Cuma, Kasım 25, 2016

Hafta biterken.

Galiba güzel bir gündü bugün. Önemli olarak nitelendirebileceğim üç kalem iş gördüm: yazı, spor ve yemek. Hem de bonus olarak yüncüye uğradım ve bitmek üzere olduğu için yenisini örmeye girişemediğim battaniye karesi için beyaz ve lavanta rengi yün bile aldım.

Her kalem ayrı güzeldi ama en güzeli sanırım sabah kahvaltıdan sonra yazmak için ilhamlı bir gün olmasıydı. Kaç gündür gizemli gizemli ayrıntı vermekten kaçındığım iş buydu işte. Yeni öykü var tezgahta. Artık altyapısını tamamladığım için ve başını yazmayı başardığım için açıklayabilirim. Bu ilham şahane bir şey dostum. Garip şekilde satranç için de geliyor. Ve geldiğinde ve oynadığımda kesin ama kesin olarak kazanıyorum. Öykü, benim ölçütlerime göre çok da şahane olmayacak. Bilmiyorum. Belki de kimse tam istediği gibi yazamıyordur. Sonunu iyi kotarmam lazım, fikir hazır ama sonundaki etki böyle giyotin gibi inmeli. Bir de yazarken biraz daha gelişir palazlanır diye umuyorum. Bakalım. Ne olur yarın da ilhamlı bir gün olsun. İkinci kısmını yazayım ya da giriş kısmını biraz daha geliştireyim.

Saat öğleden sonra beş gibi yürüyüşe çıkmaya karar verdim. Çoktandır yürümüyordum. Hem hava da alırım diye düşündüm. Dönüşte de işte üç beş yere uğrar evin eksiklerini tamamlardım. Yürüyüş güzergâhında garip sesler duyunca kafamı çevirdim ve bir süre algılayamadım: kuyruğuyla beraber neredeyse boyumun yarısı kadar papağan, şehrin orta yerinde.



Yakın çekim yaptığım için net çıkmamış. Bir de ışık azdı, hava kararmak üzereydi. Aslında ilk gördüğümde iki taneydiler. Resimlerini çekmek için yaklaştığımda sahibi olduğunu sandığım kişi yanaşıp papağanı koluma kondurmak istedi, neredeyse zorla. Ben sadece resim çekmek istiyorum dedim. Beraber resminizi çekeyim dedi. Hoşuma gitmedi. Çektim gittim. Dönüşte papağanın teki yoktu. Sahibini de ortalıkta göremedim. Ben de böyle çarçabuk bir resim çektim. Aslında gene yürürken, papağanlardan az evvel, papağanlarla neredeyse aynı renklerde giyinmiş bir palyaço yolda gelene geçene el sallayıp bir kağıt uzatıp konuşmaya girmeye çalışıyordu. İlk önce komiğime gitti. Sakallı bıyıklı böyle mahalle esnafı tipli koca koca adamlar palyaçonun el sallamasına el sallayarak karşılık veriyorlardı. Bir gülme tuttu. Bazıları da gözlerini kaçırıp palyaçodan uzaklaşıyorlardı. Biz mi çok kuşkucu olduk, insanlar mı çok çakal hala kararsızım.

Sonra işte eve geldim. Karnım çok acıkmıştı. Köfte ve makarna yaptım kendime. Ama makarna çok kral bir şey oldu. Bak şimdi çok basit bir tarif vereyim sana, ama tek bir malzeme bile eksilmeyecek: yüksük ya da fiyonk makarnayla da olur ben pastavillanın renkli junior salyangoz biçimli makarnasıyla yaptım. Makarnayı bol tuzlu suda haşlayıp süzüyorsun. Aynı tencereye makarnaları geri koyuyorsun, tencerenin altını en hafife getirip, üstüne iki yemek kaşık krema, karıştır. Bir yemek kaşık eritme peynir, karıştır. Bir tatlı kaşıktan az sarmısak püresi, ya da iri bir diş sarmısak ezilmiş. Bir iki çimdik tuz. Karıştır. İki yemek kaşığı kadar beyaz şarap ve son olarak bol karabiber. Karıştır. Şarap biraz uçsun. İşte bu kadar. Ölçüler tek kişi için ama kaç kişiysen o kadarla arttırabilirsin ölçüleri. Tabii sırf bu tarif için koca bir şişe şarap açmayacağın için beyaz şarap alıp da arttırdığında yapılacak bir tarif bu. Buzdolabına bunu yazıp as bence bir magnetle filan. Dursun. Beyaz şarap açıldığında diye not iliştir üstüne. Biraz kıyılmış maydanoz hatta varsa fesleğen de dehşet yakışabilir. Ben yapmadım ama bir daha sefere.

Dünkü oyunu Carlsen kazanmış. Tam izlemekten yorulduğumda. Belki de Karjakin de oynamaktan yorulmuştur. Fakat şampiyonlar yorulmaz demek ki almış oyunu yakışıklı Carlsen. Berabere oldu gene puanlar. Bir sonraki oyun da birinin galibiyetiyle biterse çok fena kıran kırana geçecek demektir bu. Bak Karjakin şu:



Carlsen kadar seksi olmadığı gerçek, üstelik garibim kekeme, ama daha sempatik, basın konferanslarında hep güleryüzlü. Carlsen kaybettiği oyun sonrasında basın konferansında iki dakika beklettiler diye konferansı terk etti. Ayyyy. Tam mızıkçı çocuklar gibi. Zaten her basın konferansında öfleye pöfleye cevap veriyordu sorulara. Fakat neymiş. Öfkeyle kalkan zararla otururmuş. O hareketinin anlaşmalarına aykırı olması sebebiyle satranç federasyonu Carlsen'in şampiyonluk ödülü olan bir milyon yüz bin dolarlık ödülün yüz bin dolarını çat diye gömdü. Yaaa. Beyefendi. Yok öyle beni bekletemezsiniz, ben dünya şampiyonuyum halen havaları.

Diğer yandan kilolar aldı başını gitti. Çok fena haldeyim. Görüntüde değilse de tıbben obez sayılan kilodayım artık. Acilen bir eylem planı geliştirmem lazım. Ama hala kremalı makarnalar yiyorsun diyeceksin bana. Ne olur deme.

Hafta başında başladığım ve beni strese sokan kıyafet alışverişinin önemli kısmını bugüne kadar hallettim. Geriye en kolay ve aciliyeti olmayan parçalar kaldı. Onları da önümüzdeki hafta alırım belki. Bu "en önemli iş" düzeni şimdilik iyi gidiyor. Bütün gün az ama öz iş görüyorum. Ve günün/haftanın sonunda işler ilerlemiş oluyor. İyi oluyor.

Son havadisler bunlar. Fena değil sanki. Haftaya da güzel haberler bekliyorum. Bakalım.



2 yorum :

  1. Ben sana 2 kelime söyleyeceğim gerisi sana kalmış. 'Karbonhidrat Diyet' detayları googlea 'öykücü karbonhidrat diyeti' yazarak okuyabilirsin. 18 kilo vedim☺️Kilo koruma konusunda da çok başarılı bir diyet��

    YanıtlaSil
  2. @Gözde: çok teşekkür ederim ilgine ve yardımına. Söylediğin diyete öykücü blogunda göz attım. Pek bana göre değil. Aslında hiçbir diyet bana göre değil. Ben diyetten çok dengeli beslenme alışkanlıklarına inanıyorum. Bir de biraz hareket.

    YanıtlaSil