Cuma, Ekim 28, 2016

'En önemli iş' defteri.

Öğle yemeğini hazmederken yazayım şuraya keyifle. Keyifliyim çünkü bugün. Çünkü erken uyandım, ve tekrar uykuya dalmadım. Biraz oyalandığım doğrudur. Ama olsun. Kalktım ya sonra. Ekmeği fırına attım. Çayı demlenmeye koydum. Sonra defterimi açtım. Bu hafta yapılacaklar listesindeki iki maddenin en sıkıcısını haftanın ikinci günü halletmişim. Mis. Bugün de son maddeyi hallettim. Ve bu iş çok hoşuma gitti: bir yere bu hafta halledilmesi gerek diye not almayı. Ve sonra üstünü çizmeyi. Aylık, haftalık ve günlük yapmaya karar verdim. Günlük zaten yapıyorum da, diğerlerini pek yapmıyorum. Hatta senelik ve üç-beş senelik bile yapılır. Sene başında yapmıştım senelik esasında. Ama kaynadı gitti. Değişime uğradı. Gözden ırak düştü. Ve unutuldu. Hatta onunla ilgili bir fotoğraf kolajı bile yapmıştım. Baktım geçen gün Pucca da yapmış. Methediyordu. Oraya ne resmi koysam oluyor diye. Celes'in ve daha birçok kişisel gelişimcinin önerisi: her zaman gördüğün bir yere as. Pucca da aynısını demiş, twitterda denk geldim. 

En verimli geçen günlerim çok sabit şekilde: bugün yapmam gereken en önemli iş nedir, onu belirleyince ve ilk iş olarak onu yapınca oluyor. Günlük olarak güne verim katıyorsa, haftalık, aylık ve seneliğini düşün. Ve üç ya da beş seneliğini. Ve hatta ömürlüğünü. 

O yüzden dedim sırf bu iş için bir defter almalıyım. En Önemli İşler defteri. Ve aldım. Sert kapaklı, çizgili, janjanlı bir defter aldım dışarıdaki işlerimi hallederken. Bugünlerde üstüne yazdığım, arka sayfası basılı, ozalitçide ciltlenmiş benim tersten açıp beyaz sayfalarını defter diye kullandığım uyduruk bir şey. Önemli işler, güzel defterler hak eder dedim. Yalan mı?

Bankalarla işim vardı dışarıda. Ne var ki bugün arife sayılıyormuş ve en yakınımdaki iki şubesini kapatmış, dolayısıyla beni yirmi dakika yürütmüş bankaya vardığımda, tam paydos saatine denk geldim. Pazartesine kaldı bazı işler. Pöf. Döndüm gerisin geri. 

Dönüş yolunda, yemeklik malzeme aldım. Eve vardığımda yorulmuştum. Kısa süre sonra acıktım. Dedim boşver ara öğünü, sen öğlen yemeği ye şimdi. Saatleri geri çekmiş olursun bir nevi ve bir nebze. 

Minestrone'm bitmişti. Tekrar ezogelin yaptım kendime. Bu sefer düzgün bir tarifle. Amanın bir kokular yayıldı ki eve, amanın bir kokular, öyle böyle değil. Sanırsın en pamuğundan bir anneannen var ve sana yılların tecrübesiyle içebileceğin en iyi ezogelini pişirmiş. Sarmısak ve soğanı rondoda çektim, elde rendelemeyeyim dedim. Ve çabucak oldu. Düdüklüde pişir diyor tarifte ben normal tencerede pişirdim. Gene de hızlı pişti. Yemek yapmaya o kadar bayılmıyorum da, çorba pişirmenin değişik bir keyfi var sanki. Böyle, sanki kuzinen var, dışarısı soğuk ve yağmurlu, ve sen kapağını açıp içine odun atıyorsun, iliklerinden başlıyorsun ısınmaya har har, üstünde kestaneler pişiyor, bir de çay, bir de müthiş bir iş başarmışsın epey uğraştıktan sonra, arkadaşın gelmiş beraber seviniyorsunuz. Evet ezogelin. Evet bu kadar keyif verdi bana. Belki annemin evinde pek değişik çorba pişmediğinden. Benzer bir keyfi kek pişirdiğimde alıyorum ya da kurabiye. Ya da başarılı olacağını önceden tahmin ettiğim ve ilk defa denediğim bir tarifte. 

Tamam, belki sırf ezogelin değil. Bir haber aldım. Güzel bir haber. Ve bu haberin güzel olmasında biraz benim de payım var. Ama henüz sevinmeye korkuyorum. Kesinleşsin istiyorum. Anlatırdım ayıla bayıla da, artık burası isimsiz değil. Bir de nazar değer diye resim bile paylaşmıyoruz, böyle de komik bir durum var. 

İki gün önce epey keyifsizdim aslında. Sıkıntılıydım. Bir post yazdım. Beğenmedim. Yollamadım. Ama bugün, bugün biraz daha farklı.

En önemli iş defteri diyordum. Biraz plan program yapmam lâzım. Ajanstan mail gelmiş, yeni çeviri teklif etmek istiyorlar, benden onay istiyorlar. Şimdi karar zamanı. Yeni çeviri almak istiyorum almasına. Ama en az üç ayım gene haldır haldır çalışarak geçecek demek bu. Gene birçok işi erteleyeceğim. Oysa yapmak istediğim başka şeyler de var. Bu hafta sonu planlarımı netleştirmem gerekiyor. Soul searching diyorlar. Ruh arayışı. Ruhsal arayış. Ruhunu aramak. Arayıp bulmam lâzım. En zor gelen iş bu, bana. Sürekli yapıp yapıp hâlâ yapmaya baştan başladığım. Yapmayı başarmış bitirmiş insanlara çok imreniyorum. Neden herkes bunu bir seferde başarabiliyor da benim payıma hâlâ monopoly'deki başlangıç noktasına geri dön komutu düşüyor? Neden ama? Neden? Eksik miyim, neyim? Ruhumu aramak üstüne yazmıştım kocaman. Ucunun derin yaralara dokunduğuna, önceki postta ama yayınlamadım. Belki de bu meseleyi halletmek gerek herşeyden önce. Çünkü bu herşeyin başı. Bunu oturtabildin mi, gerisi inanılmaz tesadüfler silsilesi ile - ayağına seriliyor demeyeyim ama - farklı bir kulvardan yaşıyorsun hayatı. Doğru bir kulvardan ve sanki gücün katlanıyor. Hatta karizman. Ve tabii tatmin.

Belki de hafta sonundan uzun sürecek. Belki de sürdüğü kadar demeli. Aceleye getirmemeli. Çünkü artık bulmanın vakti geldi.





4 yorum :

  1. Özlemişim kulaklığımda kulaklık küçük joe'dan haberler almayı ^^
    Çok mantıklı şu ''en önemli işleri'' ayırma işi,hoşuma gitti.Ben yapılacaklar işleri o günün okul saatlerinde ya da bütün işler bitince ajandama yazıyorum.Nedense bütün işleri hallettikten sonra neler yaptığımı yazmak-kutucuğu boyamak çok daha tatmin edici geliyor.(Unutmamam gereken şeyleri genelde sabah post-itlerle masama yapıştırıyorum.)Sanki her günüm çok verimliymiş her gün bir şeyleri başarıyormuşum gibi hissettiriyor.
    Küçük adımlarla büyük işler küçük joe,devam! xoxox

    YanıtlaSil
  2. Anıl senin on beş- yirmi-otuz sene sonraki halini hiç düşünemiyorum, şimdiden bu kadar tertiplisin, ne kadar güzel bir şey. Bende çok geç başladı maalesef ama ne yapalım işte ben de böyle bir insanım.
    Şimdi ben de senden haberler almaya gidiyorum :)

    YanıtlaSil
  3. Ezo Gelin çorba benim için heralde:)) Hep güzel haberler alman dileği ile sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
  4. Tüm tarifler öncelikle sana, afiyet sağlık sıhhat ve keyifle :))) Sevgiler.

    YanıtlaSil