Perşembe, Eylül 29, 2016

Hayal gücü ve güzel yarınlar.

Hava biraz açtı. Dışarısı aydınlıkken buraya gelmeye pek alışkın değilim. Biraz daha iyiyim geçmiş günlere göre. Dün epeyce ev işi gördüm. Hem de garip biçimde hepsini yarı zamanda. Yani onbeş dakikada bütün evi elektrikli süpürgeyle geçtim. Başka zaman yarım saate yakın sürerdi. Bugün ve yarınlar için plan yapmaya geldim. Yarınlar derken geniş zaman. Önümüzdeki hafta. Ekim ayı. Sonbahar. Gelecek. Öyle yarınlar.

Sanırım uyumadan önce yaptığıma meditasyon denebilir bir çeşit. En güzelini hayal etmek. Ama asıl demek istediğim başka. Dün gece uykuya dalmadan, geçmişteki olumsuzlukların geçmişe ait olduğunu, ruhumda olumsuz izler bırakmış bazı insanları bir daha hiç görme ihtimalim bulunmadığını düşündüm. Hatta beni geçmişin olumsuzluklarından koruyan sihirli bir kalkanım olduğunu bile hayal ettim. Sadece bu an var dedim. Dile dökmesi pek kolay değil, ama sanki ileri gitmemi engellemek için eteğime yapışmış geçmişin eli, eteğimi bırakmak zorunda kaldı, bütün etkisini yitirdi. O an çok tuhaf bir andı. Sanki uçuyormuşum gibi mutlak bir özgürlük, rahatlama, hafiflik.

Hayatımın ilk 45 yılı bitti. Hem de pek de şahane geçmeden. Ailemdeki insanların ortalama 85 yaşına kadar yaşadığını düşünürsek önümde bir bu kadar zaman daha var diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Teorik olarak. Pratikte kimin ne kadar yaşayacağına kimse kendi karar vermiyor. Bugüne kadar elde edemediklerimi istiyorum hayattan. Vereceğine dair derin bir inancım var. Hayatımdaki en büyük zenginlik işte bu tuhaf inanç. Tuhaf çünkü normalde gerçekçi bir insanım. Öyle iyimser biri olarak düşünmem kendimi. Mesela ruhuma ışıltı ve zenginlik katacak bir ilişki istiyorum. Evet artık istiyorum bunu. İlişki. Sonra, bu dünyanın en ilginç, en cool insanlarıyla arkadaş olmak istiyorum, mesela Dalai Lama, mesela Joan Baez, mesela Ferzan Özpetek. Ne demişler, isteyenin bir yüzü kara. Ben de yüzümü karartıp, hayal gücümü zorlayıp, en en en güzelini isteyebilmek istiyorum hayattan. Hayal gücü yoksa başka ne işe yarar? Ben isteyeyim de o vermesin. De mi? Sonradan, "isteseydin sen de" demesindense. (Sonrası ne zaman, onu sorma.) Bir yandan, bunları düşünürken, içimde sözcüklerle güzellikler üretme, fikirler ifade etme arzusu oluştu. En kralından ama. Mesela şarkı sözü. Mesela şiir. Mesela roman. Yirmi senede tek bir roman yazmamış olabilirim. Ama belki de doğru zaman şimdidir. Kim bunu bana gelip iddia edecek ki? Doğrusunu kim biliyor? Ya da kim, "ohooo tren kaçtı artık yazamazsın, yasak" diyecek ki? Ve bir de maddi açıdan rahat olmak istiyorum. Ama en önemlisi: denge. Tutkuyla yazmak ama ölçülü yaşamak istiyorum. Tutku insanın doğasında varsa mantık da ölçülü davranışlarla, onu kollayıp, koruyabilir, etrafına koruyucu bir kalkan örebilir. Yani ikiyüzlülük değil, imkansız bir çelişki değil.

Tüm bunlar için, sabahları tekrar makul saatlerde uyanmam lazım. Gene öğlene, hatta öğleden sonraya kaydı ayarlar. Hiç hoş değil. Günü, sen uyanana kadar herkes eskitmiş, sen anca ipleri eline alıyorsun gibi bir his. İkinci el bir güne uyanmak gibi berbat.

Şimdi yogamı yapayım. Sonra hazırlanıp editörlük kursuma yollanmam gerekiyor. Az kalsın dalıp unutacaktım.


6 yorum :

  1. Valla bu aralar hiç olumlu düşünemiyorum.Hele son zamanlarda ruhumda ne yaralar açan insanlar öldü. Sanırım hiç bir kanser hastası benim kadar kazık yememistir inan. Hani derler ya ben bu hastalığı ailem ve dostlarım sayesinde yendim.Ne yazık ki bende tam tersi oldu. Nerdeyse hastalığım ilerleyecek. Yemediğim haksızlık kalmadı demek dostum falan da yokmuş.Yazdigin gibi umarim bu insanları yaşadığım surece bir daha girmemek.Ya o kadar kızgınimki senin yazdıklarını unutup kendi derdimi anlattım :)) ya kusura bakma. Sonunda manyak biri olup çıktım. Umarım hayal ettiğin tüm cool insanlarla birlikte zaman geçi recegin günler gelir. Kal sağlıcakla

    YanıtlaSil
  2. Şeytan azapta gerek derler ya. Tam öylesi olmuş sana Sibel. Herkes öyle destekleyici bir çevreye sahip olamıyor, herkes o kadar şanslı değil. Olanlar da şanslarının farkında değil bana sorarsan. Ben de dar zamanlarımda bir tekme de çevremden yedim. O anda olmasa da sonradan kimi hayatından atacağın ayan beyan ortaya çıkıyor. Ağaç budamak gibi düşün. Onları at ki altından güzeli, tazesi çıksın. Ve inan ki çıkıyor. O zaman, insan unutuyor derdini. Sağlığın iyi olsun. Diğer güzellikler için uğraşıp yaparsın. Sevgiler gönderiyorum.

    YanıtlaSil
  3. İnsanın hayatında insan gibi insanların olması lazım ki, yarınlar hep güzellik umut dolu olsun.. <3 Onlardan birisin, umarım kendin gibilerle karşılaşırsın..

    YanıtlaSil
  4. Sabah uyanır uyanmaz okudum ve oturdum bi Ekim yazısı da ben yazdım.

    Ve dedim ki, neden en en en güzelini ben de istemiyim ki?

    YanıtlaSil
  5. Canım Ceren'im, sen de o güzel taze değerli dallardan birisin, sonradan çıkan, umarım hep hayatımda olursun, uzaklarda bile yaşasan.

    YanıtlaSil
  6. Kahvecim, şimdi ağız tadıyla gidip o Ekim yazısını okumak için sabırsızlanıyorum. İşte budur! Yazı amacına ulaşmış demek ki dedim bu yorumu okuduğumda, musmutlu uyandım güzel güzel yorumlar gelmiş bloguma.

    YanıtlaSil