Pazartesi, Haziran 06, 2016

Huysuz ve tatsız kadın.

Şu son yazıyı Çarşamba günü yazmışım gibi gelmiyor bana. Sanki iki sene önce yazılmış gibi. Hiç o enerji yok şu an bende, sürünüyorum. Ki bugün düne göre biraz daha iyiyim. En azından başım ağrımıyor, iki de iş gördüm.

Mesela çamaşırları yıkadım. Mesela romanın başına oturdum. Bir de düzgün şeyler yedim. Haziran ayında en az iki kilo vermek gibi bir niyetim var. Aslında daha fazla da. İki kilosu en şart olanı. Çünkü şu an doktorun obez dediği kiloya teğet gidiyorum. Neyse işte. Yemeğin üstüne kahve, kahvenin yanında çikolata, kurabiye, tatlı alışkanlığını bir kenara bırakmaya karar verdim çünkü şişmanlamaya öyle başladım. Her yemeğin üstüne tatlı yemezdim ben. Şekerden uzak dururdum. Sonra sinsi sinsi şeker geri geldi hayatıma. Ben de tekrar renkli çizelgeler, forma girme günlükleri tutmaya başladım. Bugün üçüncü gün. Gene ara sıra yerim belki ama önce kiloları vermem lazım. Ve ilelebet ayrı kalamayacağım tatlıların bir ölçüsünü bulmam. Bugün 67'nin altına inebildim çok şükür. Zaten sabah kalktığımda elim karnımın üstüne geldiğinde anladım. Karnım daha geride duruyordu. Ellerimi de belime koyduğumda daha içeri gidiyordu. Yarın da kilom inmiş olur mu acaba?

Pilav ve makarnaya alternatif arıyordum. Patatesi de kızartma dışında yiyesim gelmiyordu etin yanında. Ama kızartmaya da üşeniyordum. Sonunda aklım başıma geldi ve rondoda pratik patates püresi hazırlamayı akıl edebildim. Tek kişi için tek orta boy patates yeterli geliyor. Onu ayıklayıp sekize bölüp buharda hemen pişiriyorum. Sonra rondoya, çeyrek küçük kuru soğan, yaklaşık dört çorba kaşığı kadar peynir (eski ya da taze kaşar çok yakışıyor) bir tatlı kaşığı tereyağla rondoda çekiyorum. İsteyen kekik ve pul biber de ekleyebilir. Normalde püreye çok az süt de eklenir ama ben katı halini seviyorum. Et yemeğinin yanına çok yakışıyor. Bir de cacık yaptım yanına. Çok güzel bir öğün oldu. Bu akşam da değişiklik olsun diye konserve mısır koydum pilav niyetine. Küçük bir tencerede, tereyağını erittim, yaklaşık 300 gr mısır konservesinin suyunu süzdükten sonra tencereye boşalttım, bir de sarmısak pürem vardı. Çok az ondan koydum çeşni olsun diye. Bir kaç dakika tencerede hiç durmadan karıştırdım. Tuz. Hani o sokakta hazırlananlar gibi. Ama sarmısağı herkes yakıştırmayabilir. Peynirle karıştırılabilir. Ya da sade tereyağ ve tuz, peynir ağır gelirse etin yanında.

Şimdi sıra sporu eklemekte. Tekrar düzenli yürüyüş. Ona da bir hal çaresi bulmalıyım.

Yoksa mis gibi kitaplar var elimde. Hiçbirine kendimi veremiyorum. Buna da bir hal çaresi bulsam. Bir ara yatmadan önce kitap okuma saati ayarlamıştım kendime ne güzel. Sonra...yalan oldu. Başka bir yol denemeli.

Bilmiyorum. Keyifsizim. Huysuzum. Mutsuzum.


14 yorum :

  1. Merhaba Küçük Joe,
    Enerji her zaman aynı olmuyor işte. Bazen iyi bazen kötü hayat gibi. Ama düzelir. Yorgunluktan da olabilir. Kilo alımlarını hatırlatma ne olur. Hayatım boyunca zayıf olan ben hatta normal kilomun altında yıllarca yaşadım.Hayatımdaki herkes biraz kilo al artık diye beni hep uyarırdı.Şimdi bir aldım pir aldım. Bir kiloyu dahi veremiyorum.Tarifler yine sevdiğim türden deneyeceğim. Mısır çok severim zaten. Sevgiyle ve sağlıkla kal

    YanıtlaSil
  2. Astrolojik etkilerdir belki, geçici yani, ben tatlıyı azaltmak için az kuruyemiş ve bol bol çay içiyorum, eh fena gelmiyor:)

    YanıtlaSil
  3. @ Sibel: ben de neredeyse otuz yaşıma kadar normal kilomun atlındaydım, bana da herkes, nasıl yiyip yiyip bu kadar zayıf kalabiliyorsun diyordu, hatta yeter biraz kilo al diyordu. Sonra aldım. Şimdi de vermeye uğraşıyorum. Sen şimdilik boşver bence kiloları. Sağlığına tam kavuş sonra kiloların da çaresine bakılır elbet. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. @Eren: ben de kahvaltı dışında sıcak içecekten uzak durmaya karar verdim. Çünkü sıcak içecek yanına illa yoldaş istiyor. Kuruyemiş gene en iyi alternatif, çeviri yaparken bir şeyler kemirmeden duramıyordum. Çekirdek, üzüm, dut kurusu ile idare etmeye çalıştım. :)

    YanıtlaSil
  5. Kitap kulupleri işe yarıyor biraz. Emir komuta oluyor ama işe yarıyor :)

    YanıtlaSil
  6. @ Enis: işte onu istemiyorum, asıl istediğim eskisi gibi yana yakıla okumak, vaktim yokken uykumdan çalardım ben roman okumak için, o okuma sevdasını bulmak istiyorum aslında.

    YanıtlaSil
  7. Evvelki sene Gecenin Sonuna Yolculuk'u okumuştum. İnsan elinden bırakamıyor. Okumadıysan iyi kitap :)

    YanıtlaSil
  8. Céline'in en meşhur kitabı, hatta Türkçe'ye Yiğit Bener çevirmiş. Eminim nefis çevirmiştir. Onu yıllar yıllar önce fransızcasından okumaya yeltenip, çok ağır bulmuştum sarmamıştı. Şu anda elimde o kadar güzel kitaplar var ki, hepsini de çok merak ediyorum: mesela Mungan'ın Yüksek Topuklar'ını aldım, bana benzeyen bir başkarakter varmış içinde diye, sonra Dublörün Dilemma'sı var, başladım çok beğendim on sayfadan sonra devam edemedim, sonra Ev Anası var, çok güzel yazılmış, yarıya kadar getirebildim onu bak, ama kaldı işte, Antabus var, çok övüyorlardı, Şule Gürbüz'ün kitaplarını almak istiyorum, onu da çok övdüler. Yiğit Bener'in Heyula'nın dönüşü var. O da çok güzel yazılmış.
    Bülent Çallı'nın Simsiyah'I var. Şule Gürbüz hariç hepsi elimin altında. Hepsinin de çok güzel olduğunu biliyorum, ama o okuma dürtüsü yok içimde. Bir yerde düşürmüşüm ben onu. Ona yanıyorum. Onu arıyorum.

    YanıtlaSil
  9. Listeniz bayağı kabarıkmış :) Bence siz okuma şevkini kaybetmekten ziyade hangisini okusam derdinden başlayamıyorsunuz :)

    YanıtlaSil
  10. Son yazın yoruma kapalı mı? belki de yorum yapılmasını istemediğin için..:) amaa... sorunu teşhis ettiğinde üzerindeki etkisi azalacaktır, "iyi hissetmekle" ilgili o kadar çok şey okudum ki, seni üzen sıkan her neyse iyice bir teşhis et, aslında çekirdeğine indiğinde gözünde büyüttüğün kadar olmadığını görüyorsun ve sonra o çekirdeğe "ne olmuş yani?" diyorsun "öyleyse öyle" ve hayat devam ediyor:) sen atlatırsın bunu...

    YanıtlaSil
  11. Evet Eren'cim son yazıyı yorumlara bilerek kapattım :)

    YanıtlaSil
  12. Ya bişi diycem, bugün ben de şok oldum 1 patates haşlamasında nerdeyse kola kadar şeker varmış!!! Hani haberin olsun diye şeyettim..

    YanıtlaSil
  13. Ben şaşmam, çünkü patates en bol nişastalı yemeklerden biri, vücut onu şekere çevirip enerji alıyor, ama kola ile aynı şeker değil yine de. Nışasta kana yavaş yavaş karışıyor, düzenli bir enerji sağlıyor ve bunun yanı sıra başka mineral ve vitamin de giriyor vücuda, ama kola işlenmiş şeker, kan şekerini sapıttırıyor filan. Ben çok kızıyorum böyle makaleler okuyunca. Sonra insanlar ne yiyeceklerini şaşırıyorlar.

    YanıtlaSil