Cumartesi, Mart 05, 2016

Gidişat.

Cumartesi öğlen vakti. Üstümde geceliğim, onun üstünde yün hırkam, ayağımda yün çorap. Ayaklarımı sehpaya uzatmışım. Salonun girişinde temizlik kovası, dünden kalma. Mutfak tezgahlarının yarım saatlik işi var. Dışarda kararsız, nazlı bir güneş. Karnım ağrıyor. Bugün hiçbir şeye dokunmayacağım. Tembellik günü ilan ettim. Kova ve tezgahlar yarını bekleyecek. Duşa bile girmeyeceğim. Böyle ayaklarımı uzatıp çay içeceğim bütün gün. Hem de zuladan çikolata bile buldum. Tam da içimden diyordum ki, keşke bir sevgilim olsaydı şu an, dışarı çıkıp bana çikolata alsaydı, ya da beyaz çikolatalı biscolata pim'lerden. Herhalde minnet duyardım. İşte o zaman buldum çekmecedeki çikolatayı.

İki gündür zaten iyi niyet karması adını verdiğim bir tür batıl inancım var.

Birinci gün, sokağa çıkıp hem hava alacaktım hem de ufak tefek alışverişler. Apartman kapısından çıkacakken müthiş bir sağanak bastırdı. Şemsiyem de yok. Uzakdoğulu görünümlü bir kız koşarak benim apartman kapısının altına sığındı. Ben de bir süre orada geri gitmeye üşenerek, ileri de gidemeyerek sıkıştım kaldım. Ta ki tek çözümün geri gitmek olduğuna ikna olana kadar. Yukarı çıktım. Bir yerine iki şemsiye aldım. İkinci eski olanı aşağıdaki kıza veririm diye düşündüm. Ama tekrar apartman kapısına geldiğimde kız artık orada yoktu. Ben de o zaman yoldan geçen şemsiyesiz birine veririm dedim. Bir tane sucuk gibi ıslanmış bir genç vardı. "Şemsiye ister misiniz?" dedim. Yüzüme bile bakmadan, eliyle hayır yapıp, geçti. Herhalde satmak istiyorum sandı, diye düşündüm. Sonra elinde ağır bir bavul çekiştiren çocuklu bir kadın vardı. Saçları yağmurdan yüzüne yapışmıştı. Aynısını ona sordum. O da aynı ifadeyle reddetti. "Satmıyorum, veriyorum" dedim o geçip giderken. Gülümsedi, birşeyler mırıldandı, ama mesafeli duruşunu da bozmadı. Ay canınız isterse o zaman dedim, isteyen alsın diye duvarın oraya dayadım. Kırıldım da biraz. Sonra işime baktım. Geri geldiğimde şemsiye yerinde duruyordu. Pöf.

Karma dediğim de, dün akşam geç vakit, metrodan çıktım, gene yağmura yakalandım, gene şemsiyesiz. Karnım ağrıyor zaten, yürüyecek halim de yok. Keşke şuradan benim evin oraya giden otobüs geçse şu an dedim. Ve yetişebilsem. Der demez otobüs ışıklarda belirdi. Ahah! Salla popoyu küçük Joe dedim kendime. Yetişmeyi dene. Salladım popoyu ve yetişebildim! Mucize. Öbür türlü yağmurun altında şemsiyesiz on dakika yürüyecektim. Bunu işte şemsiye karmasına yordum.

İkincisi de markette kadın pedi alan bir adam vardı. İçimden ona, "madem kadın pedi alıyorsunuz, bir paket de çikolata götürün yanında, ilişkiniz bambaşka bir boyuta geçer" demek geçti. Demedim tabii ki öyle bir şey elin adamına, ama yoğun düşündüm. Ve işte çekmecemde tam lazımken çikolata buldum bugün. Halbuki ben hepsini yedim sanıyordum. İyi niyet karması. Evet sonuna kadar batıl.  Aslında hiç inanmam böyle şeylere. Dahası bir iyilik yaptığında ya da düşündüğünde bunun sana geri dönüşü olacağını düşünüyorsan o iyilik değildir. Genelde de zaten geri dönüşü olmaz. Çoğu zaman kazık olarak dönmüştür bünyeme. Bir tanıdığım: "hayat, al gülüm, ver gülüm bir şey değil ki" demişti. Haklı. Dibine kadar hem de. Ama işte tesadüf.

Dün bir çeviri işi aldım. Yani daha kesin değil. Teklif. İyi oldu, çünkü daha önce dediğim gibi bütçemi göçerten bir masrafa girmiştim. Onun parasını orta vadede dahi olsa çıkarmam lazım. Mesaili iş de bana göre değil halihazırda. Böyle, evden çalışabileceğim. Fransızların deyimiyle, ıspanağa biraz tereyağ katmak için. Romanıma da engel değil. Hem de donanımlı ve tecrübeli olduğum bir alan. Biraz paldır küldür giriştim ama düşündükçe kafama daha da yatıyor.

Bir de bu zihniyet hoşuma gidiyor. Bir tane online kursta edinmiştim. Para idaresiyle ilgili kısacık bir kurstu. Çok eski, bulamam, yoksa buraya bağlantısını hemen koyardım. Böyle X kişisi diye bir sanal karakterin var diyelim, kendine bir kaykay almak istiyor. Fakat öğrenci ve annesi babasıyla yaşıyor. Ne yapmalı?

a-Kaykay almaktan vazgeçmeli.
b-Annesinden babasından kaykay parasını istemeli.
c-Doğum günü için hediye olarak kaykay istemeli.
d-Cep telefonu için harçlığından ayırdığı bütçeyi bir kaç ay kaykay bütçesine aktarmalı.
e-Lokal kitapçıda part time çalışmalı.

Örnek olarak verdim. Tam böyle değildi belki. Anafikir şuydu: yanlış seçenek yok, hepsi de olabilir, ama en çok puanı gene de değer üreterek ekonomiyi döndürme şıkkı alıyordu, yani e. Evet tüketim toplumu mantığı, biliyorum. Ama bence de e şıkkı en şık cevap. Bunun gibi birçok durum senaryosu ve çözüm şıkları sunuyordu. Ve benim refleksler hep kısıntıya gitmekten ya da hazıra konmaktan yana meyilliydi. Benim açımdan çok öğretici, farkındalık kazandırıcı olmuştu.

Aslında ben bir yandan da iş kurmaya niyetliyim. Kendi işimi. Kafamın bir kısmı sürekli oraya gidiyor. Projeleri koyup kaldırıyorum. Şu son aylarda pek değil. Romana odaklandım çünkü ama aklımın bir köşesinde var. Biraz önce Notos'un editörlük ve yayıncılık atölyesi olduğunu gördüm. Yeri de bana yakın, Notos'un ofisini gezerken oradaki kız söylemişti. Pek karlı bir sektör değil benim bildiğim ama...Bir seçenek işte. Bir yol. Gidersin ya da dönersin. Uzun vadeye de onu koysak. İçimi kıpraştırıyor şahsen. Evet. Bak. Yoklayınca...Kıpır kıpır. Bu iyi bir şey. Biraz önce kurs içeriğine baktım. Kapsamlı. Beğendim. Dursun aklımın bir köşesinde. Zaten başlangıcı kaçırdım. Zaten bugün başlamak istemem.

Gideyim kendime bir çay daha koyayım. Bir de kupaya kılıf ördüm. Düğmesi eksikti. Dün aldım. Dikeyim, sana fotoğraf koyacam, söz. Bence beğenirsin. Böyle kaynar suyu kupaya yeni doldurduğunda elin yanmıyor. Böyle sıcak su torbası tutmuşsun gibi hoş bir sıcaklık oluyor. Yün iğnesi bulmaya üşeniyorum şimdi yerimden kalkıp yoksa dikmesi iki dakika.

Mutluyum sanki be blog. Güzel sanki gidişat. Çok şükür. Zaten önümüz de bahar. Mis.









4 yorum :

  1. Seni okurken dinleniyorum Joe ya. Böyle sanki nefesli çalgılar, yazıların.

    YanıtlaSil
  2. Ay Dukuju senin de ağzından bal damlıyor, sen de şerbetli tatlılar gibisin :D Yere yapışmışken beni kolumdan tutup hoooop.

    YanıtlaSil
  3. Kupaya da bak, üşümüş de ısınmış :D Bu örgülü kupaları çok görüyorum ama elden kayar gibi geliyordu bana hep, hoşuma gitti..
    İyi niyet karması çok acaip bişey, ben ne zaman denesem aynı tepkilerle karşılaşıyorum, kimse inanamıyor karşılıksız küçük iyiliklere, altında bir bit yeniği aranıyor illa ki.. Bir de herkes koşturmaca içinde aslında ondan da dikkat etmiyorlar birşeyin sahte mi gerçek mi olduğuna, koşa koşa uzaklaşıyorlar insanlar birbirlerinden, hem fiziki hem sosyal anlamda..

    YanıtlaSil
  4. Biraz kayıyor nitekim o yüzden üst kısmını sıkı tuttum. Ama tavsiye ederim. Tam elleri ısıtmalık.
    Evet iyilik yapmak her babayiğidin harcı değilmiş onu anladım. Bir de insanların kendini borçlu hissetmek istememesi var sanırsam ki onu anlayabiliyorum. Bir de gurur. "Hayır ben yağmurun altında perişan olmadım!" :D

    YanıtlaSil