Pazar, Kasım 06, 2016

Haftasonum.

Sakin ve tembel bir gece. Loş ışıklar ve hafif caz ezgileri. Fırından elmalı crumble kokuları yayılıyor eve. Bugün biraz saldım. Hiçbir şey için zorlamadım kendimi. O yüzden pek bir iş görmedim. Mutfak bir haftanın en dağınık halini yaşıyor. Bütün hafta gıcır gıcır korumayı başardım.

Sıkıntılı rüyalar gördüm gece. Sanırım gündemden dolayı. Uyandığımda sanki midemde bir ayı oturuyordu. İlk önce sebebini anlayamadım. Hani tam rüyayla gerçeği ayırt edebilmeye başladığın o an vardır ya uyandıktan az sonra. İşte o an acı acı hatırladım.

"La haine" filminde döne döne anlatılan ve filmde bir motif oluşturan bir fıkra var ki aslında hiç komik değil. Bir gökdelenin 158. katından aşağı düşen bir adamın hikâyesi. 14. kata geldiğinde, "buraya kadar her şey yolunda gitti" der. Ve 13. katta da aynısını. Ve saire. Fıkra bu kadar. Ben güzel anlatamadım. Neyse. Anladın sen onu. Şu an kaçıncı kattayız acaba...En son twitter'da, hükümet aleyhine konuştuğu için ihbar edilen bir adamın gözaltına alındığını okudum. Sonra evi aranmış ve bir suç unsuru bulunamadığı için serbest bırakılmış. Fakat bilgisayarına el konulmuş. Burayı bilen bilir. Ben siyasi yorum pek yapmam. Ve zaten bu kadar söyleyeceklerim bu konuyla ilgili.

Elmalı crumble'ı fırından aldım. Ilınıyor.

Gelen çeviri işini geri çevirdim. Biraz da o yüzden böyle rahatım. Denemesini yaptım. Sonra baktım, olmayacak. Metni sevemedim. Hiç kendimi veremeyeceğim. Eskiden olsa kendimi zorlardım. Oysa ne gerek var. Başka biri ayıla bayıla çevirebilir. Ben de o sırada kendi ayıla bayıla çevirdiğime çalışırım. Kimseye ayıp olmayacak, sebebini açıkyüreklilikle ortaya koyduktan sonra. Hem bu işime saygımın bir göstergesi. Oysa şımarıklık gibi mi görürler diye düşünüp, gönülsüzce yapmaya koyulacaktım. Ve önümüzdeki üç ayım bana dağ gibi bir angarya gelen bir işin gölgesinde geçecekti. İnsanlık için küçük, benim için koca bir adım :).

Elmalı crumble dehşet olmuş. Gecenin bu saatinde çok iyi gitti. Yapması da çok kolay. Çikolata yerine tercih ettiğim elma unlu çıkınca tepem attı. Öeeeh ben de tatlı yaparım dedim. Biraz şekeri fazla kaçırmışım, içimi aldı, ama olsun. Güveç kabında yaptım. Tek elmayla. Tek kişilik. Tek seferlik. Bütün ölçüleri göz kararı koydum. İşte elmaları küp küp kestim. Küçük, tek kişilik, kase kadar güveç kabına koydum. Üstlerine şeker ve tarçın serptim. Sonra başka bir kaseye bir avuç kadar un koydum, bir çorba kaşığı kadar tereyağ. Biraz da şeker ekledim ve tarçın. Aslında böyle egzotik bir tat katar diye düşünüp az zencefil de serptim ama ondan emin değilim. Sen koyma istersen. Tereyağını iki bıçakla ufaladım böyle makas yapıp. Kalanını da elimle biraz yedirdim. Zaten düzgün hamur olmayacak. Tam karışmasın tereyağ, böyle top top kalsın daha makbul, yani kırıntı gibi. Sonra elmaların üstüne bocaladım bunları, biraz da silkeledim, 180 derece fırında 35 dk. Sırf tek crumble için fırın yakmayayım dedim, bir de ekmek pişirdim onun yanında. Yarın sabaha hazır.

Bu arada lamba nihayet bitti. Gerçi hala tam bitmedi. İçine astar dikmek istiyorum amerikan bezinden. Bir de üstünü az süslemek. Çünkü ışıklar sönükken biraz kenara atılmış çuval topu gibi duruyor. Astar da ışığın daha eşit yayılması için, ampul yerleri daha az belli olsun diye. Pinterest'ten çok aradım çuvallı lambayı nasıl süslerim diye ama bulamadım. Benimkine benzeyen bir tane buldum, onda da altına kaide gibi bir şey koymuşlar ahşap, oval ortası boş. Ama çuval aynı çuval kalmış.



- - - - - - - -

Bunu dün yazdım. Fotoğrafları yükleyemediğim ve uyku bastırdığı için gidip yattım.

Bugün biraz ortalığı toplarım. Çok dağılmadığı için kolay olacak. Belki en sonunda şu gazeteliğin astarını da dikmiş olurum. Ne dersin? Askılıktaki çamaşırları toplar, bir posta daha çamaşır yıkarım. O zaman Pazartesi gününe sadece yerleri temizlemek kalır. Aslında canım şu eski gazete kağıdından kolyeyi yapmak istiyor. Ve yüzüğü. Akşamüstü yaratıcı yazarlık grubumla tanışma toplantısı var.

Bak dün pancurlarımı açtığımda, şöyle sürreel bir görüntüyle karşılaştım. Komşu arka bahçesine bir şeyler yığmış. A, ne o? Akülü araba mı? Hayır, hem o kadar akülü arabayı nereden bulsun? Ne peki? deyip daha dikkatli baktığımda...



...bunların muhtelif elektrikli süpürgeler ve tek tük de televizyonlar olduğunu gördüm. Resimde tam görünmüyor, araya yapraklar girmiş, ama yığılmışlardı böyle üst üste, elli belki yüz tane. Bir yığın marka ve model elektrikli süpürge. Yağmur da yemişler. Nereden toplamış? Hangi işini görecek? Meçhul. Bir öykü yazayım dedim. Öykünün kahramanı, bir sabah komşunun arka bahçesine tepe tepe yığılmış elektrikli süpürgeler görür. Heyecanla koşarak erkek arkadaşını uyandırıp ona da gösterir. Erkek arkadaşı bu görüntüye hiç şaşırmaz, normal karşılar. Ve olaylar buradan gelişir. Bunu düşündüm. Sonra devamını getirmeye üşendim. Beğenmedim. Peşini bıraktım. Ama şimdi hoşuma gitti. Belki yazarım bir ara.

Bir tane daha resim var. Geçmiş Salı gününden. Hava kapalıydı. Kuşlar takıldı bu sefer gözüme. Kumrular dizilmişti rıhtımdaki bir saçağa. Ben çekene kadar dizilimi bozdular. Ne güzeldiler halbuki. Ben de şu garip martıyı çektim Kadıköy'de. Kullanılmayan bir otobüs durağının üstüne tünemişti.


Biraz karanlık çıkmış. Istanbul bazen böyle nemruttur. Rüzgârı yüzünü tokatlar, saçlarını savurur, savrulan saçlarından önünü yönünü göremezsin doğru dürüst. Sanki gitmek istediğin yere itirazı vardır.

Kilom biraz geriledi. Hormonlardan olduğu belliydi. Ama yine de üst sınıra çok yakınım. İşin kötüsü o üst sınırda çok kolay belimi incitiyorum. Son anda önlediğim fıtıklarım var sanki. Yoga iyi geliyor. Sabah kendi kendime yaptım, videosuz. Üç dakika filan. O bile fark etti. Çatır çutur sesler çıktı belimden sonra rahatladım. Güçlendim.

Akşamki toplantı iptal oldu az önce mesajı geldi. Facebook ve twitter yavaşladı. O zaman mutsuz bir güne biraz makyaj yapacağız. Belki çirkinliğini unutup, kendimizi akışa kaptırırız.



6 yorum :

  1. Ben de bugün öylesine Pazar günü hakkında yazacaktım ama canım istemedi.Benim yerime yazmış gibi oldun ^^ <3
    Şu kafadan hikaye uydurma şeysini ben de çok sık yapıyorum.Gizemli şeylerin hayallerdeki hali daha güzel,daha eğlenceli :'D

    YanıtlaSil
  2. Şu 'hayır' deme işini ben de öğrenicem ya.
    Diyemeyip alıyorum bir sürü sorumluluğu üzerime.
    Azcık daha büyüyeyim de ben de artık ustalaşayım iç sesim hakkında madem. Azcık daha bi büyümek derken bi 40 falan olayım : )))

    Of tırstım yalnız bu elektrikli süpürge fotosundan. Gerilim bir hikaye başlangıcı olabilir bence. Vaays üzerine beyin fırtınası yapılabilir.

    YanıtlaSil
  3. @Anıl, tüh keşke yazsaymışın, ama canın istemediyse...boşver. Senin blog baya aldı başını gidiyor galiba Anıl :) Sayfa okunma sayısına baktım da geçen gün, dudağım uçukladı :)

    YanıtlaSil
  4. @ Kahveci: eminim sen önümüzdeki 3 aya halledersin o hayır deme işini, sonra şakır şakır, hayır maalesef müsait değilimler, hayır maalesef onu yazamamlar, gırla gider.

    Tırstırıcı bence de...ucunu George Orwell tarzı bir distopyaya bağlama planlarım var. Kız mesela yavaş yavaş o elektrik süpürgesi dağının sadece erkek arkadaşını değil kimseyi şaşırtmadığını fark ediyor, tek şaşıran kendisi filan, yavaş yavaş çevresindeki herkesin ne kadar absürt şeyleri kanıksamış olduğunu görmeye başlıyor. Mesela geçen gün, Mardin'de kepenk kapatmanın yasaklandığını okudum. Son derece absürt bir yasak ama kimse tepki vermiyor çünkü ona tepki verene kadar, ohooo...Gezi olaylarında da durmak yasaklanmıştı, hatırlar mısın bilmiyorum. Böyle işte.

    YanıtlaSil
  5. Merhaba,
    Lamba çok hoş duruyor, tam okuma lambası olmuş.Emeğinize sağlık. Belki boncuk gibi bir şey ile az miktarda süslenebilir.

    YanıtlaSil
  6. Merhaba Gamze hanım, çok teşekkürler. Aslında okuma lambası değil, diğer lambayla beraber aydınlatma lambası...Hmm boncuk da olabilir aslında. Aklımda bulunsun.

    YanıtlaSil