Cumartesi, Mart 12, 2016

Çevirili güzel günler.

Hiç alışık değilim bu saatlerde blog yazmaya. Aslında tümden böyle yaşamaya alışık değilim. Düşününce, iki olumlu şey üst üste bindi. Biri uyku saatlerinin düzene girmesi. İkincisi, çeviriyle olan ilişkim. Dolayısıyla iş. İkisi de ne kadar önemli kalemler.

Şu an deneme çevirisini yaptığım kitap çok şiirsel. O yüzden ayıla bayıla çeviriyorum. Demlendire demlendire. Ve başardığımı hissettikçe de kendi kendime gururlanıyorum. "Hey yavrum, diyorum kendime, baban da mı çevirmendi?" :D Böyle sırtıma şaplak atasım geliyor. Sabah sokağa poğaça almaya filan çıkarken, kılık kıyafet saç baş dökülüyor ama yürüyüşteki endamı gör sen. Çeviri işini kardeşim, bana soracaksın, bana, diyor adımlarım. Heyyt.

Yani, şaka bir yana, hala içimde bir hırs var. Gene geldi buldu beni şu birinç olma sevdası. Kurtulamıyorum. Bu sefer de "en güzel ben çevirmeliyim" hırsı. Biraz da caka: baaaaak ben işte böyle çeviririm, annadın mı. Ama en azından doymak bilmez bir hırs değil bu. İdare edilebilir. Başa çıkılabilir.

Bir yandan da, bunca sene bu blogu boşuna yazmadığımı hissediyorum. Çünkü sermayem ve kullandığım aletler, sözcükler. Kullandıkça parlıyorlar, parlamışlar, cilalanmış gibi. Ki hiç böyle bana bir gün bir faydası olur diye yazmadım bunca zaman. Ama blog yazmak zincirin bir halkasıysa, bunun ucuna yakın zamanda roman yazma halkası eklendiyse, bunun da ucuna şimdi çeviri halkası eklendi. Böyle doğal bir zincirim var artık. Hem birbirlerini besliyorlar. Yıllarca sorgula dur, o mu, bu mu, yok heykel mi, yok resim mi sonra da karşına kendinden çıksın. Hayat çok acaip. Herşeyin kendi zamanı var. Yanlış kapıdan girdin mi, işin içinden, ne kadar debelenirsen debelen, çıkamıyorsun, oysa geri gidip doğru kapıdan girdin mi, herşey kendinden oluveriyor. Neredeyse. Tabii ki kendinden oluveriyor derken, sen de kıçını kaldırıp, şuradan oraya gideceksin, şunu kaldırıp oraya koyacaksın. Tembel tembel armudun pişip ağzına düşmesini bekle demiyorum. Tutku. Yanlış bir kapı, misal. Benim için en azından.

Bir de çeviri gibi somut bir işin, sorumluluğun oldu mu, onu tamamladığında bir iş görmüş olmanın verdiği bir tatmini yaşayabiliyorsun. Mesela kaç gündür, akşam beş gibi, ya da üç gibi: eeee? bitirdim işte işleri, şimdi ne yapayım diye oturdum, bir cins kukumav kuşu gibi. Ne güzel bir his o? Önceden hiç olmazdı. Hem de o saatte güne daha yeni başlamış olurdum.

İşte böyle geçiyor günler.

Bugün deneme çevirisini bitirsem, altıya kadar, yarın da bir önceki denemenin imla kurallarını düzeltsem. Tanıtım yazım ve fotoğrafım hazır önceden. Galiba önümüzdeki haftaya düzgün bir başlangıç yapmış olacağım. Sadece bu arada romanı gözden kaybetmemek lazım.  Romanı yazıp bitirdikten sonra editörlük atölyesine katılma planlarım var. Dün orayla iletişim kurdum. O da sıraya girdi sayılır.

Hayatım güzel bir şekle şemale mi giriyor nedir?


8 yorum :

  1. Yazılardan okuduğum kadarıyla düzgün bir şekle şemale girmiş bile,aman bozulmasın ^^

    YanıtlaSil
  2. uzaktan öyle görünmesine pek sevindim, bana da öyle geliyor çünkü, ama dillendirmeye korkuyorum :)))) Amin diyelim.

    YanıtlaSil
  3. Cok güldüm okurken:)

    Yalnız şunu söylemek istiyorum. Böyle şeytan gibi kulağına usulca fısıldayarak :

    "Iyi giden hayattan bunalıp yine bi bozayim dur şunu, demeyeceginden emin misin?"

    :)))

    Ben hep öyle yapıyorum.
    Fakat tabi ki anormal biriyim.

    Sabah enerjin hic bitmesin ♡

    YanıtlaSil
  4. Var ya çok fenasın!!! O kadar doğru bir yerden vuruyorsun ki. Var insanda öyle bir dürtü. Herşey fazla iyi gidince, bir süre, sanki onu bozma isteği. Sen anormal filan değilsin. Ya da ben de anormalim. :D Aman bu sefer bulaşmayalım öyle dangalak ruh hallerine.
    Sabah enerjisi için: amin. :))))))

    YanıtlaSil
  5. oooo... o hayat baya düzene girmiş (:

    YanıtlaSil
  6. Şapşik Anne hoşgeldin bloguma. Şöyle bir toparlanma zamanları. Mutluluk verici.

    YanıtlaSil
  7. Çeviri, caz... Harika! :)

    Ben de beklerim Kafa'ya! :)

    YanıtlaSil