Çarşamba, Ekim 19, 2016

İşler, güçler.

Haftalardır ötelediğim bir işi hallettim bugün. Tahminimden de fazla uğraştırdı ama sonunda oldu. Kendince önemliydi. Halloldu. Şükürler olsun. Fransızlar "chose promise, chose due" derler. Söz verdiğin şey, borcundur. Ödedim. Onun hafifliği, gönül rahatlığı hatta ferahlığı var üstümde bu akşam.

Akşam yemeğini de düzgün pişirdim. O da tamam.

Azıcık bizim kızlarla konuştum face'te. Hani yazın tatile gidecektik hep beraber. Yeni tatil planları yapıyoruz. O da güzel.

Spotify'ın Coffee table jazz'ı açık. Küçük ışıklar. Hafif ruha eşlik eden hafif caz. Çok seviyorum bu müziği. Evin ortamını öyle güzelleştiriyor ki. Sanki evim dünyanın en cool yerlerinden biriymiş gibi. Mesela şehrin en "in" mekânı. Evdeyim ama dışarda, değişik, güzel bir yerdeyim sanki. Sanki biri ruhuma nefis bir masaj yapıyormuş gibi bir yandan da.

Yarın karşı tarafa geçeceğim yine. Ama bu sefer hava yağmurlu olacak.

Bugün kahvaltıdan sonra işleri listelemiştim. Hepsi kaldı, son madde dışında. Olsun. Haftaya yayarım. Bir de mutfak alışverişini yaptım dönüşte. Biraz meyveli yoğurt, biraz hazır puding. Şekerli diye pek almamaya çalışıyorum, ama buzdolabında durduklarında rahatlık oluyor, yoğurtlar ara öğün olarak, pudingler de tatlıya alternatif. Chia'lı kakaolu puding yaptım mesela bir sefer, sağlıklı diye. Ağır oluyor. Üç kaşıktan fazla yiyemiyorum. Öbür türlü gene çıkıp pastaneden şekerli şeyler almıyor muyum? Ya da daha beter, gofretler filan? Hmmf.

Bugünün eksiği neydi söyleyeyim mi? Yoga. Yatmadan bir "bedtime yoga" mı yapsam? Uykudan önce yogası?

-------

Bunu pazartesi akşamı yazdım. Sonra geç olmuştu. Az yoga yaptım, yattım. Uykudan önce yogasını tavsiye ederim. Uykuya dalışı çok net hızlandırıyor. Dün gece de yaptım mesela. Bütün hareketleri yapmadım, kolayıma gelenleri sadece, her pozda üç kere derin nefes aldım sakin sakin. İki dakika bile sürmedi toplamda. Sonra vurdum kafayı. Uyumuşum. Fakat şöyle bir şey var: yatttığımda gözlerimden uyku akıyordu, yine de uykuya dalamıyordum, yogayı yaparken, nefes alış verişleri ne kadar aceleye getirdiğimi fark ettim. Yavaşlattım. Bence o fark etti.

Dün ve bugün biraz ev işlerini hallettim. Kışlıkları hurçtan çıkardım tamamen. Bunca gündür hurçlar açıktı, içinden alacağımı alıyordum, üstüne başka kıyafet yığılıyordu, geçerken ayağımı üstünden atıyordum. Kaos. Gördükçe kendimden nefret ediyordum. Şimdi kaldırdım onları. Giysi dolabını düzenledim. Yorganı aşağı indirdim. Yazlık ayakkabıları kaldırdım. Hurcun üstüne yığılanları makineye attım. Yıkandı onlar. Astım. Toplayıp, katlayıp, yerleştirip çarşafları asacağım yerine.

Dün mesela, ara öğün dahil bütün öğünleri tam ve çeşitli yedim. Bana yol, su, enerji olarak geri döndü hemen.

Şöyle bir yöntem saptadım: besleyici bol malzemeli bir çorba iki üç öğünlük, ve etli sebze yemeği, meyve, meyveli yoğurt, puding. Bunları dolaba atınca, zaten yemek hazırlamak kolaylaşıyor. Herşeyi sıfırdan yapmıyorsun. İki üç öğünlük olunca da bıktırmıyor. Çorbayı öğlende içiyorum (iki gündür). Hem hafif oluyor, midemi tutuyor ama yiyebiliyorum da. Komple öğün hala fazla geliyor. Çorba beş dakikada ısınıyor, fazladan bulaşık da çıkmıyor. Uğraşmadan düzgün yemek oluyor. Mesela bir sonraki çorba taze fasulyeli minestrone olabilir. Bakalım. Belki bu sefer hazırda tutacağım etli sebze yerine domatesli pirinç pilavı olur. Domatesli bulgur pilavına alternatif olarak düşünüyorum. İki üç günlük et de hazırsa dolapta, dışarı çık, gel, hazırla olmaz.

Şiir yazdım ben. İki tane. Yalnız birincisi hiç şiirsel olmadı. Aslında bir beddua. Düzyazı yapayım dedim, o şekle de girmedi. İki türden avare bir şey oldu. İkinci şiir aşk şiiri. Ama tam içime sinmedi. Bir de hayatımda ilk defa ortaya bir aşk şiiri yazdım. Yani öznesiz. Şiir var ama aşk yok. Yani aşk, stoklanmış geçmiş duygulardan karma. Kimseye aşık olmadan aşk şiiri yazmak saçma ama içimden geldi işte. Tuhaf. Beddua daha edebi oldu herşeye rağmen. Aşk şiirinde bir numara yok. Olsun. Yavaş yavaş şiire dönmek de güzel.



bu da başka bir salı sabahından, bu sefer kadrajı görebildim :)







5 yorum :

  1. Yaz yaz yemekleri yaz. Bana lop lop et olarak geri dönsün. Gerçi kilo verdim bu aralar ama bu gidişle geri alırım ben. Şiirlerini merak ettim. Bir ara paylaşsan ama içine sinerse. Korburunu okuyorum. Çok da beğendim. İyi bir seçimdi. İyiki almisim. Burdan Hİkmet Hükmenogluna selam olsun. Sağlıcakla kal.

    YanıtlaSil
  2. @ Sibel: ahahhahah afiyet olsun sağlık olsun sıhhat olsun hepsi. Şiirler içime hiç sinmiş değil ama ilerde sinmişlerini yazarsam mutlaka buradan yayınlarım. Körburun'u beğenmene çok sevindim. Ben ilk 60 sayfasını okuyup takıldım. Fakat hep elimin altında, devam edilmeyi bekliyor. Seninle bir konuda daha zevklerimiz uyuştu. Ne güzel.

    YanıtlaSil
  3. @Ceren: işte tam o ton için çektim o resmi ben. Tamam oturan gençler hoşuma gitti, ama asıl bulutların arasından sızıp denize vuran ışıktı güzel olan.

    YanıtlaSil
  4. keyifli bir blog, banada beklerim :D
    http://siyahadamo.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil