Çarşamba, Nisan 20, 2016

Yenilenme.

Her gün yaşamayı sil baştan öğreniyorum sanki. Ne zamana kadar bu böyle gidecek bilmiyorum. Çok yorucu. Günün birinde bunca birikimin meyvelerini yemem gerekmiyor mu artık? Hem kazık kadar olmadım mı ben?

İnsan ilişkilerinde gene tüm taşların yerinden oynadığı günlerdeyim. En zoru bence ne, söyleyeyim mi? Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. İnsanları sevdiğim zaman onlardan ak kaşık olmaları gibi çok sakat bir beklentim var. Herşey mesafe. Kırılabilme mesafesi diye isim koydum hem ben buna geçen sene. Bak ta geçen sene diyorum sana. Ama bilmek başka, yapabilmek başka. Sürekli kendime hatırlatma yapmam gerekiyor ve illa ki birkaç kişi arada kaynıyor. Sonra sistemi güncelle işin yoksa.

Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil diyordum. Eyvallah. Ama ondan daha zorunu tespit ettim şimdi. En yanlış, en yamuk dediğin insanın bile bir kaç doğrusu var. Böyle doyasıya, köklemesine nefret edemiyorsun gözünü kapatıp. Kimse ne tam ak ne tam kara. Ama işte ağırlıklı bir eğilim var. Belki de benim derdim bu. Gözümü kapatıp sevmek, gözümü kapatıp nefret etmek istiyorum. Hurraaa diye. Böyle çitin kapısını açıp koçları doğaya salar gibi. Evet ruhumun burası ilkel kalmış sanki. Biraz tadilat ister. Ayarlı sevmek gerek. Ayarlı nefret etmek. Tutku insanının ayarla sınavı bu işte. Şu an tabii zor geliyor, çünkü yeni, çünkü alışmak gerek. Ama bunu anlamak önemliydi.

Dün Z. ile sohbet ettik. Bana "racquet" diye bir kavram öğretti. Onun dediği, bizi öfkelendiren ve üzen şeyler bazen birer "racquet". "Racquet" ne diye sordum ona. Önü şekerci dükkanı, arka tarafı uyuşturucu-mafya işlerinin döndüğü yer dedi bana. O zaman dedim, öfkelenmek ve hatta üzülmek işin tatlı kandırıkçı yanı, halbuki arkada bizi içten içe mahvediyor. Aynen dedi. Dünden beri düşünüyorum. Her şeye uymuyor ya da her sorunu çözmüyor ama gene de ilginç bir metafor. Bence bütün duyguları yaşamak gerek, olumsuzları da, hepsinin bir olgunlaşma süresi var ama meyve gibi. Olgunlaştıktan sonra düşmesi, daldan ayrılması gerek. Düşmüyorsa, zamanı geldiğinde, belki de onu orada tutmak için bizi mahvetse de gizli bir sebebimiz, çıkarımız vardır.

Böyle işte. Bu bahar da böyle. Challenge'ta ipin ucunu kaçırdım. Sevmiştim topluca bir etkinliğe katılmayı oysa. Ama başka şeyler yazasım vardı. Devam etmek istiyorum sanki ama üşeniyorum da biraz. Dur bakalım.

Satrançla ilgili de yazasım var aslında. Orada da bir kıpırdanmalar var. 1300 eşiğini geçtim nihayet. Hem bir sitede, hem öbüründe. Yılbaşından beri ilk defa. Ki abim 1300'e, beni çok da bozmak istemiyor ama, zayıf diyor. Önce biraz bozuluyordum. Hırslanıyordum deli gibi. Ama şimdi pek değil. Çözdüğüm problem sayısı 1000'i aştı. Artık çözemeyince hırs dolmuyor içime. 1300 zayıf olabilir ona göre. Ama adamın milli derecesi var. Tabii ki 1300'e zayıf diyecek. Anthony Robbins derdi, başarının kıstası nedir size göre diye. Yeterlilik ne zaman? Dans ederken kendinize kıstas olarak Michael Jackson'u mu alıyorsunuz? Koşuda, atıyorum, olimpiyat şampiyonunu mu? Yapmayın. Kitapta okudum, kendini eğiterek varacağın en yüksek puan 1500-1600 dür ondan ötesi özel yeteneğe girer. Onun özel yeteneği var. Ama bende neden yok diye ağlayayım mı? Hem daha dur bakalım. Yani daha dur bakalım bile değil. Artık hedefim belirli bir puan değil. Biliyorum ki gün gelecek, ne kadar yetenek var ya da yok, eninde sonunda öğrenme eğrim bir eşikte stop edecek. Mecbur. Belki canım daha ileri götürmek istemeyecek. Belki de ben götüremeyeceğim. Ama bir sınır illa ki olacak. O sayının kaç olduğunun ne gibi bir önemi olabilir ki? İşte. Asıl ilerleme bu. Bu düşünce biçimi. Hem oyunum olgunlaştı, hem benim satranca yaklaşımım.


14 yorum :

  1. Yazının başını okuyunca bugün arkadaşımla yaptığım konuşma geldi aklıma :)
    Ben: Kendime yeni bir yol çizmem gerek ...
    Arkadasim: Daha geçenlerde çizmemiş miydin yeni bir yol ? 0_0
    Güldüm bu durumumuza :) :)
    Tespitler yine çok güzel ;)

    YanıtlaSil
  2. Ah şu sütten çıkmış ak kaşıklar beni ne çok yordular.Halende yormaktalar. Takılmayayim diyorum ama elimde değil yinede takiliyorum.

    YanıtlaSil
  3. Oynarken aldığın zevk seviyen ilgilendirdi mesela beni de... o eşikten sonrasını zaten istesen de istemes3n de boş vereceksin sanırım. İnsanız çünkü... (kendine yetmeyen aklıyla yorum yazdı.)

    YanıtlaSil
  4. Satrançta yeteneğinin bir sınırı varsa bile, durduğun sınırda ustalaşmak da seni istediğin başarıya götürmez mi?
    Merak ettim.

    Dün ben de çok titizlendiğim bir ilişkimi sorguladım. Emek vermek nedir mesela. Verdiğin sözleri aksatmamak, aksatıcaksan haber vermek, bazen uygun olmasan da sana ihtiyacı olduğunda koşullarını ona uydurmak, bir randevuya günler öncesinden hazırlanmak.. Fakat çok basit bir konuda seni öylece ihmal etmesi, zınk diye durdurur inancını. Dedim ki, arkadaşlık ihtiyaç değil. Kalbimi korumak istiyorum. Yine yanlışım biliyorum.

    YanıtlaSil
  5. Çok güzel yazmışsınız, ilerleme meselesi ise hedefiniz için neleri feda edebilirsiniz sorusuna dayanıyor sanırım, örneğin x puana ulaşmak için günde 5 saat çalışmayı veya kursa gitmeyi, xx tl verip özel ders almayı göze alır mısınız?:)

    YanıtlaSil
  6. Çok gariptir ki hep aynı dönemlerde aynı şeyler üzerine düşünüyoruz özellikle de son paragrafta bahsettiklerinizi son bir haftadır kendime söylüyorum,sohbetini geçiriyorum.

    Satranç oynamayı biliyorum fakat aşırı sevdiğim söylenemez şöyle bir testlerine bakayım dedim çok beyin yakıcı gözüküyor.Sizi o 1300 puan için canı gönülden kutluyorum!^^Bakın bana göre de şimdi siz en yüksek oldunuz :)

    YanıtlaSil
  7. @ Feta: işte aynı ben. Sürekli hedeflerimi belirlemem lazım diyorum döngüsel şekilde... İyi bari tek ben değilmişim.

    YanıtlaSil
  8. @ Sibel: seni yoran sütten çıkmış ak kaşıklar mı? Yani böyle deyince anlamı saptırmışım gibi hissettim de bir an. Kendini sürekli aklayan insanları kastetmişim gibi. İlk anlamı bu aslında. Ben yanlış söz kullandım herhalde. Çünkü beni yoran onlar değil, benim onları kusursuz bulmak istemem.

    YanıtlaSil
  9. @ Saçaklı: Hah Bravo. Oynarken zevk alınması meselesi en önemlisi. Ne yazık ki hala kazandığımda zevk alıyorum sadece ahahaha. Bu durumda seviyen ne kadar yüksek olursa o kadar çok kazanma ihtimalin artıyor diyelim ve seviyeni artırmak istemene mantıklı ve hırstan arınmış bir sebep bulalım. :D

    YanıtlaSil
  10. @ Dukuju: durduğun sınırda ustalaşmak diye bir şey yok çünkü zaten sınırın kadar ustasın. O sınır senin ustalık derecen.
    Sözünde durmak, duramayacaksan haber vermek zaten olmazsa olmaz bence, ama diğer yazdığın beni düşündürdü:
    "bazen uygun olmasan da sana ihtiyacı olduğunda koşullarını ona uydurmak"
    Bunu hep yapan taraf oluyorum, ve çok ağırıma gidiyor artık. Karşı tarafın da bir esnekliği olmalı ya da yoksa da o zaman benden de beklememeli. Değil mi?
    İhmal edilmek. Başka bir yara...
    Bence de arkadaşlık ihtiyaçtan olmamalı. O kullanılmak olurdu.

    YanıtlaSil
  11. @Eren: mesele ilerleme değil, onu yapabiliyorum az ya da çok, mesele bu ilerlemenin gün gelip bir sınıra illa ki dayanacağı, dünya şampiyonu bile olsam, en uç durumda. Muhtemelen çok önce. Çünkü Saçaklı'nın dediği gibi insanız nihayetinde.

    YanıtlaSil
  12. @ Anıl: ah belki de birbirimizi okumaktan bir çeşit senkron yakalıyoruzdur, bence gayet mümkün. :))
    Beyin yakıcı testler :D Ne güzel tabir. Belirli bir seviyedeki insanlar oynarken hamleleri anlayamıyorsun, niye piyonu sürdü ki, atını koruması lazım diyorsun, öbürsü de vezirini feda ediyor mesela cevap olarak, haydaaaa oluyorsun, çok sinir bozucu. Başka bir oyun mu oynuyor bunlar yoksa diye hissediyorum her seferinde. Beyin yakıcı. Tamamen katılıyorum.
    Ah teşekkür ederim kutladığın için. Valla ben de kendimi kutluyorum artık, madem daha önce böyle oynayamıyordum ve şimdi oynayabiliyorum bu takidire şayan bir şey bence. Kolay da olmadı. Bin yüz problem çözdüm. Her hatada neden diye baktım. Doğrusu neymiş. Ve ben neden göremedim. Ne düşündüm de bulamadım. Öyle öyle.

    YanıtlaSil
  13. Bu aralar fazla duygusal takılıyorum. Bundan dolayı her şeyi yanlış anlıyorum sanırım.Senin yazında da böyle oldu. Sorun bende aslında farklı algıladım.

    YanıtlaSil
  14. @ Sibel: yok bence senin duygusallığınla alakalı değil. Ben o deyimi yanlış kullandım, ondan.

    YanıtlaSil