Cumartesi, Nisan 16, 2016

Challenge # 4 Olmazsa olamadıklarım.

İlk başta, bu soruyu gördüğümde yok öyle bir şey dedim. Vazgeçilmez diye bir şey yok. İnsan en beklemediği şeylerden en ummadığı zamanlarda yoksun kalabiliyor ve gene de tutunuyor yaşama. Uyum sağlıyor. Alışıyor. Bunun çok uç örneklerini deneyimledim maalesef. Ama bir de şu var: bu soruyu uçlara taşımak, biraz anlamını saptırmak demek. O zaman sorunun hakkını verelim. Şöyle diyelim, en çok önemsediklerim, en büyük yer tutanlar nedir hayatımda?

Öğrenmek sanırım birinci sırayı alırdı. Çok seviyorum yeni şeyler öğrenmeyi. Ruhumu besliyor. Dolayısıyla okumak. Ama illa kitap değil. Son 15 senede diyeyim, internet vazgeçilmezlerim arasına girdi. Ve sadece okumak da değil. İzlemek, dinlemek ve düşünmek de öğrenmek için çok önemli araçlar benim için. Ve evet Anıl'ın dediği gibi yazmak da. Çünkü yazarken de kendinden öğrenebiliyor insan. Bir sorunla karşılaştığımda yazarak çözdüğüm çok olmuştur.

İkinci sıraya illa bir şey koymak gerekiyorsa, huzur ve keyif demek istiyorum. Huzurum ve keyfim yoksa ben eksik oluyorum. Huzur ve keyif beni tamamlıyor. Bu bir film keyfi olabilir, güzel bir şeyler üretmenin keyfi olabilir, yeni denenmiş ve başarılmış bir tarif ya da sadece bir bardak demli çay. Yaşama sebebim.

*   *   *



Dün akşam The theory of everything'i izledim. 2014 yapımıymış. Fizik kuramcısı Stephen Hawking'in hayatını konu alıyordu. Bu film bende çoktandır vardı. Ama ben bunu, bu adamın teorilerini anlatan bir belgesel sanarak izlemeyi kafamın bu konuyu alabileceği bir zamana ertelemiştim. Halbuki hiç öyle değilmiş. Normal biografik bir filmmiş. The beautiful mind gibi. Keyifle izledim. Yer yer zırıl zırıl ağladım. Ama sanırım benim sinirlerimin laçkalığından. Başkası o sahnede ağlamamıştır tahminimce. Güzel filmdi. Bu kadar beklettiğime yandım.

Bugün de bir arkadaşımla buluşup Alper Canıgüz'le söyleşi etkinliğine gittik. Mimar Sinan Üniversite'sinde düzenlenen bir etkinlikti. Keyifliydi. Tatlı Rüyalar'ı edindim. Bir ara okumayı umuyorum. Yazar buluşmalarını seviyorum açıkçası. Her zaman yazıyla ilgili bir iki tüyo veriyorlar, hem de benim hayallerimi gerçekleştirmiş kanlı canlı insanlar görmek bana iyi geliyor. Yoksa çok ulaşılmaz sanıp yarı yoldan dönmek var.

Kendi yazdığım romanla ilgili son günlerde bazı farkındalıklar yaşadım. Dürtüldüm. Zaten bazı ayrı tasarladığım bölümleri birleştirme kararı almıştım. Şimdi tekrar başına oturmadan önce, bazı konuları kendimle görüşüp halletmem lazım. Herşeyi belirsiz ileri bir zamana ertelemek gibi pis bir huyum var. Ama bu kadar düşük enerjiyle nasıl yapacağım tüm bunları bilmiyorum. Yemek işini bir kere daha halletmeyi denemem lazım. Başka yol yok. Yarın buzdolabından başlayayım.

4 yorum :

  1. Of! Ben de Alper Canıgüz söyleşisine gitmek istiyordum. O kadar çok işim vardı ki kaçırdım. Çok severim kitaplarını. Hele Alper Kamu'nun hastasıyım:)

    YanıtlaSil
  2. Vay Hayal Kahvem demek bilmeden yollarımız kesişecekmiş. Ben henüz hiçbir kitabını okumadım. Zaten merak etmek için gitmiştim. Ettim de nitekim. Orada olsan da birbirimizi tanıyabilir miydik ki. Hiç sanmıyorum. Belki yan yana oturacaktık. :)

    YanıtlaSil
  3. yazarın çizerin boyarın "normal" biri olduğunu görmek beni de rahatlatıyor. yapılamaz görünen şeyler (aslında yine de yapılamaz olsa da) daha makul bir hal alıyor. :)

    YanıtlaSil
  4. Normal olmasını geçtim varolması, sadece kağıdın üstünde yazan bir isim olmaması...

    YanıtlaSil