Cuma, Eylül 02, 2016

Editörlük kursunun düşündürdükleri.

Bugün erkenden geldim bloga. Henüz çalışmaya başlamadım. Son bölümün düzeltmesi kaldı. Ve sonra ilk 50 sayfaya döneceğim. Ama önce yazmak istiyorum.

Dün akşam editörlük-yayıncılık atölyesine katıldım. Sanırım attığım en doğru adımlardan biri. Okuduğum bütün girişimcilik önerilerinde bir işe girişmeden önce o işi yapmış birinin tecrübelerine kulak vermen şiddetle tavsiye edilir. Ve editörlük-yayıncılık atölyesi de tam bunu sağlıyor. Somut bilgiler. Yaşanmışlık. Türkiye gerçekleri. Teorik-akademik bilgiler değil. Boş boş laflar hiç değil. Sırf bu tek dersten bile ne çok şey öğrendim. Bana ne çok zaman kazandırdı. Ve elbet para. Ama bu benim için böyle. Benim oraya katılma amaçlarımdan biri yayınevi kurmak. Ve grubun içinde yayınevi kurmak için oraya giden tek kişi bendim. Diğerleri ya editörlük için gelmiş, ya bir kurumun dergisini çıkarıyor. Benim amacım için biçilmiş kaftan. Sadece bunu söyleyebilirim. Diğerlerini bilmiyorum.

Şu andaki zihniyetime 25 sene önce sahip olmak isterdim. Hatta 30. Ama bardağın dolu tarafına bakalım ve çok şey öğrenmişiz demek ki, çok yol katetmişiz diyelim. On sene önce bile farklı düşünürdüm.

İş hayatında başarılı olmak için, dâhi olmak şart değil diye düşünüyorum şimdilerde. İlkelerinin doğru olması daha önemli. Ama bu ilkeleri saptayıp kabul edecek olan da son tahlilde gene senin zekân. Fakat bu doğrulara ulaşmak için üstün bir zekâ gerekmiyor. Ortalamanın az üstü bence yeterli. O yüzden kendime güvenebiliyorum. Zaman zaman başarısızlığa uğrama ihtimalim gene var, çünkü herkes için böyle bir ihtimal var. Ama hesaplı riskle hesapsız risk arasındaki fark gibi bir şey bu. "Kontrollü başarısızlık" başka bir şey. Mesela bir yemek yapıyorsun, elinde tarif yok, yemek yapmakla ilgili tecrüben de pek yok, hangi malzeme ne kadar pişirilir, un katarsan ne olur, yumurta katarsan ne olur bilmiyorsun, kafana göre içine malzeme atıyorsun, yemek yenecek gibi olmuyor. Bu başka bir şey. Bir de tarifin var, az tecrüben de var, sen de tarife uyuyorsun ama yemek başarısız. Bu bambaşka. Bu iki başarısızlığı birbirinden ayırmak lazım. Birincisinde sorun senin yemek (iş) yapmaya yaklaşımında, ikincisinde uygulamada. İkincide hatayı saptamak ve bir sonrakinde tekrar etmemek çok daha kolay.

Şöyle bir video izledim: 4 Tips for Success From a Multi-Millionaire Serial Entrepreneur. (İngilizce) Röportaj veren adam bu ilkelerin bazılarından bahsetmiş. Kendimi onun yerine koydum ve çok daha ilerisini düşünmeme sebep oldu bu. Nasıl bir yayınevinin en baştan kendine bir yayın politikası saptaması lazımsa, bir girişimcinin de kendine bir "iş politikası" saptaması gerekir. Para kazanmak: elbet şart. Ama tek başına yeterli değil. Yoksa geçen günkü balıkçı-turist hikayesine döner hayatımız. Dünyanın yarısını satın alabilmek değil amacım. Hoş olur ama beni tatmin etmez. Biliyorum. Bir sürü param var şimdi, eee? şimdi ne olacak? olurum. Hem de ömrüm tükenmiş olur neredeyse.

İngilizce'de "mission statement" denen şey bu sanırım. Bugüne kadar bana çok angarya gelirdi, çok boş laf gelirdi, zaman kaybı gelirdi bunu saptamak için uğraşmak. Halbuki omurgaymış. Şimdi ne olacak diye en sonunda sormamak için en baştan sorman gerek onu. Ne olmasını istersin? Daha temiz bir doğa mı? Refah düzeyi artmış bir ülke ya da dünya mı? Daha konforlu bir dünya mı? Ve sonra idealizmle gerçekçiliği dengelemek. Tek başıma doğa katliamına son verebilmem zor. Ama buna nasıl bir katkım olabilir? Ve bunu kârlı şekilde nasıl yaparım?

Bunlar koca koca sorular. Bir günde karar vermek şart değil. Ama doğru yolda olduğumu hissedebiliyorum. Bugüne kadar başarabildiğim her işte, başlamadan önce "ben bunu yaparım" inancı olurdu. Bugüne kadar iş hayatı için bunu diyemiyordum. Şimdi diyebiliyorum. İşte buna çok seviniyorum.



8 yorum :

  1. Sen kafada bu işi yarılamışsın bile,bizim küçük joe'muz YA-PAR!

    YanıtlaSil
  2. Doğru diyorsun Anıl'cım. Kafamda yolu yarılamışım...Doğru yolda olmaktan da öte. Vay...Dur bakalım.

    YanıtlaSil
  3. beni işe al Joe : ))

    ahahehe :D

    30 sene önceye gitsem demişsin de.
    şimdi ben de 33 yaşında, başka birileri için genç sayılabilecek bir yaştayım. belki sorsan derler, '33 yaşıma geri dönsem, şimdiki deneyimlerimle, neler neler olurdu'.. Ben de onu diyorum, kendi 60 yaşıma.

    'Hadi be kadın bi sinyal gönder, napayım' diyorum 60 yaş halime.
    Yolum bulanık, göremiyorum etrafımı.
    Süzük süzük bekliyorum yaşlanmayı.

    YanıtlaSil
  4. ahahhahahaha :)))

    30 sene önce 15 yaşındaydım...O zaman bilmek isterdim birçok şeyi başarmak için dâhi olmak gerekmediğini. Kapasitemin fazlasıyla yeterli olduğunu. Herşeyin dönüp dolaşıp denge kurma becerisine dayandığını. Belki herşeyin değil. Ama bazı önemli şeyler için denge kurma becerisini geliştirmenin ileri düzey matematik ya da fizik bilgisinden beni daha ileri götüreceğini bilmek isterdim.
    Senin yaşındayken, türlü sebeplerden benim de yolum bulanıktı. El yordamıyla çabaladım. Bazen önünde çok seçenek yoktur. Ne yapabiliyorsan onu yaparsın. Ama yine de bazı idealleri belirlemene engel değildir bu. Sana yol gösterici olabilecek tek somut önerim, hayran olduğun insanları incelemen. Yakın ya da uzak. Ünlü ya da değil. Kadın ya da erkek. Genç ya da yaşlı. Nesine hayransın? Hepsini önüne serince bazılarını ortak özelliklerde gruplayabiliyor musun? Sana kendinle ilgili epey malzeme çıkar bence.

    YanıtlaSil
  5. Haklısın.. denge, önemli. Daha o konulara gelmedim galiba.

    Benim hayranlık duyduğum insanlar tutkulu kişiler. Ben de her ne kadar bulanık manzaradan sıkılsam da aslında doğrunun kendi yolumdan sapmamak olduğunu hissediyorum. Yapmayı sevdiğim şeyden vazgeçmemek, sabırsızlık göstermemek, çabalamak çabalamak. Yani tutku duymak.

    Basit bir İzmir hikayesi.

    YanıtlaSil
  6. Bence gelmişsindir: mesela kendini düşünmek ve başkalarını düşünmek arasındaki denge, ya da senin için söyleyeyim, çocuğunu ve aileni düşünmek ve kendini düşünmek arasındaki denge; ne bileyim, yazıda dediğim gibi idealizm ile gerçekçilik arasındaki denge; çalışmak ile dinlenmek keyif çatmak arasındaki denge gibi. Zaten bunu bir kere yaptıktan sonra, bu dengelerden birini kurduktan sonra yani, sonradan iş sadece terazinin öteki kefesini düşünüp saptamak oluyor, gerisi geliyor.

    Kendi yolun varsa zaten o zaman iş değişir. Ben ne yapmak istediğini bilmiyorsun diye anlamıştım.

    YanıtlaSil
  7. Buraları çok meşgul ettim ama son bir şey. Yok ne yapmak istediğim net ama dönemsel engellerden yapamamak ve başka tercihler yapmak zorunda kalmak. Çok seçenek ve soru giriyor devreye. Ülkenin durumu, ekonomik şartlar, şehirsel ıkınmalar. O yüzden 60 yaşım bana el verseydi 'devam et gızım, haydi yavrum, diren' deseydi diye hayal kurdum.

    O yüzden böyle kafa açan blogger'ların yazıları iyi geliyor.

    Ay boşver Joe'm.
    Bugün pazar, güzel bir gün ola.

    YanıtlaSil
  8. Bu iltifatı da cebime attım, "kafa açan blogger". :)))
    Güzel oldu valla bu Pazar. Anlatayım şimdi dur.

    YanıtlaSil