Salı, Nisan 12, 2016

Günler günlerin ardından.

Kötü bir haftasonunun lanetini bozmaya çabaladığım bir gündü.

Kahvaltıda radyoyu açtım. Fazıl Say'ın Hezarfen Ahmet Çelebi için bestelediği parçayı yayınladılar. Sonrası o kadar sarmadı ama başına bayıldım. En başı. Hezarfen'in çılgın projesini hayata geçirmek için Galata kulesine doğru yürüdüğü zaman. Kalp atışları ve 1600'lerin Istanbul'una cuk oturan bir ney ezgisi. Dahiyaneydi bence. Bütün hayatımın gidişatını değiştirecek çok önemli bir sınav öncesi, evden çıkmadan tam önce hissettiklerimi notalara dökebilsem, böyle bir şey olurdu. Ama sonrası sarmadı. Benim anlayışım da kıt kalmış olabilir, yüksek ihtimal öyle. Bir de Hezarfen'in hikayesini tam olarak bilmediğimi anlayıp yerin dibine geçtim. Galiba mitolojik başka bir hikayeyle karışıyor aklımda ve çamur oluyor. Son bölümde de, uçmayı başardığı bölümde, hislerini çok az kullanılan enstrümanlarla anlatmaya çalışmış. Radyoda konuşan kadın bir bir saydı o enstrümanların isimlerini ama zor isimler, aklımda kalmadı. O uçma kısmını da beğenmedim şahsen. Ben daha farklı bestelerdim. Rüzgarın sesini, hafifliği, başarma duygusunu, gökyüzünün sessizliğini, altımda uzanan denizi görmenin heyecanını vermeye çalışırdım herhalde. Sadece bir yerde Hezarfen'e eşlik eden martıların sesi güzeldi. Onu beğendim. Yani fena başlamadı gün aslında. Diyeceğim o.

Kahvaltıdan sonra, günlerdir bir türlü yapamadığım nevresim değiştirme işine giriştim. Kirlileri camdan silkeleyip, çamaşır makinesine attım. Yıkandılar, paklandılar. Yarın da artık katlarım diye umuyorum. Önemli bir işti. Halledilmesi şarttı.

Sonra işte biraz satranç problemleri çözdüm. O işte de istikrarlı olarak ilerlediğimi hissediyorum. Problem çözmek çok öğretici oldu. Sekiz kitap okusam bu kadar öğrenemezdim. Hala 1350 Elo'lu Quinn'i zor yeniyorum ama olsun. Eski düşünce biçimim artık yok. Hissediyorum ustalaştığımı. Güzel bir his.

Sonrasında güne verim katmak açısından yoga. Ah yoga, canım yoga. Bugün ilk defa deve hareketini başardım. Çok duramadım öyle ama başardım yine de. Beş saniye kadar durabildim mesela. O da bir ilerlemedir. Biliyor musun, ben çocukken bilmeden yoga yapıyormuşum. Bazı hareketleri çocukken kendi kendime yapardım. Ve şimdi yaparken de sanki vücudum hatırlıyor ve seviniyor. Yaşasın o günler geri geldi gibi. Gene de şu yağ katmanlarını hissetmesem daha iyi olacak.

Akşam için bir filmim vardı. Nadide Hayat. Onu bir kutlamaya dönüştüreyim dedim. Guacamole yapmaya kalkıştım dolaptaki avokado'yla. Sonra çıktım mısır cipsi ve mısır ekmeği aldım. Sanırım daha yumuşak avokadoyla yapılan bir dip. Olmadı. Beceremedim. Akşam yemeği böyle uyduruk bir şey oldu senin anlayacağın. Film için de kararsız kaldım. Beğendim mi beğenmedim mi bilmiyorum. Tavsiye edilecek bir film değil. Ama daha kötüsünü izledim, hem de çok.

Romanı biraz ilerletmeyi planlamıştım ama olmadı. Yarın artık. Dün biraz çalıştım. Üçle dördü birleştirdim mesela. Aynı bölüme alıyorum ikisini. Biraz da yazdım. Ama çok değil. Sanırım ilk bölüm ciddi şekilde elden geçmek ister. Sanki arkamdan at koşturuyormuş gibi yazmışım acele acele. Onu bin kere filan baştan yazacağım gibi gözüküyor. Dur bakalım.

Dün bir de ne oldu biliyor musun. Birisi vardı aklımda. İdeal erkek, evimde beraber yaşamak isteyeceğim erkek deyince gözümün önüne o gelirdi mesela. Ama görüştüğüm birisi değil. Hiçbir şekilde yolumun kesişeceği birisi de değil. Yani hayatımda değil ve olacağı da yok. At bunu burdan dedim kendime. Gerek yok saklamaya. Giymeyeceğin bir elbiseyi dolapta tutmak gibi. At ki yenisine yer açılsın. Bu da bir ilerlemedir sonuçta. Küçük sapmalar, büyük farklar.

Böyle işte. Haftasonundan bir nebze daha iyi geçti günüm özetle söylemem gerekirse. Umarım yarına biraz daha enerjik olurum. Şimdilik sana iyi geceler dünya.



Not: Sesimi merak edip beni dinleyen 80 kişiye binlerce teşekkür. Bana çok güzel duygular yaşattınız, bilemezsiniz.




6 yorum :

  1. Merhaba Küçük Joe,
    Yazdıklarını hep çok severek okuyorum biliyorsun. Yani hep söylüyorum.Senin yaptığın bazı şeyleri de yapıyorum. Yemek mesela hem pratik şeyler yapıyorsun hemde güzel yani ben beğeniyorum.Bana lezzetli geliyor.Damak tadıma uygun. Yoga hep istedğim şeydi.Sayende onada başladım.Seni okuduktan sonra bir istek bir istek sorma ayrıca deve hareketini ben çoktan yaptım bile :))) Kolum iyi olsa daha nele yapacağım.:))) Eh özensemde satranç ve roman benim için zor işler biraz da sabır işi artık sabrım yok. Artık sadece keyif alığım şeylere odaklanıyorum. Aman ne uzun yazdım.Biraz iyiyim ya ondan şu anda mutlu ve huzurluyum. O yüzden biraz ne yazdığımı daha doğrusu neye bağlayacağımı bile bilemeden yazdım. Senin anlayacağın iyiki varsın Küçük Joe. Sevgiyle ve Mutlulukla kal

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Sibel, keyfinin neşenin geri gelmesine çok sevindim :) Blogumun insanlara heves vermesi ise hayatımı zenginleştiriyor, renklendiriyor, güzelleştiriyor ve anlamlandırıyor. Çok seviniyorum. Yalnız deve hareketini benden önce yapmak ha????? :D :D :D Vay be diyorum.
    Satranç gerçekten sabır işi. Onun yerine başka bir oyun öğrenebilirsin mesela istersen. Ben sevmem ama bazıları briç oynamaya bayılır mesela. Romana özeniyorsan ve sabrın el vermiyorsa küçük hikayeler yazabilirsin. Bir sayfadan bile hikaye olabiliyor.

    Mutlu ve huzurlu olduğunu duymak iyi geldi. Daim olsun. Sen de iyi ki varsın. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Ben de hayatıma yeni bir alan açmak istiyorum. Kendimi yetiştirmek ve geliştirmek için. Seni okudukça da iyice hevesleniyorum. Bazen nedir beni bu kadar heveslendiren diyorum, yazılarında. Daha cevabını bulamadım. Evet çok güçlü bir anlatımın var, yaşam coşkun var, yaratıcılığın var ama bir de insanın iştahını açıyorsun, işte o kısmını tam analiz edemiyorum. Dur bakalım bulursam yazarım :)

    YanıtlaSil
  4. @ Dukuju : ay ay ne güzel sözler bunlar...ağzım kulaklarımda şu anda. Hiç bu yazının altına beklediğim sözler değildi. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. seni mim eyledim küçük joe?

    YanıtlaSil
  6. Ah hemen, koşarak bakıyorum :)))

    YanıtlaSil