Pazartesi, Temmuz 18, 2016

Fransız Polinezyası Düşleri.


Böyle zamanlarda ne yazsan saçma, ne yazsan yetersiz, ne yazsan saygısızlık gibi geliyor. Ölenlere saygısızlık, kalanlara saygısızlık. Ve bu kaçıncı toplumsal travmamız? Şunu fark ettim, bundan önceki olaylarda hep "bu tek bir sefere mahsus", "bütün iş normal hayata dönmekte" sanıyordum. Şu an öyle düşünmüyorum. Eğer dünyanın öbür ucuna taşınmayacaksam, misal Pasifik Okyanusundaki Fransız Polinezya'sına filan, yani bu coğrafyada yaşamaya devam edeceksem, bu son yaşadığımız travma sonuncusu olmayacak. Ve galiba asıl travma belirtisi bu. Bu kötü olay beklentisiyle yaşamak.

Aslında hayatın neresinden tutunduğumu yazacaktım. Tipik küçük Joe yazılarına benzeyecekti. Günlük sıradan küçük şeyler. Kafamı nasıl dağıttığımı filan. Bildiğin şeyler. Duş almanın ne kadar iyi geldiğini mesela. Sabahtan, gözümde çok büyüyen, kan ve diğer tahliller için nasıl erken kalktığımı, bir saat içinde o koca işi halledip eve gelmenin bünyemi nasıl rahatlattığını. Çeviri gibi bir meşgalem,  bir işim olduğu için şanslı olduğumu. Satranç kadar kafayı dağıtan çok az şey bildiğimi. Akşam karnım açken, ve canım yemek yapmak hiç istemiyorken, dolapta mercimek köftesi bulup sevindiğimi. Yazmış da oldum ucundan. Ama yayarak keyifle anlatmaya utanıyorum.

Televizyonu açıyorum. Malum olaylar yorumlanıyor. Hangi taraf anlatıyor olursa olsun, ki normali galip tarafın versiyonunu dinliyor olmamız, yüreğim kaldırmıyor. Kapatıyorum.

Bloglar, bir iki istisna dışında, hep suskun. Zaten az yazıyorlardı. İyice ıssızlaştı buralar.

Biliyor musun, cidden düşündüm. Buralardan gitmeyi. Pılımı pırtımı toplayıp, hatta olduğu gibi bırakıp, sakin ve huzurlu bir ülkeye yerleşmeyi. Buralardan altı ay uzak kalsam, içimin özlemden ölesiye kavrulduğunu bile bile. Aklıma bir yer gelmedi. Avrupa bence çöküyor. Amerika'ya hiç gitmedim ama orada huzur bulamam ben gibime geliyor. Avustralya hakkında pek olumlu şeyler duymadım. Asya'da neresi var bana göre? Hiç de bir yer yok. Güney Amerikayı unut. Kala kala Yeni Zelanda kaldı sanki bana. En son orayı tartıyordum kafamda. Ama bu yazının başındaki Fransız Polinezyasında da aklım kaldı. Sanki gittiğinde seni "aloha" deyip çiçek çelenkleriyle karşılayacaklar. Peh. Sen şuradan kalkıp Datça'ya yerleşemedin, bin türlü sebepten, şimdi kalkmış yok Tahiti yok bilmem ne. Ama düşündüm yani kafamın içinde, canlandırdım. Canlandırdım da olmadı be gülüm. Olmuyor. Belki sağlam bir sevgilim olsaydı. Beraber gitseydik. Hala çocuk doğuracak yaşta olsaydım. Belki. Belki.

Evet bugünlük bu kadar sevgili okurum. Sana güzel bir resimle veda edeyim. Şu kaskatı günlerde belki bir anlık için ferahlar. Fransız Polinezyasından: dünyada ne güzellikler var...












12 yorum :

  1. Merhaba Küçük Joe,
    Sanırım biraz ara verdim.Ama seni hep takip ettim. Yine hastanelerde olduğum için. Bu sefer yeğenim için hastane kapılarındaydım. Dediğin gibi gündem de olanlar ayrı, ailemde olanlar ayrı. Ülke için mi yanayım? ailemde olup bitenler için mi? ne yazık ki yeğenimde kanser:( ve gerçekten huzurlu hissedeceğim bir yer istiyorum artık. Hastalığın, belanın, kaosun, maddi manevi imkansızlıkların olmadığı bir yer. Ülkemi olur, kırsal mı olur, uzay mı olur. Artık neresi olursa haydi hayırlısı diyeyim.Bari şu çevirdiğin kitabı alıp okuyayım.13 yaş 14 yaş fark etmez eğlenceli olsun yeter. Kal sağlıcakla

    YanıtlaSil
  2. O kadar üzgün o kadar keyifsizim ki... Ben de hiç bana göre olmadığı halde "gitmeyi" tarttım kafamda, yani nasıl olurdu diye düşündüm ama borçluyum, hatta hatta suçlu hissediyorum... neyse, çetrefilli bir konu...:)

    YanıtlaSil
  3. Ve Tahiti'den bir kare de benden gelsin.

    http://9gag.com/gag/aBrnXQ2/terror-of-tahiti

    YanıtlaSil
  4. insan yazmak istiyor ama ne yazacağını bilmiyor. yine de yazılarını okumak güzel en azından hala birileri bir şeyler için çabalıyor dedirtiyor. hepimizi ufak şeylere tutunmaya çalışıyoruz. travmalara alışmayalım dedikçe daha çok inimize çekildik. iyi niyetli insanlar olduğu sürece umut vardır herhalde bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  5. En güzeli bir ada bulup yerleşmek.

    YanıtlaSil
  6. Seyşeller'de de ev alana vatandaşlık veriyorlar, haberin olsun :D

    YanıtlaSil
  7. @ Sibel, sitende okumuştum ailenden birinin daha hasta olduğunu. Çok çok geçmiş olsun Sibel'cim. Sana sabır ve dayanma gücü diliyorum. Kocaman kucaklıyorum. Bu da gelir bu da geçer demiş. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. @Eren: bana göre de hiç değil. Bir anda nasıl da gitmeleri düşünmeye başladık, en düşünmeyecek olanımız bile. Rezalet.

    YanıtlaSil
  9. @ Kahve içermiyiz: neyse en azından köpek balığı resmi değilmiş :D Ben ondan korkmuştum.

    YanıtlaSil
  10. @ Mutlu Keçi: çok iyi anlıyorum. O ilk olaydan sonra günlerce yazamıyorum genelde, bunu tespit ettim ve ilk yazıda hep bir tür suçluluk duygusu, bir tür ne diyeceğini bilememek, bir beceriksizlik filan. öf. Umarım dediğin gibidir, umarım umut vardır hala.

    YanıtlaSil
  11. @ Küçük Mucizelerim: ben Kınalıada'da yaşadım yazları yıllar yılı, çok sıkıldım. Ada fobisi var bende :D Ada fobisi değil ama küçük yerde çok kolay daralabilirim gibime geliyor git gel aynı insanlar, bir de küçük yerin dedikodusu fena oluyor. Pöf.

    YanıtlaSil
  12. @ Ceren: vallahi gidip baktım Seyşeller nerede tam olarak, evler nasıldır kaç paradır, şu bu, fakat orası da buradan farklı değilmiş, darbeler ve yılllardır süren ve halihazırda devam eden diktatörlük. Bir de evler çok pahalıymış.

    YanıtlaSil