Cumartesi, Haziran 25, 2016

En mükemmel gün.

Blog bunu sana anlatmam lazım. Sana anlatmazsam kime anlatırım. Galiba bugün hayatımda yaşadığım en mükemmel gün. Tabii ki başka duygusal, sevinçli günlerim oldu. İlk öpücük gibi. Ya da doğan yeğenlerim gibi. Mezun olmamı sağlayacak notları aldığım günleri de sayabilirim. Ya da yunusların yanımdan yüzdüğü o sihirli gün de çok özeldi. Ama bugün çok başkaydı. Çok, çok başkaydı.

Bugün çok geç başladım oysa güne. Öğleden sonra ikide uyandım. Sabah altıya doğru, belki daha geç uyuyakalmıştım. Çünkü müzik bestelemeye taktım kafayı. Neyse şimdi onu boşver.

Kahvaltımı ettim. Tepsi devrimi sağolsun, tezgahları çarçabuk toparladım. Düne göre 100 gram vermişim. Oley. Onu da geç.

Azıcık daha ev işim vardı, onları da çarçabuk hallettim. Ufak tefek şeylerdi ama önemliydiler. Temiz çamaşırları astım. Askıdaki kılıfları hurca kaldırdım. Hurcu da yatağın altına ittim. Bitti gitti. Yazlık hurç trafiği bitti.

Sonra çalışma odasına geçtim. Acele etmeyeceğim dedim kendime. Koşturmak yok. Yazacağım. Gerekirse ziyan olsun yazacaklarım. O da işin bir parçası. Fire verecek. Onu baştan kabulleneceksin. Önceden kabullenmekte en zorlandığım şeydi bu. Baktım. Razı olmuşum. Şahane. Bravo. Aferin. Çok önemli adım. Büyük gelişme.

Sonra, Bird by Bird'in bir kaç bölümünü okudum. İçimdeki kuyu dolana kadar. Yazma hevesi kuyusu. Bird by bird önemli şeyler diyordu. Not aldım. Not alırken aslında sadece kalemi elimde tutup, kağıda harfler çizmenin bile bir zevki olduğunu fark ettim. Keşke Japon olsaydım. O zaman bu zevk yüzle çarpılırdı. Neyse. Bird by bird diyordum. Önemli şeyler diyor, diyordum. Özetle sezgilerini dinle diyordu. Eğer sezgilerin sana, başkahramanın cebinden yarısı yenmiş bir havuç çıkarmasını söylüyorsa bile onu dinle. Kolay iş değil ama ha. Diyordu. Haberin olsun. Ama becerebilirsen, o zaman harikalar yaratırsın. Haydi dedim. Cesursun sen. Sen herşeyini kaybedip, hayata baştan başlamış bir insansın. Gene öyle cesur ol. Korkma.

Duvarda kağıtlara yapıştırılmış postitlerim vardı. Hepsini boşverdim. Sezgilerime kulak kabarttım. Dinliyorum seni dedim. Dinlemeye çalışıyorum. Dinlemeye aldım seni haberin olsun. Ne diyorsun? Söyle. Ama oradan başlanır mı? Tamam tamam. Dinliyorum evet. Tamam, itiraz edersem susma grevi yapacaksın anladım. Tamam, beğenmezsem silerim alt tarafı. Sen söyle.

Ortadan başladım. En ortadan, ne olacaksa olsun. Yazdım gitti. Yaz-dım git-ti. Birinci cümle. Sonra ikinci cümle. Baktım yazı akıyor, saldım. Saldım, saldım. Çok geçmedi. Mucize gibi birşey oldu.

A-man-ın.

A-man-ın.

O ne?

Nasıl oldu bu?

Bu işte tam olarak benim düşüncem. Bu tam olarak ben. Benim bu işte. Hep yapmaya çalıştığım şey bu. Asla bu kadar "ortasını", "merkezini" tutturamamıştım.  Hep içimde, su geçirmez, kurşun geçirmez, bir kapsülde dururdu bunlar. Ve ben hep kenarından dolanırdım. Kenarındakileri anlatırdım. Beğenirlerdi beğenmesine ama hep içimde ömür törpüsü bir "bu değil ki asıl" hissi ve memnuniyetsizliği. Hep! Bütün ömrüm boyunca. İlkokulda yazmaya başladığım ilk kompozisyondan beri hissettiğim, benim asıl yazım, asıl sözüm, asıl bakış açım, bu değil dediğim ve yıllar içinde, o "asıl yazının", yazamaya yazamaya aslında bir efsane olduğuna inandığım, memnuniyetsizliğimin kendimi kandırmak olduğunu sandığım- ya ben aslında neler neler yazabilirim de, yazamıyorum kahretsin- aldatmacası olduğuna kanaat getirdiğim. Efsane değilmiş! Kendimi kandırmıyormuşum. Varmış öyle bir çekirdek. Ulaşılabiliniyormuş. Sezgiler. Bunca zamandır söz hakkı verilmesini bekliyormuş.

Ha, yazdığım bir şaheser mi oldu? Hiç alakası yok. Ama şu andan itibaren, şaheser olmuş, ödül almış, beğenilmiş, hiçbir önemi yok. Kısacası dış yargılardan hiç olmadığı kadar bağımsız. Zaten aynı böyle olması gerekiyordu. Buymuş ve bu kadarmış. Kendini ifade etmek.

Galiba çok güzel bir yere geldim. Şimdi bunu kayıt altına da alabildiğime göre, gözden kaybettiğimde tekrar buraya dönüp yolumu bulabilirim.

Sonra hikayeye nasıl devam edeceğim hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, duvardaki postitler bana çok dar, çok kısıtlı, çok kuru geliyor şimdi. Ben onları yazacaktım, kuru kuru, kendimi gerip, ve gene "bu değil ki" hissi yaşayacaktım. Çok garip bir özgürlük hissi şu yaşadığım. Tam istediğim gibi yazıyorum, yazdım o bir sayfayı. Ve bu mutluluğu gölgeleyecek hiçbir şey yok, beynimin diplerinde canımı sıkan bir şey yok. Ev pırıl pırıl. Başka bekleyen işim yok. Çeviri kitabımın raflarda yer almasına az kaldı. Herşey dört dörtlük.

Geçen günkü, "ev işleri bitti, inanamıyorum" hissinin üstüne bir kat daha çıkmış gibiyim senin anlayacağın.

Bakalım günler başka neler getirecek. Bu iki katın üstüne üçüncü bir kat daha çıkabilirim sanki.

Önümüzdeki hafta bir terslik olmazsa raf yapılacak. O zaman salonun dekorasyonu tamamlanmış olacak.

Chesscademy diye bir yere  tekrar dadandım. Yeni birşeyler öğrendim. Bir de şu müziğe yan yan yaklaşmayı düşünüyorum.

Bence güzel şeyler olacak daha. Zaten uzun süredir bunu diyorum ama zaten uzun süredir güzel şeyler de oluyor.

Şu an mesela. Yemeği halledip, çabucak romanın başına oturasım var. Daha önce böyle olduğunu hatırlamıyorum. Bir ay sonrasını hayal edemiyorum. Rüya gibi olur sanki. Kaç sayfa yazmış olurum acaba? Bunu her gün yapabilir miyim?







6 yorum :

  1. Benim de şu 3 günüm çok verimli geçiyor.Hayat gibi yazma işini de akışına bırakmak daha rahat aslında.Başaracağını biliyordum.İstersen her gün böyle yazabilirsin yazdığın parmaklar,beyin,hayal gücü bir yere kaçmıyor sen sahipsin onlara!^^

    YanıtlaSil
  2. Anıııııl! yaşasın verimli mutlu günler!!!!! Biraz kontrol, biraz akış. Burada da dengeyi bulmak herhalde en önemlisi.
    Of içimde yazılmayı bekleyen neler neler var, o kadar heyecanlı ki, umarım şu ruh halini kaybetmem ve umarım ömrüm yeter.
    Bu blogu okuyanların fikrini çok merak ediyorum. Tabii önce yazılması gerek. :D Heyecanlıyım, tezcanlıyım :D Dönüyorum işin başına :)

    YanıtlaSil
  3. Ne güzel umarım hep böyle güzel geçer. Roman içinde seviniyorum. Çabuk biterse okuruz. Benim de günlerim fena değil beklediğim iki haber var onlarda iyi haberler olursa çok daha güzel günler olacak. Sevgiyle ve sağlıkla kal.

    YanıtlaSil
  4. Sibel'cim pek çabuk bitemeyecek, daha çok iş var, ama belli de olmaz. Bir gidişat belirleyebilirsem belki de sandığımdan daha çabuk biter.
    Hadi güzel haberler gelsin hepimize!
    Sen de sağlıkla, sevgiyle, neşeyle ve huzurla kal.

    YanıtlaSil