Çarşamba, Nisan 13, 2016

Çelınç

İyi oldu. Yazasım var fakat enerjim azdı. Dukujum beni çelınçta mimlemiş. Yani hadi sen de katıl demiş.  Çelınçın orijinali Sonik Hanım'da (edit: dün gece uykulu uykulu yanlış anlamışım, çelıncın orijinali Sonik hanım'da değilmiş, gene yanlış anlamadıysam Saçaklı'daymış). Onu mu kıracağım. İşte telefonumda kayıtlı on tane müziklerim ve bana hissettirdikleri.

Başlamadan önce bu listenin Nuh'tan kalma olduğunu belirtmek istiyorum. Artık sokakta kulaklık takmıyorum, ezilme tehlikesi atlattığımdan beri. Taktığımda da spotify'ı açıyordum. Bu müzik listesine çoğu zaman gece dişlerimi fırçalarken başvuruyorum. Ya da spotify'ın reklamlarından sıkıldığımda.

Zor ya da yorucu bir günün ardından diş fırçalama şarkısı: Norah Jones: The long day is over. Tavsiye ederim. İnsan kendini bir filmin başrolündeymiş gibi hissediyor. Hatta bazen, hadi günüm yorucu olsun da şu şarkının hakkını vereyim akşam dediğim bile oldu.
   
 Listeye ikinci sıradan girmeyi hak eden bir parça var burada. Çünkü bugün o şarkıyla ilgili koca bir post girdim. Daha doğrusu bu parçayı dinledim, çelınçtan bağımsız, bana eski blogumdaki bir postu hatırlattı, tekrar yayınlayayım dedim, postu kopyaladım, önizleme yaptım, fontlar uymadı, fontlarını ayarladım, bağlantılarına, görsellerine varıncaya dek hazırladım velhasıl uğraştım uğraştım sonra... sonra...ben posta baktım, post bana baktı, çok gereksiz gözüktü gözüme bütün o laflar, geçmişte ne hissetmişsem etmişim, inkar etmiyorum, ama o lafların bugün ortaya çıkması çok gereksiz, çok anlamsız geldi, uçurdum. Sildim. Çünkü bitmişti. Duygularım... hükümsüzdü. Onu bugün yayınlamak yalan söylemek gibiydi. Eski tarihi başa koyarak bile olsa. İnsanlara vakit kaybıydı. Hani koca bir ağacı baltayla keser keser, en son bir parmak yeri kalır ya, onu da tek parmağınla ittirsen, koca ağaç yan devrilir. İşte öyle bir şey oldu. Tek parmakla sil tuşuna basarken vhhhhhuuuuuum diye ses çıktı sanki. Yedi senelik postu gömdüm senin anlayacağın. Şarkı: Divane aşık gibi, Doğa için çal'ın versiyonu. Sen yağmur ol ben bulut, kafamıza göre takılalım diyorum artık canımcım. Bundan sonra böyle. İşine gelirse.(sana demedim ha okurum, yanlış anlama, ona diyorum)

Geçelim mi üçüncü parçamıza? Haydi neşelenelim biraz. Kalenin bedelleri yar yar yar yandım. Koyverin gidenleri şınanay yavrum şınanaynay. Cuk oturdu sanki? Evin içinde özellikle sabahları açıp mutlaka kendi uydurduğum göbek atma figürleri eşliğinde dinlenir ve söylenir efendim. Hüzün savmakta üstüne bilmem. Tavsiye ederim.

Dördüncü parça olarak Lena Chamamyan'ın enstrümansız söylediği Ermenice bir parçayı koymak istiyorum. Sareri hovin mernem. Türkçe anlamı: dağlarının rüzgarına öleyim. Bunu bana iki sene önce, hayatımın en güzel gezilerinden biri olan Güneydoğu Anadolu gezisi sırasında, Mardin yolunda  tur rehberi jest olarak dinletti. Ondan önce hiç duymamıştım. Hem rehberin jestine duygulandım, hem o an içimdeki duyguların ifadesi olmasından etkilendim, hem bu duyguların, duygularıma en yakın olan anadilimde duymaktan etkilendim, hem de ardından o inanılmaz şehri gezmek bu şarkıyı benim için çok ayrı bir yere koydu. Diyor ki:

 dağlarının rüzgarına öleyim,
 benim yarimin boyuna öleyim, 
bir senedir yarimi görmüyorum, 
görenin iki gözüne öleyim. 
Gitmişim, dönemiyorum, 
dolmuşum ağlayamıyorum, 

Bir senedir yarimi görmüyorum
Görenin iki gözüne öleyim.

Dereler su getirmiyor,
Yarimden haber getirmiyor,
Sakın kalbi soğumuş olmasın,
Sevgi ateşini getirmiyor.

Aşk bitti ama şarkı hala bam telime dokunuyor ve beni o  hepi topu beş gün süren geziye ışınlıyor.

Beşinci şarkımıza geçelim şimdi: bir tane chanson gelsin mi? Eva Trio versiyonuyla, L'auvergnat. Bunu dinlediğimde ilkokuldaydım. Çok meşhur bir fransızca parçadır. Adeta klasikleşmiştir. Çok acımasız bir öğretmenin bu merhamet dolu şarkı ile gözlerinin sulandığını görmüş ve çok şaşırmıştım. Aç bir adama bir lokma ekmek, ısınsın diye bir dal odun verdiğini anlattığı ve duacı olduğu şarkıdır. Hüzünlüdür.

Madem uluslararası gidiyoruz, bir şarkı da Joan'ım Baez'imin olsun. Bununla ilgili geçen yaz konser verdiğinde yazdım ama, olsun, yirmi senedir dinlediğim, No Nos Moveran gelsin altıncı sırada. Bir yere de gitmiyorum, ahan da sabbaha kadar buradayım der. Bıkmadım dinlemekten.

Yediye bakalım şimdi, Luciano Pavarotti ve Bryan Adams, O sole mio. İlla Bryan Adams'lı versiyonu ama. Bryan Adams'ın diğer şarkılarına pek bayılmasam da bunu bence çok güzel söylüyor düette o aksanıyla filan.

Sekize bir Ortaçgil yakışır. Mavi Kuş diyelim illa bir tane seçmek gerekliyse. Klasiktir benim için. En az O sole mio kadar. Bıkmam dinlemekten. Bana bu eve ilk taşındığım, kendimi iyi hissetmeye başladığım zamanları hatırlatır. Oysa daha önceden de dinlerdim.

Dokuza bir sanat müziği koymazsam ayıp ederim. Bir tane söyle deseler, Sevmekten kim usanır. Aynı zamanda Musiki Sınavına hazırladığım parçam. En sevdiğim.

On numaraya da ilk öğrendiğim değil ama ilk hatırladığım şarkıyı koyayım bari. Bütün ruhumu saran arabeskliğin tek sorumlusudur kendisi. Üç yaşındaki çocuğa dinletilecek şarkı değil ama çalıyordu işte radyoda: Neden saçların beyazlamış arkadaş. Işın Karaca çok güzel okur şimdilerde. 

Budur efendim listemiz.










12 yorum :

  1. En az 3 şarkı eklerim kendime ben burdan. Seni şu göbek atarken filan izlemek lazım mutfakta yemek yaparken.

    YanıtlaSil
  2. ahahahhahha muhtemelen görsen bu mu göbek atma figürü, göbek mi atıyorsun yani şimdi derdin :D :D :D

    YanıtlaSil
  3. ermeni müziği beni çok acayip yerlerimden vuruyor. sadece bu yüzden diyorum acaba büyük dedelerde, nenelerde ermeni mi vardı? onlardan mı geçti bu derinlerde hissettiğim keder? ki olmaz da değil hem annemin hem de babamın asıl memleketlerinde zaten ermeni köyleriyle dip dibeymiş köyleri. bir de sözlerini bilmiyordum şarkının iyi ki paylaşmışsın, çok sevindim.

    ve o listenin devamı da ne güzel öyle. ay gökyüzü göresim geldi şu an lena dinlerken.

    YanıtlaSil
  4. @Sonik Hanım, bence genetik olması şart değil, kültürel olması yeterli, coğrafya aynı, dağlar, tepeler, dereler. Birisi ekşide yazmış, evrensel olan müzik değil kederdir, özlemdir, hasrettir, aşktır, sevgidir diye. Güzel demiş bence.

    YanıtlaSil
  5. ay yok vallahi bu ermeni türküleri benim için bi' değişik. duyduğumuz bize dokunan şeylerin her birinin etkisi kültüreldir, evrenseldir ya da hiçbir şeyseldir ama bu genetik bence. böğrüme atlar oturuyo benim gitmiyolar da uzunca süre. çok az hissediyorum bunu ben.

    YanıtlaSil
  6. :)))) peki genetik olsun o zaman, kim itiraz edebilir ki?

    YanıtlaSil
  7. Gitmişim, dönemiyorum,
    dolmuşum ağlayamıyorum,

    böyle şarkılarda sözleri anlamasam da neticede aynı duyguya varacakmışım hissine kapılıyorum hep...
    güzel oldu bu...

    YanıtlaSil
  8. Teşekkürler Saçaklı. Seni ve Sonik'i buralarda görmek beni çok sevindirdi.

    YanıtlaSil
  9. ay ben amma olay yapmışım illa genetik diye. ahahahhahaha ne sinir bozucuyum bazen.

    YanıtlaSil
  10. Hiç bile değil, ne var ki?

    YanıtlaSil
  11. Selam Küçük Joe,
    Biraz geç oldu ama, bloglara bakmam anca..))) hastane işleri malum. Ama sonuçlar iyi şükür.Senin sevdiğin müzikleri dinledim. Bazılarını bilmiyordum. Bazılarını bilmiyordum. Ermeni müziklerini bende çok severim. Doğup büyüdüğüm yerde ermeni komşularımız vardı. Ne çok severdim onları. Ne yazıkki çoğu başka bir alemde artık benimle yaşıt olanlarsa başka ülkelerde. Müzikten çok başka şeylere takıldım yine valla sevdiğin müzikler yine çok güzel. Leylak Dalı blog'unun seçtikleri de çok beğendiğim şarkılar.Eskiler beni hep cezbediyor. Sevgiyle ve sağlıkla kal

    YanıtlaSil
  12. @Sibel: hadi gözün aydın çok sevindim iyi haberlerine.

    İşin acı tarafı, yani benim için acı olan tarafı, ermeni müzikLERi hakkında iki tane yorum gelmiş olması. İfade edemedim. Yani acı olan şu, ben şu Lena Chamamyan dışında bir de Lyon'da Ermenice radyoda dinlediğim üç beş şarkı dışında Ermenice şarkı bilmiyorum. Türkü de bilmiyorum. :((((( Belki çocukken öyle bir mecra yoktu ama bunca sene netten de araştırmak aklıma gelmedi. Acı işte bu bence.

    YanıtlaSil