumak için buralarda olmayı umuyorum.

    YanıtlaSil
  10. Kitapsız kedicik gerl gelmiş!!! :) Çok sevindim yorumuna ve onu takip eden yeni postuna. Her zaman beklerim, sevgiler kocaman :)

    YanıtlaSil