Salı, Şubat 02, 2016

Doğum sancısı.

Vay blog. Geç karşıma. Biraz dertleşeyim senle. Doğum sancılarımı anlatayım sana. Anlattıkça açılayım. Sancılarım dinsin. Sen beni hep dinlersin zaten.

Şu an çalışma masamdan yazıyorum. Görsen ne havalıyım. Gözlüğüm gözümde. Çayım yanımda. Işık soldan aydınlatıyor. Etrafımda roman notlarım. Kalemler elma yeşili eski bir kupanın içinde sağda. Aynı bir yazar gibiyim.

Bugün A. ile buluştuk. Ne güldürdü beni bilsen. Çok komik kız. Seviyorum komik insanları. Yani ayrı bir seviyorum. Zenginlik bence. Bir de dün gece düşünüyordum. Bu ülkede mizaha ayrı bir yatkınlık var. İnsanlar hiç o değilmiş gibi çok kaliteli espriler patlatıyorlar durduk yerde. Fransa'da ben öyle şey görmedim hiç onca sene. Cem Yılmaz da diyordu bir sefer. Bir çiçekçiye girmiş, onun bunun fiyatını soruyormuş, bir tanesi çok pahalıymış, böyle Afrika'dan mı uzak bir yerden gelme çiçekmiş, "bu neden pahalı" demiş C.Y., çiçekçi de "o memleketine gidecek, para topluyor" demiş. C.Y. diyor ki röportajda "ne zaman düşündün ki bu espriyi, önceden mi hazırladın?", mizahtan ekmek yiyen bir insan olarak halkın karşısında ne kadar ezik olduğunu anlatıyordu. Ne diyordum ben? A.. Hah.

A. ile buluşmamızdan sonra bana bir şevk geldi. Eve geldim romanın başına oturdum, çalıştım. Fena gitmedi. Aslında romanın asıl mesajı daha net ortaya çıktı. Felsefi diyordum ya. O yanı. Ama... Hep bir ama var. Hep bir sancı. Doğum sancısına bu yüzden mi benzetiyorlar yazma sürecini. Dön dön gene sancı. Gerçi bitirme tezimdeki sancı gibi olmaz diye tahmin ediyorum. Kırk beş dakika uluslararası telefon konuşmasında anneme ağladığımı bilirim. "Anne yazamıyorum, herşey hazır ama yazamıyorum" diye. Hem o zaman teslim tarihi belliydi. Sayfa sayısı da kısıtlı. Yazmadın mı bir okul yılın gidiyordu. Yok öyle lüks yani. Eşek gibi yazacaksın. Jüri de okuyacak. Kendi kendime diyordum ki o zaman, bunu yaz bitir teslim et, dünyaları yazarsın. Bir nevi romancılığa içsel pasaport, kendime, kendimin çıkardığı. Demek ki o zaman da içimde vardı. Yirmi senedir var. Elbet vardı. Roman yazma isteği bitirme tezinden bile eski.

Bitirme tezi bir, bir de kısa öykü. Bunların çok faydası oluyor şimdi. Ama ağlamak istiyorum şu an. "Anne yazamıyorum" diye ağlamak. Bu son sancı mı bilmiyorum. Nefes alıp vermem lazım. Sakinleşmem. Bebeğime kavuşmama az kaldı. Yolda. Biliyorum.

Felsefe kısmını kafamda hallettim kendimce. Ağır okumalardan zaten vazgeçmiştim. Ha. Şöyle bir şeye baktım elbet. Felsefi roman örneği. Araştırdığım örneklerin içinde çok iyi bildiklerim var. Mesela Voltaire'in Candide'i. Camus'nün Yabancı'sı. Bunları didik didik incelemişliğimiz var lisede.  Hatta sınava bile hazırladık. Bırak okumayı. İliklerime işlemiş. Diğer birkaç tanesini de sadece okumuşluğum var: Kafka'nın Dava'sı, Sartre'ın Bulantı'sı, Kundera'nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği. Hatta felsefi romana örnek olarak Sofi'nin Dünyası'nı da saymış o makale. Bu kadarı bana yeterli geldi. Tekrar okuma gereği duymadım. Ve kendi söylemek istediklerimi yazdım. Sadece tekrara düşmeyeyim yeter dedim kendime. Lise felsefe kitabına baktım. Zamanla ilgili kim ne demiş. Benim söyleyeceklerimle alakalı bir yazara rastlamadım. Sadece St. Augustin benim düşündüğümü başka bir şekilde ifade etmiş, ama o da kısmi. Zaten benim onu romana yedirmeme engel olarak gelmedi bu bana. Tekrar gibi gelmedi. Yani çok önceden ifade edilmiş bir düşünceyi ısıtıp yeniymiş gibi ortaya çıkarmak gibi değil. Ben başka bir şey de söylüyorum onunla beraber. Olması gerekir böyle. Umarım işin kolayına kaçmıyorumdur.

A. diyor ki artık yaz! Yeter planladığın. Olmaz! Neyi nerede söyleyeceğimi olay örgüsünün neresine yedireceğimi önceden bilmem lazım. Yoksa sök baştan dik. Nefret. Ne der annem? Dikilmiş ceketin provası. O lafın argosunu ve sanırım orijinalini büyüdüğümde öğrenip çok güldüm. Eşekli hani. Anladın sen onu.

*******

Bu satırları yazdıktan sonra olay örgüsüne dört bölüm daha ekledim. O bölümler romanın ana felsefesini taşıyacak. Becerebilirsem elbet. Galiba artık işlem tamam. Vay be. Bu kadar yakın olduğumu sanmıyordum yazmaya başlamaya. Bazen durma noktasına öyle bir geliyor ki insan, bir daha bir rüzgar bulman aylar sürecek sanıyorsun. Yolda eklemeler çıkarmalar olabilir. Ama galiba gemi hazır. Direkleri ve yelkenleriyle.

Evet galiba artık başlayabilirim. Kısa öyküde de bu tedirginlik vardı. Ne yazacağımı biliyorum ama gene de becerebilecek miyim tedirginliği. Suya atlamadan yüzmeyi öğrenemezsin. (Bir  bölüm daha ekledim şimdi.)

Başlıyorum blog. Galiba Scrivener'ı indireceğim. Başlıyorum inanabiliyor musun? Heyecan, korku, sevinç içimde harman. An itibariyle yirmi dört bölüm. Haydin ben kaçtım. İşim var. Bana şans dile. Bir de sabır. Sancılanmayayım artık mümkünse.








11 yorum :

  1. Bir insan spontane gelişmeden, planlı nasıl yazar aklım pek almıyor. O yüzden yazarlara hep bir saygı duymuşumdur :) Hadi bitir de sana da saygı duyayım :P

    YanıtlaSil
  2. hahahha gerçekten doğum yaptında sancısını anlatıyorsun sandım :)) Şu ara ilgi odağım..
    Ama yazmak ah o yazmak yok mu, bilirim, gerçekten sancıdır.
    Bitecek, geçecek, yenisi gelecek.. ;)

    YanıtlaSil
  3. Selam, yine ben!

    Bana karışmak düşmez ama yine de kendimi tutamadım, bir şey söylemek istiyorum. Bence A. çok haklı. Bu kadar ön hazırlık kafi. Hatta fazla bile ama elbette her yazarın yazma tercihleri farklıdır. Endişem şu: Hazırlık safhasına o kadar emek vermişsiniz ki elinizdeki fikirlere, ya da yol haritanıza sıkı sıkı bağlanacaksınız ve gerektiğinde vazgeçemeyeceksiniz. Oysa her şeyden vazgeçmeyi, her şeyi değiştirmeyi ve en kötüsü her şeyi çöpe atmayı göze alarak yola çıkmanız çok daha sağlıklı olur. Roman için yani. Bence işin en eğlenceli tarafı da, hiç beklemediğiniz bir anda, önceden tahmin edemeyeceğiniz kadar şaşırtıcı yollara sapmak ve bambaşka şeyler keşfetmek.

    Bunları söylüyorum ama hepsini gayet iyi bildiğinizi de tahmin ediyorum. Benim ki biraz gevezelik. Başkalarının yazma maceralarına ve süreçlerine meraklıyım, zaten bu yüzden yaratıcı yazarlık vs. işlerine de burnumu soktum ya... Bir nevi "mesleki" deformasyon diyelim.

    Neyse, uzun lafın kısası, bundan sonrası çok daha sancılı geçecek ama asıl eğlence, asıl keyif, asıl mutluluk şimdi başlıyor. Her anın, her tökezlemenin ve güzel bulduğunuz her cümlenin tadını çıkarın. Yazdığınız her sayfanın -sonra size ne kadar çirkin gelirse gelsin- kıymetini bilin. Çirkin sayfalar, hiç yazılmamış sayfalardan daha kıymetli. Onların üzerinde çalışıp işe yarar hale sokabiliyoruz. Bazen.

    Bol şans dilerim :)

    YanıtlaSil
  4. :) Size yazma sürecinde başarılar dilerim, bunalırsanız umutsuzluğa kapılmayın, Hikmet Bey'in yaratıcı yazarlık kursuna gidin..:))

    YanıtlaSil
  5. @ berkay: neredeyse silah zoruyla yazdırırlarsa sana da, sen de yazarsın. Ha artık silah dayayan kalmadı, ama kanıma girmiş bulundu bir kere. Kendi kendime yapıyorum ne yapıyorsam artık. Sana da yapalım, kendine de saygı duy. :P

    YanıtlaSil
  6. @ Yasemin, algıda seçicilik olmuş sana :))))))) Benim hamilelik yirmi sene sürdü dersem biraz abartmış olur muyum bilmiyorum. :))))) Senin bebişe kocaman öpücükler buradan.

    YanıtlaSil
  7. @ Hikmet Hükümenoğlu: bu yorumunuzu sabah tam romanın başına oturacakken aldım, ağzım kulaklarımda. Dedim tamamdır, alabileceğim bütün gazları aldım.

    Lütfen karışın! :)) Dediğiniz çok doğru, şu an plandan sapmam çok zor. Çünkü herşeyi neredeyse milimetrik hesapladım. Ama hikayenin daha güzel olacağına inanırsam, körü körüne yol haritasına sadık kalmam sanki gibi geliyor. Ama içim cız da eder.
    Çirkin sayfa hiç yazılmamışa yeğdir. Bunu aklımda tutacağım.

    Sizin buralara uğramanız beni çok keyiflendiriyor. Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  8. @ Eren, çok teşekkürler güzel dileklerinize, siz herhalde katıldınız Hikmet bey'in kursuna. Çok ilginç ve başarılı olduğundan hiç şüphem yok.

    YanıtlaSil
  9. Evet, son derece faydalı oldu, bir o kadar da eğlenceliydi, o nedenle size de tavsiye ettim, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  10. @ Eren: doğru tahmin etmişim :))) Demek ki sizin roman da yolda mı demeliyiz?

    YanıtlaSil
  11. Tamamlanmış bir çalışmam var ama yayınlanma durumu ne olur bilemiyorum, ama böyle bir çalışmayı tamamlamış olmak bile yeterince tatmin edici, teşekkür ederim ilginize:)

    YanıtlaSil