Pazartesi, Mart 21, 2016

Günler bir şekilde geçiyor...

Cumartesi gününden beri nefes almadan satranç problemleri çözüyorum. Sabah ilk yaptığım iş. Gece yatmadan son yaptığım. Artık kusmak üzereyim. Ara verdim o yüzden. Biraz da yazı yazayım dedim.

Dün dolma sarıyordum, yarısında belim yorgunluk sinyalleri vermeye başladı. Etli harcı ortada bırakıp, gidip uzanamadım. Mecburen bitirene kadar devam ettim. Dolma şahane oldu, bir de belim. Demin duş alırken sakat kalıyorum sandım. Bazı hareketlerde korkunç bir sancı. Çığlık atmadım ama ramak kalmıştı. Üstümü zor giyindim. Sonra yamuk yamuk yoga örtüsünü serdim salonun ortasına. Telefondan ilk yogayı açtım. İlk yaptığımda bütün omurgamın üstünden bir silgi geçirmiş hissi yaratıp, beni yogaya ikna edeni. Yaptım bitti. Biraz fark etti. Tamamen geçmedi ama daha iyiyim. Fakirin fizik tedavisi. Yaparken hissediyorsun zaten iyi geldiğini. Sonra da üstüne yaseminli yeşil çay yaptım. Şu büyülü bohçaları aldığım günden beri bunu bekliyorum aslında. Yoganın üstüne içmeyi. Gerçekten tahmin ettiğim gibi çok keyifli.

Demek ki kaç haftadır yoga filan yaptığım yok. Oysa ne güzel bir şey. İnsan pamuk gibi oluyor. Ama keyfin olacak işte. Ya da ağrın.

Problemleri çözerken, satranç konusunda önemli bir şey anladım. Kaybettiğimde aptallığımdan kaybediyorum diye düşünüp sinir basıyordu. Bir kere aptallıktan kaybetmek diye bir şey yok satrançta. Tekniği senden daha iyi olana yeniliyorsun sadece. Kim daha çok tekniğine çalışmışsa o kazanıyor. Bu kadar. Dikkatsizlik bile çalışmayla iyileştirilebiliyor. Şu son üç günde, aylardır öğrendiğimden fazlasını öğrendim.

Bir de neden İngilizce'de, satranç problemlerine "puzzle" dediklerini anladım. Çünkü parçaları birleştiriyorsun tahtayı okurken. Orada bir açmaz görüyorsun, burada bir "şiş", hatlar var açık, hepsi bir araya geliyor, ve sen parçaları birleştirip doğru sıralamayı bulmalısın. Aynı hamleleri yanlış sırayla yapmak, oyunu almakla vermek kadar fark edebiliyor.

Romana da baktım biraz. Üçüncü bölümdeyim. Bölümü henüz yazmaya başlamadım ama biraz şekillendi. Bir kaç güne yazmaya başlarım. Muhtemelen Haziran'a yetişmeyecek. Belki Everest'in ilk roman yarışmasına gönderirim diyordum.

İki tane de kitap aldım. Biri herkesin bahsettiği Birhan Keskin'in Fakir Kene'si. Diğeri de Birgül Özcan'ın Ev Anası. Fakir Kene'den herkes bahsediyor. Ben özellikle Ev Anası'nı tavsiye etmek istiyorum. Ne okusam diye düşünen, blogları takip etmeyi sevenler Ev Anası'nı kesin beğenir. Kendisi de bir blogger zaten.




8 yorum :

  1. Sanırım bu aralar herkeste bir durgunluk, bir kırgınlık var. Mevsimsel değişiklik mi etki ediyor bilmiyorum ama sağlık önemli. :)

    YanıtlaSil
  2. Hem mevsim değişimi hem de leş gibi gündem.

    YanıtlaSil
  3. Yogaya hep bi' önyargım vardı. Likya Yolu'nda tanıştığım ve beraber yürümeye devam ettiğim birisi günün başında ve sonunda yaparsak iyi geleceğini söyledi. Denedim, cidden günün yorgunluğunu büyük ölçüde alıyordu. Sabah da kaslar ısınmış bir şekilde yola çıktığımız için iyi oluyordu. Dönünce bir süre devam etmiştim, sonra bıraktım. Zaten çok fazla şeyi bıraktım. Bir ara başlayayım bari yeniden, bir ay sonra yeniden 5-7 gün çıkmayı düşünüyorum hem ufak antrenman olur hem :)

    YanıtlaSil
  4. Küçük Joe, 8 yaşındaki oğlum satranca merak sardı bu aralar. Her aklına geldikçe satranç oynamayı teklif ediyor ama hem öğretecek kadar oynamayı bilmiyorum, hem de maalesef vakit ayıramıyorum. Bize tavsiye edeceğin bir web sitesi, kitap ya da yol-yordam var mı? Kaç yılın başında sağlam bir şeye heveslendi, destekleyemiyorum, canım sıkılıyor.

    YanıtlaSil
  5. @Berkay :) Yoga'yı deneyene kadar benim de kocaman önyargılarım vardı. Bir kere herkesin ağzında sakız olmasına sinir oluyordum. Hani böyle aşırı popüler, herkesin izlediği filmler, okuduğu kitaplar gibi görüyordum. Ama dedikleri kadar varmış. Hadi bakalım, sen de yap.

    YanıtlaSil
  6. @ De Kubad: kendi kullandıklarımı önerebilirim: shredderchess.net sitesinde maçlarımı makineye karşı oynuyorum, seviyeni seçebiliyorsun ve insan gibi duygusal tepkilerle oynaması hoşuma gidiyor. Diğer yandan, chess.com'da da öğrenmek için puzzle'lar, videolar, ve dersler var, her seviye için. Orada da oynama imkanı var. Ben oraya yeni yeni üye oldum, herşeyinden faydalanabiliyorum. Hatta analiz imkanı da var. Daha iyi hamleyi gösteren. Ama sadece üyelere mi onu bilmiyorum. Çok etkin de kulllanamıyorum henüz yeni keşfettim analiz şeysini. Bu siteler İngilizce, videolar, dersler, arayüz filan.
    Diğer yandan satranç federasyonunun kurslarını araştırabilirsiniz. Hangi şehirde olduğunuzu bilmiyorum.
    Belki oğlanla beraber öğrenebilirsiniz :) Benim yeğenimle yaşıtmış :)
    Başka bir seçenek de okulla konuşup, satranç dersi istemek, diğer velilerle örgütlenip.

    YanıtlaSil
  7. "bi safir" diyen değil mi? Yerim onu ben.
    shredderchess.net e baktım, ah bayıldım, kendim oynayasım geldi ama bizimki sıkıldı, karşılıklı oynamak istiyormuş :/
    Okulda yeterli talep olmadı, kurs açmadılar. Federasyonu araştıralım bakalım, belki birşeyler bulabiliriz.
    Teşekkür ederim fikirler için.

    YanıtlaSil
  8. Evet o!!! Bi safir derdi, sonra öğretmeni düzeltti artık herkes gibi söylüyor :( Vay ne kadar eskiden yazmıştım ben o yazıyı... :)))))
    Ben aslında onu diyecektim de sizi hiç tanımadığımdan cesaret edemedim. Bence satranç bahane, çocuk sadece sizinle zaman geçirmek istiyor. Beraber bir şeyler yapmak. Benim uzaktan fikrim bu. Yanılıyor da olabilirim. Ama siz gene de federasyonu araştırın. Satranç bahane bile olsa, sonuçta bir eğilimdir.

    YanıtlaSil