Perşembe, Şubat 25, 2016

Yazmak üstüne.

Şu uyku saatlerimi biraz geriye çekmeye uğraşıyorum. Bütün derdim bu. O yüzden şu an gidip yorganın altına kıvrılmak istesem de bu saatlerde yatarsam gene saatler sapıtacak diye akşam yedide uyumama direnişinin üçüncü günündeyim. Sevgili Anıl'ın postlarından birinden esinlenip, gene de onun verdiği linklerden açamayıp, alternatif linkler arayıp şunu buldum. Tren yolcuğu sesi. Tren giderken içerden duyduğun ses. Sanki bir tren yolculuğu yapıyormuşsun gibi ama yatağındasın. Dün gece papatya rezene melis çayımın üstünden, dişlerimi fırçalayıp, çok erken olmasa da makul bir saatte yatağa yatıp, kulaklıkla şu tren yolculuğu sesini dinledim. Bunun yağmurlu versiyonu da var. Biraz onu da dinledim. Ama en güzeli bu geldi. Bebek gibi uyudum. Tam dalmadan, gözümü açıp, videoyu durdurdum ama uykum kaçmadı. Gene kaldığım yerden uykuya devam. Böyle yalancı bir ninni gibi. Yalancı bir beşik gibi. Sanki mışıl mışılın eşanlamı gibi. Yıllarca, uyumadan önce bunu dinlemek istiyorum.

Çalışırken de daha önce bahsettiğim ve linkini vermiş olsam da tekrar vermekte bir sakınca görmediğim beyaz gürültü. Günlerdir ortam seslerinin suyunu çıkarıyorum görüldüğü üzere. Anıl'ın verdiği linklerde seçmeli şömine ateşi, gök gürültülü yağmur filan da var.

Dün ve bugün roman üstüne çalışabildim. İkinci bölüm bitmek üzere. Şu an yedi sayfasını yazdım. Kesinlikle kendimi sıkmamaya karar verdim. Kendime bu ilk diye tekrarlayıp duruyorum. Muhtemelen bir şaheser olmayacak. Olmasın. Ne var? Zaten biri çıkıp "bu bir şaheser" dese bile ne değişecek ki şu an benim için? Önemli olan, Yeraz'ın dediği gibi, bu işlerle uğraşmak. Çok kötü olmayacağını biliyorum zaten. Hayatım da buna bağlı değil.

Umberto Eco vefat ettiğinde facebook'ta bir video izledim. Yazar evinin içinde kitaplığından bir kitap alıp geri dönüyor. Ama kitaplığı gör sen. Dört yüz metrekare bir alan gibi, silme kitap. Adam gidiyor gidiyor, sağı solu kitap. Gidiyor gidiyor, sağlı sollu gene kitap. Birisi videonun altına, bu kadar kitap bir yaşam için çok çok fazla demiş. İşte, diye yakaladım kendimi. Gene aynı şeyi yapıyordum. Hep uç örneklerle kıyaslıyordum kendimi. Yorumcu haklıydı. Tamam kitap okumak güzel bir şey. Ama o kadar kitap normal değil.




Batı medeniyeti midir nedir, hep uçlarda dolaşan insanları ön plana çıkartıp şanla ödüllendirmiş. Hayat hikayesini incelediğim kim varsa böyle. Bobby Fischer sendromu diye isim taktım ben ona geçenlerde. Hala o sendromu hazmetmeye çalışıyorum. Bak Paganini'nin keman konçertolarını beğendim ya. Ona da dönüp baktım, kimmiş, özel yaşamı filan. Gene aynı şey. O da kumarbaz ve kadın avcısıymış özel hayatında. Döneminin en başarılı keman virtüözü diğer yandan. En başarılı keman virtüözü olması içimi rahatlattı. Keman konçertolarını bu kadar beğenmem anlam kazandı çünkü. Ama...gene bir dengesizlik var. Tutku adamı. Kumar bir tutkudur çünkü.

Eski sevgililerimden biri doktordu. On altı yaşında askeri tıp fakültesine girmişti. Otuzlu yaşlarında, kariyeri ve maddi durumu mis gibi, artist gibi de yakışıklı bir adamken intihar teşebbüsünde bulunmuştu. Yalnızlıktan. Belki bilmiyorsundur. Tıp fakültesi rekabetin en zor olduğu okullardan biriyse, askeri tıp ondan az daha beter. Öyle bir ortamda başarılı olmak için özel hayatını çokça feda etmek durumundasın. Sosyalleşememişti okuduğu süre boyunca. Bana da saçma sapan ve kötü davranmıştı. Onu son derece çekici bulmama ve sırılsıklam aşık olmama rağmen, en son arkama bakmadan gitmiştim.

O yüzden Ayşe'nin yorumuna bıraktığım cevapta da dediğim gibi, "üst limiti" belirlerken belki daha iyi düşünmek gerek. Belki de o kadar zirvelere göz dikmemek gerek. Her bokta birinç olunca başın göğe ermiyor. Hele edebiyat gibi bir sanat alanında. O kadar farklı faktörler devreye giriyor ki. Birinç olmayı hakkedip de spot ışıklarının senden yana hiç bakmaması da var.

Eninde sonunda ölücez. Birinç de olsak ölücez, sonunç da olsak. Bu bir yolculuk. Ne kadar süreceğini dahi bilmiyoruz. Bu birinç olma koşullanmasını aşmak istiyorum artık. Kim, ne zaman bunu iliklerime işlediyse, bu tutsaklıktan kurtulmak ve yolculuğun keyfini çıkarmak istiyorum. Güzel davranan, güzel insanlar tanımak istiyorum. Varsın edebi değeri az daha düşük kitaplar yazayım. Yazarken mutlu oluyorsam, daha önemli bir şey yok.

Ödüller şan, şöhret...Mutlaka tatlıdır. En basitinden daha çok insana ulaşmak her sanatçının içinden geçer. Ama hergünün gerçeği onlar değil. Hergün deneyimlediğin gerçek, yazı masanın başında geçirdiğin zaman. Düşünerek, yazarak, silerek, baştan yazarak geçirdiğin zaman. Daha iyisini dene. Yazdıkların içine sinsin. Ama kendine zaman tanı. Olmadık hayatlar yaşayan insanlarla kendini kıyaslayıp hayatı kendine zehir etme.





13 yorum :

  1. Galiba son zamanlarda okuduğum en güzel yazınızdı faydalı olmama çok mutlu oldum ayrıca :')
    ''Sadece Aptallar 8 Saat Uyur'' adlı bir kitabı okuyorum şuan.Kesinlikle okumalısınız sizin görüşlerinizi çok merak ediyorum.Beni kendi içimde bir savaşa yönlendiriyor.Uyuyamayan biriyim ve yazar bunu destekler nitelikte bir sürü hikaye anlatıyor farklı yollarla.Aslında bize dayatılan 8 saat uykunun saçmalığına eğer zamanında 4 saat uyutularak yetişseydik dünyanın nasıl değişeceğine vs. vs. uyku hakkında her şey var kitabın içinde okumanızı öneririm bu disiplinli bir yazar olmaya çalıştığınız zamanlarda,işe yaracaktır ^^

    YanıtlaSil
  2. Şu son paragrafı okurken nefes alıp verişim derinleşti. Nasıl odaklanmışsam. İşte böyle çözülmeler ve öze ulaşmalar beni nasıl rahatlatır.. Bazen kendimi de güzel yakalıyorum. Fakat sorun şu ki: İstikrar!

    Güzel bir ipucu yakalıyor insan. Ve oh diyor, neden bunu daha önce böyle göremedim. Hayat şimdi akıyor işte.
    Ama ne oluyor bilmiyorum geceler, gündüzler geçiyor- ben yine unutmuşum o güzel ferahlığı. Eski çıkmazlarda dolanıyorum.

    O çıkmazlar bazen uzuyo uzuyo. Bitmiyor. Ve o zaman artık bir dünya seyahati gerekiyor. O da en tasarruflu haliyle, işte şu belgeselle oluyor. Bilmem izledin mi? Bunu izleyenin bir aylık yoga etkisinde kaldığını söylüyolar :D

    Şaka bir yana..

    Hayatımda izlediğim en özel şeylerden biri. Kişisel gelişim makalalerini yerle bir eder.

    Life in a Day

    Youtube Linki: https://www.youtube.com/watch?v=JaFVr_cJJIY

    YanıtlaSil
  3. Gerçekten çok fazla zirvelerde olmak için ölesiye yaşamamak lazım. Tabi bazı insanların böyle kapasiteleri var yani çok fazla uğraşmadan zirvede oluveriyorlar. Doğuştan böyle kapasiteleri var zekiler,akıllılar sen fazla inanmıyorsun belki ama şanslılar. Ama yok olmuyorsa fazla zorlamanın bir manası yok bencede hayatı sonuna kadar yaşayacaksın kardeşim.Neden mutlu oluyorsan,neyi seviyorsan o.Mesela ben aksiyon filmlerini severim. James Bond,Görevimiz Tehlike Tom Cruise hayranıyımdır.Yıllarca beni eleştiren yakınlarım oldu. Vay sanatsal değeri yokmuş bu filmlerin, yok aktörler bir ödül bile alamazmış bu filmlerle sizene kardeşim ben seviyorum adam bana göre çok yakışıklı değilmi ama :))) halbuki kendileri de gizli gizli izlerler. Yok onlar illede entel filmler seyrederler.Karmakarşık neyse uzadı benim yazıda. Bencede fazla kasmamak gerek romanını nasıl istiyorsan öyle yaz. Edebiyat'dan anlayanlar kızacak ama öyle sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
  4. Ya ben yeni keşfettim burayı! Küçük Joe! Hoşuma gitti burası artık hep gelirim... :)

    YanıtlaSil
  5. Tren sesi eşliğinde yazıyorum....Dün 30 günlük yoga dersinin ilkini izledim, bugün Yunus ile beraber yapacağız. Yunus, nerden buldun bu videoyu diye sorunca, bir arkadaş tavsiye etti dedim...Blog arkadaşlığı bu olsa gerek, yazı ile anlaşmak, sevmek, yakınlaşmak...Yazı inşallah bizlere yeni kapılar açar, yeni dünyalar, yeni hayatlar ile rastlaşırız...

    YanıtlaSil
  6. Naçizane tavsiye mutluluktan ziyade keyif kısmına odaklan. Mesela insan melankoliden mutlu olmaz ama keyif alabilir. Her şey için geçerli, insan istemediği sürece keyfini hiçbir şey bozamaz ama mutsuz olabilir.

    YanıtlaSil
  7. @Anıl: sen oku diyorsan koşa koşa gidip o kitabı edinmem lazım. Çünkü sağ gösterip sol çakıyorsun sen blog postlarından öyle anladım. Hiç çaktırmadan hem de.
    Yazıyı beğenmene sevindim :)
    Sen bence boşver dört saatlik uyku da neymiş. Uykunu almana bak. Boşver.

    YanıtlaSil
  8. @Dukuju: istikrar konusunda haklısın, insan unutuyor kazanımlarını, ne acı. Ama bu sefer kalıcı olmasını umuyorum. Çünkü hergün üstüne çalışacağım. Ama bakmışsın dört yıl sonra gene aynı noktaya gelmişim. Olabilir. Ne demişler: can çıkar, huy çıkmaz. O verdiğin linke çok kısa göz attım. Boş bir anımda enine boyuna izleyeceğim. Sanırım bir kere daha izledim ama güzeldi diye hatırlıyorum. Gene izleyeyim.

    YanıtlaSil
  9. @Sibel: biliyor musun kimsenin uğraşmadan zirvelere tırmanabildiğine inanmıyorum. Ha şöyle birşey olabilir, torpille, tanıdıkla, rüşvetle, üçkağıtla bazı makamlara gelmiş insanlar var. Hele bu memlekette.
    Tom Cruise demek ha! Benim o bir kere! Kimselere kaptırmam :D :D :D Ta Top Gun'dan beri beğeniyorum ben onu. Top Gun'ın afişine ağzımın salyaları akarak bakardım...hey gidi...Sene oldu 2016 hala Tom Cruise var ortalıkta. Hala kadınlar hayran. Birisi görmüş onu Amerika'da, yer cücesi filan demişti. Ahahhaha şimdi hatırladım. Bunu söyleyen eski bir sevgilimdi. Kıskanç şey.
    Yok kasmayacağım. Kim kızarsa kızsın.

    YanıtlaSil
  10. @Kafa Dergi, hoşgeldin aramıza :) Gene gel bekleriz.
    Ama seni ben daha önce buralarda bir kere olsun gördüm gibi. Epey oluyor ama. Sene filan. Baktım demin bloguna. Sen de kitap yayınlamışsın. Tebrikler! Ve darısı başıma :)

    YanıtlaSil
  11. @Ayşe tren sesi çok şahane değil mi?
    Ben bugün 3. günü yaptım ama her an bırakıp başka bir yoga videosuna takılabilirim. Bazı yerleri ciddi zor. Yapamadıklarımı bıraktım. Sen de yapamazsan, yılma. Yoga for beginners diye arat youtube'dan.
    Bence de arkadaşlık bu blog. Mesela bu blogu okuyan herkes adalı olsaydı, iskelenin pastanesinde birbirimizi görseydik. Fena mı olurdu?
    Ben kararlıyım. İnsan tanımak istiyorum. Yazan, çizen, düşünen. Güzel insanlar ama.

    YanıtlaSil
  12. @Berkay: ne güzel bir ayırım yaptın: keyif ve mutluluk. Ben aslında ikisini karıştırıyorum ama melankoli örneğini çok beğendim. Otur düşün şimdi bunu.
    Bir de kimse keyfimi bozamaz mı gerçekten? Sanki benimkini bozabiliyorlar ya...

    YanıtlaSil
  13. Ahaha ne güzel bir betimleme öyle,gururlandım o zaman ^^
    Aman aynen ya 4 saat uyku da ne ben uykuya dalmak için o kadar saat harcıyorum :/ :D

    YanıtlaSil