Salı, Mart 08, 2016

Sessizlik üstüne.

Akşam yemeğini yedim. Tatlımı da. Yarısı sütlü kahvem başucumda. Biraz tezgahlara el attım. Mutfak evyesini çamaşır suyuyla temizledim. Salonun küçük ışıklarını yaktım. Güzel bir caz müziği çalıyor şu an salonda. Dinlendirici. Salondaki bu ortamı çok seviyorum. Tam çocukluk hayallerimdeki yetişkin gibi hissediyorum kendimi.

Neredeyse bütün öğleden sonra çeviri ile geçti. Ama çok değil, toplasan iki kitap sayfası çevirdim. Eskiden çeviriden nefret ederdim. Galiba sevmeye başlıyorum. Diğer yandan, çalışmak, para karşılığında yani, güzel şeymiş. Gerçi bu elimdeki deneme için. Ama olsun. Sonuçta iş. O kadar çok beleşe iş yapıyorum ki. Ev işleri baştan aşağı beleşe işler kategorisine giriyor benim için. Bir de ailevi  angaryalar var. Roman yazmak da beleşe iş kategorisinde örnek vermem gerekirse. Finansal bir getirisi mi olacak sanki? Peh!

Bu sokak gürültüsüne de çare buldum bugün. Gerçekten. Toplam beş dakikamı aldı. Yeter dedim çünkü. Arkadaki hobi odasını çalışma odasına çevirdim. Ütü masasının üstünü kabaca boşalttım. Eski çalışma masasının üstüne ütü kılıfı dikmiştim zaten, geniş ütü alanı elde etmek için. Aldım, arkaya yere koydum masanın üstünde duranları yani senin anlayacağın. Bir de sandalye taşıdım, bitti gitti. Hem daha sessiz bir ortam, hem de gözüm ne mutfaktaki karışıklığı, ne birşeyi görmediği için, önümde sadece duvar olduğu için, kafamın dağılmasını duble engellemiş oldu. Enerjimin yüzde altmışını alıp götürüyormuş gürültü. Ben biraz bahane yapıyorum sanıyordum ama değil.

Geçen akşam Ntv'de Önce Söz Vardı programını izledim. Ahmet Ümit, İskender Pala ve Mario Levi'nin beraber sohbet havasında sundukları bir program. Üçünün de hiçbir romanını okumadım bugüne kadar. Bence üç alakasız insan, dolayısıyla yapay bir sohbet gibi geliyordu hep bana ve bugüne kadar hiç dinlememiştim ama twitter'ıma bir bildirim gelmişti ve konusu ilgimi çekti, özellikle bekledim programı. Yazarlık deneyimi ile ilgiliydi. Nitekim faydalı buldum. Çok şeyler söylediler ama en çok dikkatimi üçünün de yazarken sessiz ortam tercih etmeleri çekti. O zaman anladım benim bahane uydurmadığımı. Gerçi Ahmet Ümit müzik dinliyormuş, ama ofisi Beyoğlu'nda ve kalın duvarları olan eski bir bina olduğunun ve o keşmekeşten o kalın duvarlar sayesinde izole olduğunun altını çizince, tamam dedim kendime. Sessizlik şart.

Şu anda bile hala vıııın vıııın motor geçiyor, üst komşu anlam veremediğim bir enerjiyle tepinip duruyor tepemde. Neyse ki caz ezgileri biraz üstünü örtüyor bunların. Bir sonraki evimi ararken iki temel kriterim olacak: birincisi balkon, ikincisi sessizlik. Üçüncü de manzara olabilir. Ama o kadar zengin olamayabilirim.

Sessizlik ve dolayısıyla zıddı gürültü konusunda beni düşündüren başka bir yazı da yan tarafta bloguna bağlantı verdiğim, Robert Waldinger. Kendisi psikiyatr ve Zen rahibi, Ted talks'ta yaptığı bir konuşması var: 75 senedir süregelen bir araştırmanın 4. yöneticisi olarak "iyi bir hayat nasıl yaşanır?" onu araştırmış. Özetle parayı, pulu, kariyeri boşverin ilişkilerinize yatırım yapın diyor.

İşin gürültü ve sessizlikle ilgili kısmı araştırmayla ilgili değil. Bu konuşması çok kişi tarafından ilgiyle karşılanınca, bir anda ünü artmış ve önünde yeni kapılar açılmış. Fakat kendisi, bu fırsatları değerlendireceği yerde, üç hafta süren bir sessizlik/meditasyon kampına çekilmiş. Ve o kampta, o sessizlikte kendi hayatı için en önemli olan şeyin ne olduğunu sorgulamış. Blogunun son postunda bundan bahsediyor.

Ted Talks'ta çok da bilmediğimiz bir şey söylemiyor bence. Bir kısmına da katılmıyorum. Yani batı toplumları için geçerli olabilir dedikleri ama evrensel bulmuyorum. Herşeye rağmen blogundaki o yazıdaki dinginlik beni çok etkiledi. Dönüp dönüp okuyabilirim.

Bugün de esas olarak, dikkat dağıtan öğelerden uzak durmaya gayret ettim.

Yarın.

Yarın yoga yapmaya niyetliyim. Erken kalkmayı başarırsam, çeviri işini öğlene kadar halledeceğim. Öğleden sonra da ailevi angaryaların peşinden koşarım. Ki en fazla bir saat sürer. Ondan sonra belki çeviriyi teslim etmeye giderim. Dönüşte A.'yı ararım belki. Bir kahve içeriz. Sohbet muhabbet. Ona ilk on sayfamı gösteririm. Onun dürtmesiyle ben adımlarımı sıklaştırdım ne de olsa. Yoksa hala planlıyordum ben. Excel çizelgesi filan çıkartıyordum.

O Japon çocukla ilgili de yazmak istiyordum ama konunun bütünlüğünü bölecek. Başka yazıya kalsın o vakit. Güzel bir şey ama. Bir sonraki yazıda belki. Haydin iyi geceler dünya. Dengen ayarın yerinde olsun. Ayarında çalış, ayarında dinlen. Sevgiyle kal.






8 yorum :

  1. Çalışmak güzel.Hele sevdiğin işi yapıyorsan.Robert Waldinger'i okuyamadım. İngilizce bilmediğim için, ama olsun ilişkiler üzerine ise iyi kötü ne demek istediğini anladım.:))) Sorun da bu ya emek veriyorsun insan ilişkilerinde bu emeklerde bazen hatta çoğu zaman pöf olup uçuyor. Ah insanlar eski zamanlardaki gibi değiller ne yazık ki. Sende sevgiyle kal

    YanıtlaSil
  2. @ Sibel sana sonuna kadar katılıyorum. İnsanlara "yatırım" yapıyorsun, emek veriyorsun, fedakarlık ediyorsun, zaman ayırıyorsun, sonra da çekip gidiyorlar. Önceden kestirmesi de zor. Örneğin güvenilir birisi oluyor ama pat diye dünyanın öbür ucuna taşınması tutuyor. Zor yani.

    YanıtlaSil
  3. Ben de hazırlık okuduğum dönemde çok fazla TED videosu izlemiştim çok şey öğrendim toplumsal konular hakkında ama bir taraftan da size katılıyorum.Bazıları batı dünyasına hitap eder cinste. https://www.ted.com/dashboard/favorite_talks bunlar da favorilerim :)

    YanıtlaSil
  4. Anıl bağlantına gittim ama sanırım senin hesabın olduğundan ben favorilerini göremiyorum. :(

    YanıtlaSil
  5. Roman şimdilik beleş. Sonradan ne olcağı belli mi olur :)

    İlişkilere gelirsek..İnsanlardan gelen bir davranışın sebep-sonuç ilişkisine bağlı olduğunu sanmıyorum. Yani ilişkilerde yaşanan sorunlar ve kayıplar tamamen bizden bağımsız, insanların kişisel uzantıları olabiliyor. Oralardan çıkarılacak dersler yok.

    YanıtlaSil
  6. O roman sonuna kadar beleş gidecek gibi bir hisler doğuyor içime. :)))

    İlişki konusunda sana pek katılamıyorum. Aslında sebep sonuç orantısının kişilere göre çokça değişim gösterdiğini düşünüyorum. Yani bazen %100-%0 bir taraf sorumluyken, bazen bu oran %50 Bazen de 30-70 olabiliyor. Benim payım %0 olduğunda o zaman sonuç çıkarmamak gerek. Ki o zaman bile insan birşey öğrenebilir bence. Baştan doğru bir mesafe koymayı filan belki.

    YanıtlaSil
  7. https://www.ted.com/profiles/5603853 belki bu link açılabilir en altta favorilerim var ama 3 tanesi çıkmış sadece :&

    YanıtlaSil
  8. Evet, açıldı bu sefer. teşekkürler.

    YanıtlaSil