Salı, Mart 22, 2016

Hassas bünyelere uyarı: ağır umutsuzluk içerir.

Geldim gene blog. Çünkü gidecek başka bir yerim yok. Çünkü kimseyle doğru dürüst konuştuğum yok. Eskiden de durum farklı değildi ki. Evet herhalde gündemden ciddi ciddi bunaldım.

Çocukken dönem filmleri izlerdim. Sevmezdim çünkü tarih bilmezdim, anlayamazdım o yüzden. Biraz tarih bildikten sonra, beni en çok şaşırtan, Dünya Savaşları filmlerinde (1. ya da 2. Dünya Savaşı farketmez), savaş daha başlamamışken diyaloglarda: "Avrupa savaşa girecek diyorlar" mealindeki konuşmalardı. Böyle ortalıkta falcılar var, Savaş'ı görüyorlar herhalde kristal kürede, ve herkes bunu konuşuyor gibime gelirdi. Çünkü ben Savaş birden bire kopar sanıyordum. Bir sabah uyanırsın, ve Almanya Fransa'ya savaş ilan eder. Misal.

Ortaokulda filan, 2. Dünya Savaşı'nın üstünde çok durmuştu Tarih derslerimiz. O derslerden en çok aklımda kalan, tüm Avrupa'da yükselen milliyetçilik ve Almanya'nın astronomik enflasyonu ve kötü giden ekonomisinden faydalanan, yol yaptırıp, kamusal başka işler icat edip insanlara iş imkanı sunarak herkesin gözüne giren Hitler'di. Yani birdenbire olmadığını anlamam gerekirdi ama demek ki anlamamışım.

Böyle bir kriz halinde, ilk yaptığım çerçeveden bir adım geriye çıkıp bütüne biraz geriden bakmaktır. Gördüğüm şey, insanın yapısında olan açgözlülük ve savaşma dürtüsü. Ve de kötülük. Acımasızlık. Bencillik. İyiyi suistimal etmek. Bunlar hep var olacak. İnsan varoldukça. Hiçbir sistem bunu ortadan kaldıramaz. Dünyadaki bütün insanları en güzel, en bilinçli ailelerde, mutluluk ve refah içinde baştan büyütsen gene birşey değişmez. Bunu yeni yeni böyle düşünmeye başladım. Eskiden böyle düşünmezdim. Eskiden hep derdim ki, ekonomik refah sağlansa, ve yavaş yavaş aileler çocuk yetiştirme konusunda bilinçlense, her nesil daha bilinçli yetiştirse çocuklarını, o zaman dünyada savaş olmaz, kötülük olmaz. Evet insanlığa olan umudumu yitirdim maalesef. Kırk dört sene inatla inandım ve en sonunda pes ediyorum. Çünkü bu inancı ayakta tutmak ciddi bir enerji gerektiriyor. Çünkü kişisel olarak saf iyiliği yaşatamadım. Çok kötülük gördüm. Çok nankörlük gördüm. Ve ben iyi niyetli olmakta direndikçe, bu iyi niyetim mümkün mertebe suistimal edildi. Merhamet ettim, maraz doğdu. Anladım ki bu iş böyle yürümeyecek.

İnsanların her zamankinden daha fazla umuda ihtiyacı var. Bunun en somut kanıtı, blogumun istatistik kayıtlarında. Bir blog postum var adı: Güzel günler bizi bekler. Keyifli bir günümde yazmışım. Geneli kapsayan bir umut değil. Ama başlığı öyle atmışım. Epey eski. Nasıl olmuş bilmiyorum diğer postlar maksimum 200 kere okunurken, bu post sürekli bir numara ve 3000 kereye yakın okunmuş. Kenarda bir kere gözüktü. Ondan beri tepelerde. Bir tane de kötümser var. O da onun hemen arkasında. O da çok okunmuş ama hep umutlunun gerisinde. Her gün bakıyorum. O sıralama asla değişmiyor. Olumlu bir yazı desen, mutluluklu, keyifli bir sürü yazım var. Ama hayır. Umut bir numara.

İnsanların her zamankinden daha fazla umuda ihtiyacı olsa da yalan konuşamayacağım.  Umutsuzum.




13 yorum :

  1. Cağnım Joe.

    Heralde sen çorabınla ilgili yazsan bile ben onun içinde bi mutluluk bi umut bulurum.

    (dukuju ben)

    YanıtlaSil
  2. "Hassas bir bünye" sayılırım Sevgili Küçük Joe, ama yazı bana hiç de ağır gelmedi. Hatta içinde hala umut kırıntıları var.Hava kadar, su kadar umuda da ihtiyacımız var. Bazen umudumuz azalıyor, karamsarlığa düşüyoruz. Ama hep öyle devam etmiyor ki. Bugünlerde umudumuzun azalması çok doğal; Günlerdir süregelen kayıplar var.
    Dünyanın her yerinde terör can yakıyor.Masum siviller ölüyor. Ama elbet bir gün bitecek bu olaylar.
    İnsanız, duygularımız var. Umudumuzun da gel-gitleri olacak elbet.
    Ben umutsuz değilim. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. @Dukuju ve Makbule: çok tatlısınız. Dukuju ayrı tatlı, Makbule ayrı tatlı. Sözleriniz kalbime yara bandı gibi geldi açıp okuduğumda. Böyle, ruhuma sıcak su torbası bastırılmış gibi. Hemen arkasından beni sevindiren bir haber aldım, iyice ruh halim silkelendi. İyi ki varsınız. Bugün canım ne sıkkındı oysa. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Ağır umutsuzluk var dediler, geldim de göremedim. Benim için tam bir hayal kırıklığı oldu :P

    YanıtlaSil
  5. Hassas bünyeyim ama senin içinde ki o umut tükenmiş değil bunu gördüm. :)

    YanıtlaSil
  6. Vay be...Demek öyle gözüküyor. Bana hiç öyle gelmiyor ama böyle düşünmene sevindim.:)

    YanıtlaSil
  7. Herhalde size en ama en çok katıldığım yazınız oldu...

    İyiyi güzeli mutluluğu hak ediyorsunuz.Bu yüzden fazlalıkları bu şekilde atın ki kanatlarınız çıksın.Bloğunuz,romanınız ve bizler olduğumuz sürece size yalnızlık=YOK ^^

    YanıtlaSil
  8. @ Anıl, teşekkür ederim sıcacık yorumun için. Gerçekten ilaç gibi, renk gibi geliyor gri zamanlarda. Neyse ki bugün biraz daha iyiyim. Tekrar söylüyorum: iyi ki varsınız.

    YanıtlaSil
  9. bir yazınızı 3000 kişi okumuş.çok güzel bir yazı olmalı.şimdi ben bu rakamları görünce kendi yazılarımla ilgili tüm umudumu yitirdim.:)

    YanıtlaSil
  10. Aşkolsun! En fazla okunan yazı o. Ortalama her zamanki rakam 100-150 civarı. O da 10 senelik bloggerlık sonunda.:)))

    YanıtlaSil
  11. Joe, ben sosyal medyadan ve haberlerden uzak duruyorum çünkü artık kaldıramıyorum olan biteni. Bir nebze iyi geliyor çünkü cahillik, mutluluk!

    YanıtlaSil
  12. Ben de öyle. Ben de uzak dururum. Ama nereye kadar uzak durabiliriz? Onun da bir sınırı var. Ayrıca bugün, mecliste konuşma yapan CHP li milletvekilinin konuşmasını ve onunla ilgili makaleyi okudum. Yani kendime göre biraz ileri gündem takibi. Bir an dedim ki, bilmek de başka bir şey. Başka bir güç. Çünkü birileriyle tartışınca argümanlarının ağırlığı oluyor. Böyle her tartışmada susmaktan ve fikrimi savunamamaktan da yoruldum. Ama gene de emin değilim. Bütün günümü gündem takibine ayırabilir miyim diye. Herhalde bir yerde bir dengesini bulacağım.

    YanıtlaSil