Cuma, Şubat 19, 2016

Dönemeç.

Kuruldum koltuğa. Kucağıma bilgisayarı aldım. Blog saati. Anlatacaklarım var. Dahası anlatasım var.  

Saat henüz erken sayılır. Çoğunlukla blog postlarımı geceyarısına doğru yazıyorum ne zamandır. Ama bugün böyle.

Bugünün en önemli işi romanın ikinci bölümünü biraz daha ilerletmek. Geçen gece, hem yazdığım postlardan, hem romana aldığım geribildirimlerden bir aydınlanma yaşadım. Şimdi bunu anlatabilecek miyim bakalım. Deneyelim.

Lafı çok dolandırmadan anlatmaya çalışayım. Şu roman için yapmam gerektiğini düşündüğüm herşeyi yaptım. Plan da çıkardım, yazmadan. Yazmaya da başladım. İlk bölümü ıkına sıkına yazdım. Fakat. OLMADI. Çok bozuldum. Ben böyle hayal etmemiştim. Nasıl hayal etmiştim peki? Daha... daha... en... en... İşte bu. Yakaladım.

Ben şimdi buna Bobby Fischer sendromu diyorum artık, ya da mum sendromu. Belki en doğru tanımlama bu değildir. Bu benim kendi içimde adlandırdığım bir şey. Psikolojik ve bilimsel bir tanım hiç değil. Bu aslında bir çeşit tatminsizlik. Bir çeşit dengesizlik. Bir çeşit boktan bir mükemmeliyetçilik. Belki ucunda fransız eğitim sisteminin de suçu vardır. Bence vardır. Kompozisyonlara prensip olarak tam not verilmez fransız sisteminde. Daha önce değinmiş olabilirim. Victor Hugo, Sefiller'i yazsa denmiştir bize, ona da vermeyiz tam notu. Bunu feci halde içselleştirmişim. Buna ek olarak: "ya hep, ya hiç" ilkesini de edinmişim ki, tüm dengesizliklerin kök hücresi bir ilkedir bana sorsan. Yani bu ikisini topla, ortaya çıkan şu: "ya tam not alırsın, ya da yazdıkların bir hiç". Tam not da alamayacağına göre, otomatik olarak yazdıkların bir hiç. Çırpınabileceğin kadar çırpın. Sonuç değişmez. Bunu böyle önüne serince, kendini ne kadar hırpaladığın bir kere daha belli oluyor. Ama bunlar bilincin biraz altında, bilinçaltının biraz üstünde bulunan oluşumlar. Bakmadan göremiyorsun. Deşmedikçe de içten yakıyor insanı. Bir mum gibi. Belki bu kadar zorlamayla çevreyi biraz aydınlatabiliyorsun en sonunda ama sende hal kalmıyor. Bobby Fischer sendromu dememin sebebi bu. Ya da mum. Aydınlatırken tükenmek. Kendinden vermek. Kendine hayrın olacak. Herşeyden önce.

Objektif bir yorum alma ihtiyacı duydum bu ilk bölümden ve iki geribildirim aldım fikrine güvendiğim iki kişiden. Geri bildirimler olumlu. Ben ne kadar kendimi sıkmışsam, geribildirimler olabildiğince rahat. Üslubu rahat herşeyden önce. Zaten beni sarsan da o oldu. Ne yapmaya çalışıyorum ben, dedirtti bana.

Denge herşeyden daha önemli. Başarıdan da önemli. Hem Yeraz'ın da dediği gibi, "böyle işlerle uğraşmak bile kendi başına güzel". O kadar doğru bir tespit ki. Böyle işlerle uğraşmak bile insanın hayatında bir güzellik. Bu birinç olma hırsını taksit taksit de olsa kopartıp atacağım içimden. Çok gereksiz. Çok sağlıksız. Ve çok mutsuz. Bundan böyle, daha ılımlı yaklaşacağım roman yazma işine. Hem eminim böyle daha verimli de çalışırım. En önemlisi de daha keyifle çalışacağım. Kendimi üzmeden.

Sanırım önemli bir dönemeci aldım böylelikle.

Şimdi, önce duşa gireceğim. Sular kesikti iki gündür. Az önce sifon doldu, duydum. Sonra da beyaz gürültü için kulaklıkları takacağım. Bayıldım ben bu beyaz gürültü uygulamasına. Benim gibi ottan boktan dikkati dağılan bir insansan şiddetle tavsiye ederim. İnanılmaz bir enerji tasarrufu. Ne araba geçtiğini duyuyorsun, ne de diğer önemsiz ayrıntıları algılıyor beynin. Varsa yoksa işin.

Bu da çalışma masam ve mor sümbüllerim. Yeraz'ın hediyesi. Dün buluştuk. Blogdan tanıştığım insanlar hiç diğerlerine benzemiyor. Çok daha derin oluyor. Çalışma masasını da biraz toplamam gerek.


6 yorum :

  1. Peki ben çalışma masanızın mükemmel olduğunu söylemiş miydim?^^ Mobilya zevkiniz çok güzel,hep nerede yazdığınızı merak ediyordum;içim rahatladı :DDd

    YanıtlaSil
  2. Ahahahaha
    Teşekkür ederim. Bu masa daha çok romanı çalışmak için, blog yazarken genelde üçlü kırmızı koltuğa yayılıyorum :) O köşenin eksikleri var tamamlayayım oranın da resmini koyarım bir gün.

    YanıtlaSil
  3. Yazınız daha doğrusu günceniz harika olmuş. Sümbüllere de bayılırım.

    YanıtlaSil
  4. Seni tanıdığıma çok memnunum, sıradanlıktan kurtarılmış bir iki saat geçirdik seninle ne mutlu bana!

    YanıtlaSil
  5. Ben de çok mutlu oldum Yeraz'cım. Ne kadar keyifliydi...Sümbüllerse bir harika. Ve hala dipdiriler.

    YanıtlaSil