Pazartesi, Şubat 22, 2016

Geçiyordum, uğradım.

İşte geldim blog. Kaç gündür yoktum. Özledin mi beni doğru söyle :D. Çok yazasım var şu an. Neyse ki yemek yedim kahvem de yanımda ve kafama takılan başka bir iş yok.

Bugün çok birşey yapmadım ama güzel şeyler yaptım. Bir kere yoga yaptım. Parantez açayım. Yoga'yı da satranç gibi gevşek tutmaya karar verdim. Öbür türlü normalde zevk alarak yaptığım şey, göreve dönüşüp sevimsizleşebiliyor. İnanılmaz iyi geldi. Her seferinde hissiyat şu. Bu hareketlerin ne gibi bir faydası olabilir ki? Kaç tane kas çalıştırıyor ki? Bir iki tanesi hariç sıfır diyesim gelse de, en sonunda kendimi süper hissediyorum.

İkincisi kuaföre gittim. Saçlarımı yeni model kestirdim. Hem de böyle kurbanlık koyun gibi kuaföre bıraktım işi. Ama tamamen değil. Baya bir sancılı ve korkulu oldu aslında. Dedim modern bir kesim olsun. Aslında hangi model yapacağını biliyordum. Arkası kısa önler de asimetrik. Ama arkasını güzel kesti. Sadece fön çeken çocuk biraz abarttı. Hareketli mi düz mü olsun dedi. Hareketli dedim. Hareketli ne muğlak bir laf. Böyle pazarlama tuzağı gibi bir şey. Kanıyorsun. Kandım. Şu an kafam düğüne gidecek gibi. Kokoşlar prensesi.

Öyle kokoş kafaya makyajsız surat olmaz dedim. Fondötenim bitmişti. Yoldan fondötenle pudra aldım. Fondöten biraz açık renk mi oldu ne? Onu yarın anlayacağız. Olmazsa bir koyusunu alırım. Kampanya vardı. Pudra bedavaya geldi zaten.

En sevmediğim şeyse sigara içen kuaförün eline sinmiş izmarit kokusunun saçıma geçmesi. Öf.

Neyse yeter bu kadar saç muhabbeti.

Romanı bu hafta sonu azıcık çalışabildim. Hala ikinci bölümdeyim. Yavaş gidiyorum. Yarından itibaren bir çizelge yapacağım. Hangi saatlerde daha verimli olduğumu anlamak için veri toplaması. Ne de olsa içimde bir bilimkadını var. Bir de asıl Rachel Aaron'un makalesinden esinlendim. İlk başta kızın sayılarına odaklandım ama dediği gibi sayıları boşver önemli olan yöntem. Bir de ne olursa olsun bence o işte bir yanlışlık var. Saatte 1500 sözcük İngilizce'de bile imkansız. Zaten onun hesabına bakılırsa bir romanı 600 000 sözcükten oluşuyor ki: olamaz, fazla uzun. Karakterle kelime sayısını karıştırmış olmalı. Ama işte onun sayılarına takılmamak gerek.

Biliyor musun bunca sene blog yazmanın romana etkisini hissettim geçen gün. Böyle, bildiğin sularda yüzmek gibi bir his. Blogun sana verdiği bir özgürlük de var. Kimse sana hiçbir zaman burasını neden böyle yaptın demiyor. Neden noktadan sonra küçük harf koydun diyen bile yok blog dünyasında, ki ilk zamanlar noktadan başka noktalama işareti kullanmaz ve büyük harfle başlatmazdım cümleleri. Canının istediği gibi yazmışsın yıllarca. Ne zengin bir deneyim.

Son günlerde saat yedi dedin mi kestiresim geliyordu. Sonra da on gibi uyanıp gene sabahın üçüne kadar ayakta durup ertesi güne de öğlende başlıyordum. Bugün dayandım. O yüzden şimdi uyku treni kaçmadan gidip yatacağım. Belki yarın gene gelir, birşeyler anlatırım. Sen hep beni dinliyorsun ya. Cansın, can. Bir de bazen cevap da veriyorsun. O zaman tadından yenmiyor. Galiba küçükken, ilk günlük yazmaya başladığım zamanlardı, on üç yaşımda filan olmalıyım, günlüğüme "keşke sen de bana cevap versen bazen" demiştim. Neler olmuyor ki hayatta.

4 yorum :

  1. Geçenlerde birçok ünlü yazarla yapılan bir röpörtajda günlük tutmanın yazarlığa kattıkları ve önemi hakkında bir yazı okudum, aklın yolu bir işte :)
    Saçını çok merak ettim! Benimki şu an yeni çocuk doğurmuş ve hiç bir işe yetişemediği için ilk iş saçını kestirmiş kadın modeli, çok uyuz oluyorum.. Ama cesaretsizim yeni modeller konusunda..

    YanıtlaSil
  2. Ayy Ceren ben de o yazıyı merak ettim. Var mıdır linki, izi birşeyi? Günlük yazmak kesin faydalı ama blog daha da başka bir deneyim. Blogda yayınlıyorsun. Okunacağını biliyorsun. Müthiş birşey bence. Böyle bir zamana yetiştiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

    Saçım şu an ortalıkta çok görülen bir saç. Önler uzun, arkalar kısa genel olarak. Böyle salkım saçak. Bir de şu an fönlü (ve yataktan yeni kalkılmış olduğu için) acaip yerlerden kıvrım kıvrım. Bienal enstalasyonundan hallice :D :D :D Sana yakışabilir bence. Hatta çok yakışabilir. Bende arkaları kat bıraktı, senin arkayı ense boyunda düşün, yanlar da çene hizzasında ve arkadan öne yokuş aşağı gidiyormuş gibi, ve neredeyse bir tutam. Bilmem anlatabildim mi?

    YanıtlaSil
  3. Günlük yazmaya aynı yaşlarda başlamışız, ben sanki Allah ile konuşuyormuşum gibi yazıyormuşum, Allahım neden, Allahım lütfen...sorgulama, istek ve derin bir yalnız ile yazılmış... Şimdi saçlarımı kısacık kestirmek istiyorum belki bugün...çorum da bir sokakta tam otuz kadın kuaförü var hepsi sinek avlıyor, kime soracağım kim nasıl kestiriyor bilemiyorum ama kestirince bloğuma koyacağım:)

    YanıtlaSil
  4. @ Ayşe: En beğendiğim blog yazarları gelip bloğuma yorum bırakıyor...Çok gururlanıyorum, kendime paylar çıkartıyorum.
    Ben de yalnızlıktan yazıyordum...Bir de o yaşın yalnızlığı başka şeye benzemiyor, zor.
    Kestirdiniz mi sonuç olarak saçları? Umarım sevmişsinizdir.

    YanıtlaSil