Çarşamba, Şubat 24, 2016

Güzel günün güzel gecesi.

Bugün yoga yaptım gene. Zımba gibi oldum, zımba. Üstünden de benim evden Gümüşsuyu'nun aşağılarına kadar yürüdüm, sonra da Elmadağ'a geri yürüdüm. Nereye gittin diye sor.

Yeraz buluştuğumuzda Notos'un Kasım-Aralık sayısının Ermeni edebiyatı'na ayrıldığını söylemişti. Haberim yoktu ve edinmek istedim. Devir teknoloji-iletişim devri. Hemen telefonlarını, adreslerini buldum. İnternet olmasa eski bir sayılarından bulabilirdim aslında. Neyse aradım Notos'u, dedim böyle böyle. Bana eski sayınız lazım. Nasıl edinebilirim? Dedi, idefix'ten alabilirsiniz. Ya da internet sitemizden, ya da ofisimizden. Elbette ruhsuz bir internet alışverişi yerine ofislerinden almayı tercih ettim. Çok istiyordum bir derginin ofisini görmeyi. Hayatımda bir tane yayınevi içi gördüm. Ama dergi ofisi hiç görmemiştim. Bugün gittim, gördüm. Başım göğe erdi. Yerden tavana kadar kitap kaplıydı bütün odalar. Koltukların, sandalyelerin üstü de. Bir an orada çalışmak istedim. Sonra dedim, sen üçüncü gün, bilemedin üçüncü ay alışır, kanıksar, bunu da yaptım nasılsa deyip ayrılırsın oradan. Maymun iştahlı seni. Bilmiyor muyum ben adamımı.

Ay ama orayı gördüm ya. Sanırsın Moskova'yı gezdim. Ya da Pekin'i. Ya da Nepal'i. Öyle bir hoşuma gitti. Öyle büyük bir yer görmüşlük hissi. Öyle bir renk kattı günüme. Halbuki toplam beş dakika filan sürdü. Gelmişken, gezebilir miyim dedim. Tabii ki dediler. Zaten iki odamız var. Çok sıcak davrandılar. Öyle... Çok güzeldi.

Sonra gerisin geriye Elmadağ'a yürüdüm elimde dergimle. Orhan Kemal'le Attila İlhan bir gün Beyoğlu'nda bir sinemada karşılaşmışlar. Attila İlhan bir belgeselinde anlatıyor. Sinemanın karşısında da Baylan pastanesi. Attila İlhan girip bir şeyler yemek içmek istiyor ama pahalıdır şimdi diye, çekiniyor. Orhan Kemal'le karşılaşınca, sohbet de uzayınca, Orhan Kemal ona "gel seninle şurada burjuvalar gibi bir kahve içelim" diyor. Attila İlhan bunu anlatırken o kadar tatlı parlıyor ki gözleri, "o da benim gibi düşünmüş diyor, pahalı bir yer diye" diyor biraz da çocuksu bir ifadeyle. Ben de bugün Divan pastanesine girdim "burjuvalar gibi" bir çay içtim. Her önünden geçtiğimde aklımdaydı. Attila İlhan'ın masası duruyor mu sormak isterdim. İçeri girip sormaya çekinirdim. Bugün gidiş yolunda aklıma geldi: "akıllım onu içerde müşteriyken soracaksın." Hem dergimi okumak için, hem de o soruyu sormak için dönüşte içeri girdim. Hava da güzeldi ya. Dışarı oturdum.

Notos'un üstünde Ermenice harflerle ve Ermenice dilinde "Ermenice Edebiyat" yazılı sayısı.

Garsona sordum "o eski Divan'daydı" dedi. Şimdi hepsi karmakarışık olmuş. Üzüldüm...Kalsın isterdim. Oof gene "ne kalacak bizden geriye" 'ye bağladım. Zaten yaşadığı sokağa da abuk birisinin adını vermişler. Aa sana onu anlatmadım. Geçenlerde, gene güneşli bir gündü, çantamı sırtıma aldım, ve yürüye yürüye Attila İlhan'ın yaşadığı sokağı ve evi görmeye gittim. Açık adresini o kitaptan bulmuştum. Gittim sokağı buldum. Apartmanı da buldum. Sanırım dairesi manzaralıydı. Sokaktan öyle gözüküyordu. Emin olmak için etrafı kolaçan edeyim başka aynı isimde apartman var mı diye, orada köpeğini dolaştıran bir kadın gördüm. Ona sordum. O da tesadüf otuz senedir orada oturuyormuş. Attila İlhan'ın oturduğu evi arıyorum deyince, yok orasıydı yok burasıydı filan biraz işleri karıştırdı. Ama heyecandı işte benim için. Güzeldi. Ha o anlattı, Attila İlhan öldüğünde çok tartışılmış sokağa ismi verilsin diye, Belediye'de bir türlü kabul ettirememişler. Öyle dedi.

Şu an Paganini'nin keman konçertosu çalıyor salonda. Mendelssohn'dan başladı, sıradan bütün keman konçertolarını çalıyor sanırım kafasına göre. Güzel ama.

Bak bu da yolumun üstündeki iki eski Istanbul evi. 


Bütün fotoğrafçı reflekslerimi kaybetmişim. Eskiden olsa ve makinem yanımda olsa tam karşıdan çekerdim bunu. Neyse. İdare et. Bir de dikkatli bakınca gördüm: sadece mavi olanı eski İstanbul evi, yanındaki tırışkadan bir ev. Sadece boyası güzel. Yanındakiyle aynı anda boyanmış gibi.

Dün gece erkenden yattım ama gene uyuyamadım. Gene sabahın üçünü buldu uyuyakalmam. Bu gece gene denemek istiyorum. Kendime papatya rezene melisa çayı hazırlayayım. 

Bugün romanı yazamadım. Yürüyüş dönüşü çok yorgun hissediyordum, bitkin yani. Üşüdüm de biraz dışarıda. Sanırım soğuk sersemletti. Gözkapaklarım içerden acıyor. Gözpınarlarıma bastırasım var.  Gözlerim ışık hızında bozuluyor hissediyorum bunu. 

Paganini çok güzel yalnız (2 no lu ardından 3 no lu konçertolar). Hele şu günün gecesine o kadar yakıştı ki. Çikolatam da var. Paganini ve çikolata. Ve sakin bir gece. Küçük ışıklar. Hayatın anlamı gibi güzel.

Yarın daha erken kalkabilsem mesela. Kahvaltı-yoga- duş faslı bittiğinde saat daha sadece on olsa. Ya da daha iyisi: dokuz. Otursam romanın başına. Güldür güldür yazsam öğleye kadar. Başım göğe erer. 

Haydin bakalım. Yatak beni çağırıyor. İyi geceler dünya.


8 yorum :

  1. Yazılarınızı severek okuyorum. Hiç yorum yaptım mı hatırlamıyorum ama...

    Yoğun bir şekilde kitap yazmaya çalışmanızı izlemek çok hoş açıkcası. Muhtemelen biliyorsunuzdur ama şuan ismini hatırlayamadığım yabancı bir yazarın kitaplarını yazmak için mutlaka cafeye gittiğini söylemiş, üzerinde konuşmuştuk edebiyatçı bir arkadaşımla. Bir kaç gündür aklımda yazma ihtiyacı hissettim. Umarım kitabınız herşeyiyle istediğiniz gibi olur. :)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim beğeninizi söylemek için durup zaman ayırmışsınız.
    Birçok yazar kafelerde yazıyor, doğru. En bilinmişi Rowling'tir. Ben de onlara çok özenirdim. Hala da özenirim. Çünkü yazmak yalnız insan işi. Kafede yazınca sosyal bir işmiş gibi kandırabiliyorsunuz kendinizi. Fakat kullanışlı gelmiyor bana. Kafeler gürültülü. Orada odaklanmak daha zor. Evde çalışma masasından koltuğa yayılabiliyorsunuz yorulduğunuzda. Ama yine de içimden geçen ideal kafemi bulup orada konuşlanmak. Belki de araya araya bulurum.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Joe, roman yazman beni çok heyecanlandırdı ve azmin...biliyormusun en büyük hayalim bir hikaye kitabı ama sadece bloğa yazabiliyorum, kitap için diye oturduğum an kalemim donuyor, kendime hitap edecek kimse bulamıyorum, istanbulda iken bir yazarlık atölyesine gitmeyi çok istedim ama maddi durumum yoktu, şimdi çorumda durumumuz çok şükür iyi ama burda da kurs yok...Bu konuda pek kitap okumadım ama büyük yazarların tavsiyelerini dergilerden ( notos:) okudum. Hikayelerim için tek yapmam gereken başlayabilmek gerisi gelecek ama başlama cesaretini bile bulamıyorum...

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Ayşe, bloguna yazdıklarını çok beğenerek okuyorum.

    Tabii insan bir yerde teoriye sırtını yaslamak ister ama bence sen zaten bu işi biliyorsun.

    "Kitap için diye oturduğum vakit kalemim donuyor" demişsin. Ben de ilk bölümü yazarken benzer hislerden geçtim. Sanırım kendimizi çok sıkıyoruz. Standartlarımız aşırı yüksek. Belki çok güzel şeyler yazabileceğimizi bildiğimizden ama "çalışılabilir bir üst sınırımız" olmalı. "Çalışılamaz daha üst sınırdansa". Belki kapasitemizin biraz altına razı olmalıyız başlarda, zamanla gelişeceğimizi akılda tutarak. Başlayabilmek için ben bu yolu buldum. Kolay değil. İnsan kendini çok sert eleştirebiliyor.
    İlk bölümüm hiç içime sinmedi örneğin. Ama devam ettim. Ve şimdi ikinci bölümde beklemediğim zamanlarda o asıl içimden istediğim yerleri yakalar gibi oldum bir iki sefer. Böyle devam etmeyi düşünüyorum. Romanı yazmayı bitirdiğimde belki birinci bölümü tekrar yazarım.
    Yazmak insanın kendini defalarca aşmasıdır bence. Sen de başlamana engel olan düşüncelerini, kendine söylediğin sözleri sapta ve onların üstüne git. Zaten o düşüncelerin farkına varınca bazı şeyler değişmeye başlıyor.
    Kolay gelmesi dileğiyle, sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. Şimdiye kadar aldığım en güzel cesaretti, öyle hayıflandım ki, yıllardır İstanbuldaydım keşke seninle tanışabilseydim, yazmaya gönül koymuş birini tanırdım, belki beraber giderdik, notosa ve bütün dergileri, yayınevlerini teftişe:) teşekkür ederim, bu uzun ve içten cevabın için...

    YanıtlaSil
  6. Ben de hayıflandım şimdi :)))) Biri beni kolumdan tutsa ve yayınevlerini dergileri gezmek için peşine taksa, otursak bir yerde bir çay içsek, edebiyat konuşsak, kitap konuşsak...

    En azından aynı dönemde başlamış olacağız "ciddi" yazı projelerimize. Ben belki bir kaç ay daha önce.
    İstanbul'dayken insan bilemiyor, nasılsa istediğim zaman görürüm diye düşünüyor...

    Rica ederim ...<3 <3 <3

    YanıtlaSil
  7. İç ısıtan bir yazı olmuş okurken insan motive oluyor :) Atilla İlhanı okuldaki kütüphane kulübü başkanı edebiyat öğretmeni bize sormuştu tanıyor musunuz diye,ismini çok duyuyordum ama kim olduğunu bilmiyordum utana sıkıla başımı sallamıştım sonra eve gelir gelmez araştırmıştım zamanın bütün aşk şiirlerinin çıktığı adam yazıyordu bir forumda anneme de sorduğumda öyle bir şey demişti :D Şimdi yaşadığımız yerlere ve şu tatlı eve bakınca zamanın ne kadar değiştiğini yaşamadan hissedebiliyorum :')

    YanıtlaSil
  8. Vay Anıl! Demek beğendin yazımı :) Teşekkür ederim.

    Annenin cevabına çok güldüm. Senin yaşlarında muhtemelen ben de yarım yamalak biliyordum. Hiç bilmiyor bile olabilirim. Ama araştırmışsın ya eve gelince, ne güzel bir davranış...Türkçe'de en sevdiğim sözlerden biridir: bilmemek değil, öğrenmemek ayıp. Bana çok kapılar açmıştır. Hala da açar.

    Edebiyat öğretmeni de bir soruyla sizin bir şairle tanışmanıza vesile olmuş ya. Ona da helal olsun :)





    YanıtlaSil