Salı, Haziran 28, 2016

Güzel şeyler...

Oyh. Ne dedim en son ben sana? Güzel şeyler daha daha olacak dedim. Dedim mi, demedim mi? Dedim, bravo. Olmakta nitekim. Anlatıyorum şimdik, gel otur.

Bir. Mart ayında deneme çevirisini ayıla bayıla, kendimle böbürlene böbürlene yaptığım vefakat tam anlaşma aşamasında benden bağımsız sebeplerden geri çekilen ve aklımın feci halde kaldığı, gönlümü almak için bana başka çeviri verecek kadar geniş yürekli yayınevim, eninde sonunda o konuyu çözüp, çeviriyi gene bana verdi. Ve işin güzel tarafı, herkes memnun. Önceki çevirmen, yayınevi ve bendeniz. Yani bana gene çeviri yolları göründü. Hem de çok istediğim bir kitap. Bu Cuma başlamaya karar verdim. Gerçi biraz korkmuyorum değil, korkuyorum, ağır kitap çünkü, ama deneme çevirisinde zorlanmamıştım, sadece yavaş gitmiştim ve ne kadar ağır olursa olsun, Piaget'den ağır olamaz diye düşünüyorum. En azından cümleleri normal. Günde 3 sayfa çevirsem, haftada altı günden, haftada 18 sayfa eder. Çarp dörtle: 52 sayfa eder. Tamamdır. Üç ayda bitirebilirim. Ki bir kere elim alıştı mı o üç sayfa daha fazla olabilir.

Gelelim madde iki'ye. Roman. O geçen seferki bir sayfa oldu iki. Oldu sana acayip bir yazı. Şimdi güvendiğim iki kişiye gönderdim, bakalım onlar ne diyecek. Şu an o kadar da dış yargılardan bağımsız değil. Saçmalamışsın, hiçbir şey anlamadık derlerse mıçtık, afedersin. Neyse dün biraz tıkandı. Yerimde saydım. Bütün duvardaki eski planı ve bölümleri söküp dosyaladım. Postitleri yani. Bugün biraz ikilemde kaldım. Tekrar plan yapsam gene kendimi kısıtlamış mı olurum. Plan yapmazsam, böyle çölün ortasında pusulasız gibi ne tarafa gideceğimi kestiremiyorum. Neyse sonra oturdum başına, rahat koltuğa, ve yaza yaza biraz gidişat belirledim. Yeni gelişmeler ekleyebildim. Eskisine göre daha güzel oldu ki şimdilik bu benim için yeterli. Bugünlük roman çalışmasına ara veriyorum. Yalnız o eski plan gene de gerekliymiş. Bir kere oraya varmak gerekiyordu. Bir çeşit durak gibi. Aktarma gibi. Varacağım yer orası değil ama oradan geçmek şart, gibi.

Yazmanın bu kadar cesaret işi olduğunun farkında değildim ben. Sürekli yolda, köşebaşlarında seni bekleyen canavarlar var. Kendi korkuların. Onları görüp, tanıyıp, alt etmek roman yazma işinin yarısı bence. Zaten onları adlandırıp yüzleştiğin zaman güçlerinin yarısını kaybediyorlar. Mesela: "tıkandım ve bir daha hiç yeni bir fikir bulamayacağım, bir daha hiçbir şey yazamayacağım" adlı canavar. Gözünün içine bakınca zaten çocukça korkular olduğunu görüyorsun. Bir daha hiçbir fikir bulamamak. Mümkün mü? Bak bundan güzel bir çocuk hikayesi çıkar mesela :D Koy zulaya.

Son zamanlarda öğrendiğim bir diğer konuya gelmek istiyorum. Aslında çok önceden öğrenmem gerekirdi. Ama işte kazık kadarken bile insan temel şeyleri öğrenebiliyor. Misal: sabır. Sabırdan ziyade, "hemen şimdi!" tutturmacasından yakasını kurtarmak. Yaşadığım sıkıntıların yarısı, "hemen şimdi!" tutturmasından kaynaklı. Ben şimdi olmasını istiyorum diye bütün dünya düzeni değişip şıp diye isteğimi yerine getirecek değil. Böyleyim ben çünkü, istiyorum ve hemen şimdi istiyorum. Dünya da bana diyor ki, "yok öyle yağma, bekleyeceksin, herkes gibi."

-Bekleyemem.

-Bekleyeceksin.

-Hayır.

-Sen bilirsin. İstersen bekleme. Vermiyorum istediğini. Haydin bakalım.

Bundan sonra işler sarpa sarıyordu. Kızıyordum. İçten içe yerlere yatıp, yerleri yumruklayıp, tekmeliyordum. Helak düşene kadar. Sakin sakin beklemekle geçecek süreyi boş yere böyle atraksiyonlarla geçiriyordum. Ama ne oldu? Uslandım. Kızarak, yerlerde tepinerek enerji kaybedeceğime, büyük insan gibi bekliyorum şimdilerde. Çok ekonomik oluyor. Tavsiye ederim. Sonunda iki yaş sendromunu atlattım. Oley.

Falımda bana kısa bir yol göründü. Aslında, içimden Kuzey Ege'den geçip, İzmir'e varmak ve en sevdiğim bloggerlarımla buluşmak geçmişti ama çalışmam lazım. Düşüncesi bile beni gülümsetiyor ya. Belli olmaz. Belki Sonbahar'da. Kitabı teslim ettiğimde. Kutlama niyetine.

Ah bu arada raf, bayramdan sonraya kaldı. Ama ne demiştim? Beklemek. Herşeyin bir zamanı var. Sakin.









2 yorum :

  1. Ben bi an umutlandım okurken. Anlamışsındır sebebini :D

    YanıtlaSil
  2. Anladım tabii...:)))) Sevgiler gönderiyorum kucak dolusu.

    YanıtlaSil