Çarşamba, Mart 02, 2016

Rooibos. (mimli)

(Blogun ikinci yarısına mim soruları ve cevapları eklenmiştir.)

Biraz arayı açmışım. Birkaç post yazdım da yayınlamadım o arada. Bu akşam biraz daha iyiyim. Birkaç gündür sanırım PMS'ten muzdariptim. Barut fıçısından hallice sinirler, keyifsizlik, isteksizlik, mutsuzluk, verimsiz saçma sapan geçen günler, bir kamyon çarpsa da kurtulsam topyekün şu hayat denen karın ağrısından diye düşünüyordum. Belki bir posta ağlasam açılacaktım ama ağlamaya mecalim bile yoktu. Normalde bu hallerden çıkmak için çarelerim vardır ama bu sefer çareleri düşünecek hal de yoktu. Öyle sürüne sürüne geçti günler.

Sonra ne alakası var diyeceksin ama kabak dolması yaptım. İnsan kabak dolması yaparken mutlu olur mu? Hadi kek yaparken olur, pasta yaparken olur, krem karamel yaparken olabilir. Ama kabak dolması? Belki de beynimin mutluluk ayarları sapıttı, bilemeyeceğim. Son gücümle evin eksiklerini tamamladım o gün ve kabak dolması yaptım. Biraz iyi geldi.

Ama asıl olay bundan sonra. Ceren bana sıcacık bir mesajın içinde, rooibos diye bir çay önermiş. Ceren önermiş ya, kesin kere kesin denenecek. Vardır bir bildiği. Dün akşamüstü önce netten araştırdım sonra da fellik fellik arayıp, buldum. Onu ararken iki sene önce arayıp bulamadığım, en sonunda pes edip kendim harmanlamaya kalktığım, gene de benzetemediğim çayları da buldum. Hepsi de Doğadan'ın Büyülü Bohça serisinden. Güllü ve yaseminli olanlar yeşil çaylı, Chai dediği tarçınlı, zencefilli, karabiberli ve az da rooibos içeriyor ama asıl vanilyalı rooibos. Şimdi hemen önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum. Nette, kemoterapi gören, özellikle meme kanseri hastalarının TÜKETMEMESİ gerektiği konusunda bir uyarı gördüm bu rooibos çayını. Zannedersem bağışıklık sistemini güçlendirdiği için. Bir de bebekli kadınların sütünü arttırıyor, belki onunla da ilgisi vardır. Onun dışında her derde deva gibi bir şey bu rooibos. 




Ben dün akşam vanilyalısını içtim. Böyle pipo tütünü gibi bir kokusu var. Nasıl gevşedim. Sanki yirmi dakika yoga yapmış gibi. Kafein ya da uyarıcı hiçbir madde içermediği için akşam yemeğin üstüne içildiğinde hiç uyku filan kaçırmıyor, aksine uykuyu düzenliyor. Ben dün gece 11:30'da yataktaydım. Çok geçmeden de uykuya daldım. Uykusuzluk çekenlere şiddetle tavsiye edilir.

Aslında bu yazıya başlarken sevgili Anıl'ın mimini cevaplamaktı amacım. Ama onu yarın ekleyeyim buraya. Şimdi hazır gevşemiş ve uykuluyken gidip yatayım ben.

İyi geceler dünya.

MİM:

Ertesi gün oldu. Buraya ekleme yapayım dedim. Sevgili Anıl beni ve Dukuju'yu mimlemiş. İkisi de yazılarını çok beğendiğim, çok özel bulduğum bloggerlar. İkisini de yeni keşfettim sayılır. Şimdiye kadar okumadıysanız bloglarına bir göz atın derim.

Şimdi blog yazarlığı üstüne olan bu mimin sorularına geçelim:

1- Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?

Hmmmf. Aslında etmiyorum. En başında hele hiç söz etmiyordum. Çünkü isimsiz yazmak ayrı bir özgürlük veriyordu bana. Ayrıca blog yazmaya başladığım sıralarda, beni okumayı bırak, dinleyecek insan bile yok sayılacak kadar azdı. İçim çok karanlıktı. Ama şimdi işler biraz değişti. Yakın çevrem sayılabilecek kişiler bir blogum olduğunu biliyor. Ama okuduklarını sanmıyorum.


 2- Neden blog yazıyorsunuz?

On puanlık uzman sorusu...

Çünkü düşüncelerimi, keşiflerimi, duygularımı yedi-yirmi dört paylaşabileceğim başka bir imkanım yok.
Çünkü günlük yazmak çok eskiden beri yaptığım bir şey ve blog bunun başka bir boyuttaki devamı gibi.
Çünkü bir çeşit yayın yapmak ve insanlara ulaşmak beni heyecanlandırıyor.
Çünkü çok zevkli.

3- İlk yazınız ile son yazınız arasında ne gibi farklar var?

:))) Dağlar kadar fark var. Üstünden on sene geçti. Olmasın mı? İlk yazmaya başladığımda 34 yaşındaydım. Yukarıda da dediğim gibi ilk zamanlar içim çok karanlıktı. Bir de çok şaşkındım. Ne yazacağımı, elimi kolumu nereye koyacağımı bilmiyordum.
Günde iki kişinin üstünde ziyaret aldığımda, olağanüstü bir olaydı benim için. Dediğim gibi, anlatacaklarımı dinleyen iki kişi bulamazken, yazdıklarımı okuyan beş kişinin olması, hem de kimseye anlatmadığım kadar karanlık şeyleri okumaları, içimde hiç bir ilacın şifa olamayacağı derin yaraları iyileştirdi.  Hele bir de bazen  "ta en baştan okuyorum", "bu son, bugünü de okuyayım sonra gidip yatacağım dedim ama gene kaldım", "çayımı alıp, güne senin yazınla başlıyorum", diye yorum bırakanlar oluyor. Bana dünyaları veriyorlar.

4- Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?


Birazını bir yukarki soruda yanıtladım. Yukarıda söylemediğim ne var diye düşününce, ilk aklıma romanım geliyor. Blog yazmasam ve bu kadar yüreklendirilmesem, bu kadar zor bir işi şu haline sokamayacaktım. Ama bu sadece çok küçük bir kısmı. Başka türlü asla tanıyamayacağım insanlar kattı hayatıma. Yorumlara bırakılan bir tavsiyeyle hayatımda en çok istediğim şeylerden biri olan şarkı söyleme deneyimini bile kattı şu geçen sonbahar mesela. Blog yazmak hayatımın merkezinde, ruhumu besleyen kocaman ve rengarenk bir evren.


5- Yakın arkadaşlarınıza blog yazmayı önerir misiniz? 

Önermem herhalde. Çünkü şu an kendimi en yakın hissettiğim insanlar bir avuç blog yazarı zaten. Ama onun dışında insanların blog yazacağı varsa yolunu kendileri de buluyor. İnsanın içinden gelmesi gerek diye düşünüyorum. 

6- Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?

Çoğunlukla gün içinde bir kenara bir konu birikiyor. Bazen bir yemek, bazen başka birinin yazdığı bir yazı, günlük hayat demeliyim.

7- Diğer blog sahipleriyle iyi iletişim kuruyor musunuz?

Bazen yorum bırakarak, bazen bizzat tanışarak, bazen mesajlaşarak da olsa bir iletişim var evet. Gönül isterdi ki herkes yakın yaşasaydı ve diğer blog sahipleriyle her gün yüzyüze görüşme imkanım olsaydı.

8- Rahatsız olduğunuz konular var mı?

Bazen içtenlikle, mahremiyet arasındaki sınırı aşıp aşmadığım konusunda tereddüde düşüyorum kendi adıma. 

Evet mim buraya kadar. Mim raconuna göre şimdi ben de bu soruları başka birine paslayacağım: Ceren'in günlüğü, Aydan atlayan Kedi, Jardzy, Hayal Kahvem ve mime katılmak isteyen her kim varsa: top sizde efendim.


11 yorum :

  1. Merhaba Küçük Joe,
    Meme Kanseri hastalarının tüketmemesi gerekir. Uyarısı için çok teşekkürler. Hayat'a karşı sakın umudunu kaybetme. Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Sibel'cim, rica ederim. Bazen gelip vuruyor işte bir ümitsizlik, sonra hiç gelmemiş gibi geçip gidiyor.

    YanıtlaSil
  3. Hani şu 3.cevap var ya hakikaten çayımı alıp senin yazılarını okuyorum. Birde bloğunu bir ara kapatmayı düşünüyordun. Ne yapardım senin yazıların olmadan.Ben seviyorum senin yazdıklarını. Sağlıkla ve mutlulukla kal Küçük Joe...

    YanıtlaSil
  4. <3 <3 <3 Sibel : evet bir ara öyle düşünmüştüm. Kimbilir nasıl bir ruh haliydi o. Sen de şifa ve mutlulukla kal Sibel. Bütün kalbimle bunu diliyorum.

    YanıtlaSil
  5. Memnuniyetle yazacağım. Aslında hızır gibi yetiştin desem yeri, bu aralar hem yazmak istiyorum hem de bir türlü elim varmıyordu yazmaya. Mim iyi bir başlangıç olabilir yeniden başlamaya. Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  6. Sevindim Aydan Atlayan Kedi. Anıl beni mimlediğinde benden yazmak istiyordum ama neresinden başlayacağımı ne anlatacağımı bilemez haldeydim. Çok güzel denk gelmişti. Sabırsızlıkla bekleyeceğim mim cevabını.

    YanıtlaSil
  7. Ah yazmışsın bile!!! Şimdi gördüm! Şahane.

    YanıtlaSil
  8. Geldim, geldim :)

    Şu çayı ben de deneyeyim. Bugün hoodienin ön cebinde çin yeşil çayı ile dolaştım. İnceleyeyim eğer Çin'de varsa, getirteyim :D

    Mime geçiyorum. Genelde cevaplamam ama kendimden ve blogdan bahsetmek için bir fırsat olur.
    Teşekkürler!
    Sevgiler,
    J

    YanıtlaSil
  9. Hoşgeldin vallahi...Çay çok süper birşey. Çin değil Güney Afrika menşeili. Doğadan'ın vanilyalısını şiddetle öneririm. Bir kerecik olsun bir tadına bak. Anında kana karışıyor meret. Çok acaip bir şey.
    Mimi bekliyorum.

    YanıtlaSil
  10. Beğendiğine daha doğrusu seni uyuttuğuna çok sevindim, içinde kafein ve tein olmadığı için uyutacağını rahatlatacağını düşünmüştüm :) Mim'i ilk fırsatta yazacağım..

    YanıtlaSil
  11. Hayatımı 180 derece olmasa da 90 derece değiştirdi Ceren'cim. Sağol varol. Mucize filan benim için.

    YanıtlaSil