Pazar, Ocak 03, 2016

Ve güzelce devam ediyor...

Dün akşam görüp göreceğim en tuhaf rüyayı gördüm sana anlatmazsam çatlarım.

Öncesini de anlatayım tam olsun. Saat kaçtı tam hatırlamıyorum altı buçuk- yedi diyelim, akşam. Biraz yorgun hissediyordum, gittim uzandım. Uzanış o uzanış. Bir dalmışım, bir uyumuşum, amanın bir uyumuşum. Salonda ışıklar açık kalmış, ben üstümde kıyafetlerle, kombi cayır cayır yanıyor ve saat olmuş sabahın beş buçuğu. Yuh dedim yani. Rüyamsı şeyi işte o uyanış anı ile uyuma hali arasında gördüm. Aslında tam rüya da denmez. Uyku mahmurluğu da denmez. İkisinin ortalamasını al. İşte o. Sıkı dur bak.

Ben, efendim, meğer Fatih Sultan Mehmet'in askeriymişim (!), evet askeri, ve tam İstanbul'u fethedeceği günün sabahı, herkes fetih için ayaklanmış, yola koyulmuş ama benim uykum olduğu için, kimse de beni uyandırmadığı için (emin ol uyandırmazlar), o dünya tarihinin sadece bir defa göreceği hayatımın en büyük, en önemli zaferini kaçırmışım. Mahmurluk dağılmaya başladığında çok fena pişmanlıklar içindeydim. Sonra da aklım başıma geldi.

Sonra kalktım, dişlerimi fırçaladım, kombiyi asgariye ayarladım, ışıkları söndürdüm, pijamalarımı giydim ve yatağa yattım. Tabii ki de uyku tutmadı.

Neyse bu böyle bir sabahtı.

Galiba diyeceğim ama kesin eminim aslında, bu rüya, okumakta olduğum kitabın etkisi. Babil'in en zengin adamı. Mesela şans ile ilgili bir bölüm okumuştum dün. İyi şansı kendine nasıl çekersin? İyi şans, diyor kitapta, mesela piyangoda en büyük ikramiyenin sana çıkması ya da kumarda zarların senin lehine gelmesi değildir. Kumardan kimse zengin olmamış, piyangoda para çıkması çok ender görülen bir durum. Zengin olmak isteyen için iyi şans, karşısına çıkan kazançlı bir yatırım fırsatını tepmemektir. Ve tabii kazançlı bir yatırım ile dolandırıcılığı ya da akılsızca bir planı ya da ortaklığı birbirinden ayırmak.

Bu kitap bana çok iyi geldi. Kendime güvenimi geri kazandırdı para ve iş konusunda. Bazı, eskiden kendimden bildiğim ilkeleri tekrar tazeledi hafızamda. Onları okuyunca kağıtta, tamam ben doğru düşünüyormuşum diyorum.

Geçmişi düşünüyorum çokça. Çok büyük bir fırsata uyanamadım (bkz. rüyada uyuyakaldığım için tarihi bir olayı kaçırmak). Bir yanım köpek gibi pişman ama diğer yanım kararım doğruydu der durur. Çok toydum. On sekiz yaşındaydım. Belki elime yüzüme bulaştıracaktım. Belki de erken yaşta çok zengin bir iş kadını olacaktım. Aile kuracaktım. Evet. Diğer opsiyonu iş işten geçtikten sonra idealize etmesi şimdi kolay. Pişman olmamak için kendimi tutuyorum belki bir yandan. Böyle gitgeller yaşıyorum diğer yandan. O patron benim şansımdı. Teklifine ve ısrarına uyanamadım.

Başka bir yandan kendi potansiyelimi tekrar keşfediyorum. Yapabilirim. Ve yapmak demek en, en, en olmak demek değil. Uçuk değil hayallerim. Tam tersine yere sağlam basıyor. Potansiyelim de sonsuz değil. Olmak zorunda da değil. Bak bu yeni bir kazanım örneğin. Eskiden olsa, imkansızı hedefler ve yola bile çıkamadığım için dövünür dururdum. Bir çeşit doyumsuzluk. Nereden geldiği şu an çok net.

Kolay kazanılan para kolay kaybedilir diyor mesela kitapta. Kalıcı zenginlik yavaş yavaş edinilir. Sonra birisinden bir tavsiye aldığında konuyu bilen birisi olsun diyor. Özellikle internet ortamında, bilen bilmeyen herkes fikrini paylaşırken, bu ilke hep akılda tutulmalı. Mütevazı fakat değerli sözler eden bir kitap. Bir de verdiği örnekler güzel. Hani dersi sınıfta öğreten öğretmenler olurdu ya. Bu kitabı biraz ona benzetebilirim.

Burayı uzun zamandır okuyorsan, kendi içimdeki duvarları keşfettiğim bir yazım vardı. Tek göz odada yaşadığımı sanırken aslında sarayda yaşadığımı anladığım. Sonra kenarına beni her yere götürebilecek bir tren garını bulduğum yazı. Galiba bu sefer tavanı fark ettim. Ya da yaptırmışım. Onun gibi birşey. Vay blog.

Şimdi senin anlayacağın iş ve ticaret amacını öne aldım. Roman ve satranç ile beraber götürmeye çalışacağım. Evet koltuktaki karpuzlar çoğalıyor ama ona bir formül buldum. Her amacı her gün çalışmamak. Bakalım bir ayın sonunda ne kadar yol almış olacağım.

Büyüdüğümü hissediyorum blog. Olgunlaştığımı.

Ah kırmızı dolap. İçine kutu aldım ve alt rafı da düzenledim. Dün. Yer açıldı.

Bunlar da ekmekler. Mutlu Keçi sormuş. Hamur ekmek fırınından aldığım hazır ekmek hamuru.

















2 yorum :

  1. Bu aralar bende değisim yaşıyorum
    Gerçekten hayat 40 dan sonra başlıyormuş uzun zamandır sizi takip ediyorum normal hayatta hiç yolumuzun kesişemeyeceği insanlariz ama sizi okurken ne kadar ortak noktamız var diyorum bu güzellikler umarımki artarak devvam etsin sizin ve benim için sevgiler canan

    YanıtlaSil
  2. Böyle uzun zamandır takip edip sonra bir gün yorum yazınca biri çok seviniyorum. Gerçek hayatta yolumuzun kesişemeyeceği fakat benzerliklerimizin çok olduğu kimbilir ne çok insan var şu dünyada. Ben internetten çok önceleri, çocukken uyumadan, aslında anlaşabileceğim fakat yolumun hiç kesişmeyeceği insanları düşünüp üzülürdüm :) Benden de sevgiler.

    YanıtlaSil